Sayfalar

25 Haziran 2012 Pazartesi

Another


2012 yapımı gerilim türünde bu anime 1998 yılında geçen bir olayı anlatıyor. Koichi, babasının iş için Hindistan'a gitmesinden dolayı 9. sınıfı büyük annesi ve büyük babasının yanında Kuzey Lisesi'nde okumak üzere Yomiyama'ya gelir. Okula rahatsızlığından dolayı biraz geç başlamıştır. Ancak sınıfta bir gariplik olduğunu fark eder, herkes ondan bir şeyler saklamaya çalışmaktadır. Bir kişi hariç; Misaki Mei. Sınıf arkadaşları ona da farklı davranmaktadır. Bu da Misaki Mei ve Koichi'yi yaklaştırır. Böylece Kouichi, Mei'den gerçeği öğrenir. Bir bir lanettir, sınıf arkadaşları veya onun akrabaları bir şekilde kötü olaylar sonucu ölmektedirler. Bu laneti yok etmenin ise bir tek yolu vardır...

12 bölümlük bu gerilim serisi ilk bir kaç bölüm iyi başlamıştı ama sonra kötü devam etti, yer yer fazla kanlı ve vahşi buldum doğrusu, bir de konu bir yere bağlanmadı. Son bölümde konuyu bir yere bağlasalar daha iyi olurdu. Benim puanım 10 üzerinden 5,5:) Ben çok beğenmesem de bu animenin bepenenleri çok. Şunu da söylemeden geçemeyeceğim, bu animenin çizimlerini son derece başarılı buldum, çizimden 10 tam puan veriyorum Another'a:) Size daha önce bahsettiğim Anime-İnceleme blogundan bu animenin yorumunu okumak için tıklayınız.

Resim:http://25.media.tumblr.com/tumblr_lzofjlULkD1ronqv2o1_500.gif

21 Haziran 2012 Perşembe

Kaplumbağa Terbiyecisi - Emre Caner


Bu kitabı alalı uzun zaman olmuştu ama bir türlü sıra gelmemişti okumaya. Ben 350 sayfa civarı olan cep kitabı versiyonunu okudum ve 2-3 günde bitirdim.

Kitap Osman Hamdi Bey'in hayatını anlatıyor. Biz onu ressamlığı ile tanıyoruz daha çok ama kendisi çok yönlü bir insan ve nelerin onun eseri olduğunu duyunca o kadar şaşırıyorsunuz ki.

18 yaşındaki Osman Hamdi, 1860 yılında o zamanın bakanlarından babası İbrahim Edhem tarafından önce hazırlık sonrasında da hukuk eğitimi almak üzere Paris'e gönderilir. Hazırlık sınıfında başarılı bir öğrenci olur, hukuk fakültesini de kolayca kazanır ama hukuk değil de sanat okumak istediğini fark eder. Önceleri babasından gizli sanat okuluna devam eder, sonra babasına artık durumu açmak mecburiyetinde kalır ve babası da o kadar açık fikirli bir insandır ki oğlunun Avrupa medeniyetini tanıması için izin verir sanat okuluna devam etmesine. Paris'e gittikten 8 yıl sonra Fransız eşi ve küçük kızı ile ziyaret için İstanbul'a dönen Osman Hamdi, bu sırada kendisine teklif edilen Bağdat'taki bir görevle devlet hizmetine başlar.


Kitapta Mihrap isimli bu resmin de hikayesini bulabilirsiniz.

Bu görevde olgunlaşan Osman Hamdi'nin hayatı bundan sonra hayatını kaybettiği 1910 yılına kadar devlete hizmetle ve dolu dolu geçer. Neler yapmamıştır ki hayatında? Arkeolojik zenginliklerimize ilk dikkat çeken, ilk yerli arkeolojik kazıyı gerçekleştiren, Nemrut ve Komagene eserlerini ilk defa gün ışığına çıkaran, ilk yerli sanat okulunu açan, Arkeolojik müzemizi kuran, Taksim - Kabataş metrosunun fikir babası, ilk insan figürlü resimlerimizin ressamı, Beyoğlu belediye başkanlığı döneminde Beyoğlu'na bu görkemli binaları kazandıran kişi Osman Hamdi Bey'dir. Hayatımızdaki kimi güzellikleri, farklılıkları işte 100 yıldan daha uzun zaman önce yaşamış Osman Hamdi Bey'e borçluyuz.


İstanbul Arkeoloji Müzesi'nin mimarisi Osman Hamdi Bey'in verdiği ilham üzerine ünlü mimar Vallury'e aittir.

O hem büyük bir sanatçı, hem de önemli bir fikir ve devlet adamıymış. Tabi kitabı okurken babası İbrahim Edhem'in bunda etkisinin büyük olduğunu görüyoruz. İbrahim Edhem Bey sadrazamlık da dahil olmak üzere uzun yıllar nazırlık da yapmış olan bence zamanının çok ilerisinde açık fikirli biriymiş. O kadar otoriter ve baskın biri olmasına rağmen oğullarının bütün isteklerini açık fikirlilikle onaylamış, onların en iyi eğitimi almaları için elinden geleni yapmış, beni çok etkiledi.

Aslında bir çırpıda bütün kitabı anlatmak istiyorum şu an, o kadar güzel ve akıcı ki. Ama susuyorum, siz okuyun bu kitabı:) Hem Osman Hamdi'nin etkileyici hayatını okuyacaksınız, hem dönemin Avrupa ve Osmanlı'daki gelişmelerini takip edeceksiniz, hem Şeker Ahmet Paşa, Ahmet Mithat gibi tanıdık isimlere rastlayacaksınız.

Ben bu kitaptan gerçekten çok etkilendim, zamanının şartlarını zorlayarak çok önemli işler başarmış Osman Hamdi Bey. Yazarın da okuduğum ilk kitabı ama çok akıcı ve sürükleyici bir kitap çıkarmış ortaya. Mutlaka okuyun, son zamanlarda en çok etkilendiğim kitaplardan birisi. Şimdiye kadar Osman Hamdi, resimlerine hayranlık duyduğum bir ressamdı ama şimdi çok daha farklı bir yeri var benim için.

Bu arada yazarın sitesine www.emrecaner.net bakmanızı da öneririm, kendisinin ilk kadın ressamlarımızdan Mihri Müşvik hakkında da bir kitabı olduğunu gördüm, o da güzel olmalı:) Keyifli okumalar.

19 Haziran 2012 Salı

Burn: Şehrin Enerjisi!

Burn

Burn’ün sunduğu www.sehrinenerjisi.com’da kullanıcı İstanbul’un farklı bölgelerini temsil eden sesleri, Doğuş Çabakçor ile Ozan Çolakoğlu’nun müziğiyle mix’leyip özgün şarkısını yaratabiliyor. Polis sireni, adalardan fayton sesi, metro gişesi, dolmuşçu, vapur sesi gibi bir çok sesin İstanbul haritası üzerinde temsil edildiği uygulamada, kullanıcı istediği sesleri müziğinin bir parçası haline getirebiliyor.  Kullanıcı dilerse mikrofon aracılığı ile kendi istediği sesleri de İstanbul haritası üzerine ekleyip özgün şarkısının içerisine dahil edebiliyor.

İstanbul’un seslerinden güzel bir mix yapmak isterseniz: www.sehrinenerjisi.com   
Facebook: https://www.facebook.com/BurnTurkiye 
Twitter: https://twitter.com/#!/burn_tr

Bir bumads advertorial içeriğidir.

18 Haziran 2012 Pazartesi

Sinek Isırıklarının Müellifi- Barış Bıçakçı


Barış Bıçakçı'nın en son romanı "Sinek Isırıklarının Müellifi" (müellif, yazar demek bu arada:)), daha önce "Bizim Büyük Çaresizliğimiz" den bahsetmiştim. Bu da, daha önce okuduğum kitabı gibi 166 sayfa.

Cemil 40'lı yaşlarında bir yazar adayıdır. Eşiyle birlikte Ankara'da bir toplu konutta yaşamaktadır. 12 yıl inşaat mühendisi olarak çalıştıktan sonra, daha fazla çalışmak istemediği için işi bırakmış ve evde roman yazmaya başlamıştır.

Bu bir olay romanı değil, daha çok Cemil'in hayatını sorgulaması, bunları yaparken yine de gündelik olayların girdabından çıkamaması. Kısa ama vurucu bir kitap, hele bir cümlesine bayıldım;

"Kırk yaşımızda, yüreğimize yirmimizde sıktığımız bir kurşunla ölüyoruz."

15 Haziran 2012 Cuma

Ano Hana


Ano Hana, uzun adıyla Ano Hi Mita Hana no Namae o Bokutachi wa Mada Shiranai , 2011 yılının en iyi dramları arasında ismi geçen bir anime, 11 bölümden oluşuyor. Öncelikle müziklerinin ve çizimlerinin çok iyi olduğunu belirteyim.

Tsuruka, Poppo, Anaru, Yukido, Tan-Jin ve Menma çocukluklarında ayrılmaz bir grupturlar, ancak bir gün Menma’nın ölümü bu grubun dağılmasına sebep olur. Neredeyse 10 yıl sonra, bir gün Menma’nın hayaleti Tan-Jin’e görünür, önceleri bunun gerçek olmadığını düşünen Tan-Jin sonra Menma’nın yarım kalmış bir işi bitirmek için geri döndüğünü anlar. Artık hepsi başka bir tarafa savrulmuş bu arkadaş grubu bir araya gelir ve Menma’nın öbür tarafa geri dönmesini sağlamaya çalışır, ancak sadece bu isteklerinde samimi olduklarında bunu başarabileceklerdir.
Bu duygusal dizi sizi gerçekten etkileyecek, tavsiye ederim.

Anime-İncelemeleri blogundan bu animein yazısını okumak için tıklayınız.
Resim: http://snippettee.wordpress.com/tag/ano-hana/

11 Haziran 2012 Pazartesi

Bu Kafalara Ulaşmak İçin Ne Gerekir?


Oyun Linki : https://www.facebook.com/rufflesturkiye/app_298027463617532

Ruffles, reklam filmlerindeki “böyle kafalar” konseptini internete de taşımış, Türkiye’nin ilk Goldberg projesini yapmış! Adına ise Ruffles MAX Machine denmiş... Böyle bir makine gerçekten de olsa olsa “böyle kafalar”dan çıkardı!

Ruffles Max’ın lansmanı için hazırlanan videoyu yeterince dikkatli izlerseniz, üzerlerinde soru işareti bulunan kutuları görebilirsiniz. Kutuların içinde ne olduğunu da bilirseniz o zaman ödüllerden ödül beğenirsiniz. Çünkü Ruffles, videoya kutular gizleyerek Facebook üzerinden oynanabilen bir oyun yaratmış ve videoyu interaktif bir hale getirmiş. Yukarıdaki link sizi oyuna götürecektir. Düzenekte kullanılan malzemelerden bazıları da kısaca şöyle:

- 2 adet 74 model Mini Cooper (Bayandan)
- 3 barbekü (hepsi yandı)
- 2.3 km ip ve 1.5 kilo barut
- 327 adet okey taşı
- 7 çamaşır makinesi
- 3750 parça LEGO
- 800 adet tahta
- 630 balon ve daha niceleri...

Ayrıca Ruffles videoyu daha eğlenceli yapmak için onu sonunda ödül de bulunan bir oyuna dönüştürmüş. Ödüller bomba:

- Adidas 1000 TL hediye çeki
- iPad 3 (Yeni)
- iPhone 4S
- PS Vita
- AR Drone
- Oyun koltuğu

Size tavsiyem dikkatli izleyin!

Bir bumads advertorial içeriğidir.

9 Haziran 2012 Cumartesi

Siz hangi mevsimin insanısınız?


Şans geldi mi üst üste geliyor işte, yine bir çekiliş kazandım. Bu seferki çok farklı, renk analizi çekilişi:) Giyim- kuşam hemen hemen her bayanın ilgi alanıdır, benim de takip ettiğim bir çok moda ve makyaj blogu var. Shopaholic de en beğenerek takip ettiğim bloglardan birisi, kendisi hem kendi giyim kombinlerini paylaşıyor,yeni trendlerden bahsediyor, hem de bir çok markanın yeni sezon lansmanlarına katılıp bizimle paylaşıyor.Tarz olarak çok beğendiğim sıcak bir blog,sahibesi Shopaholic de öyle:) bir göz atmanızı şiddetle tavsiye ederim.

Shopaholic geçenler bizlerle Oya Komar ile yaptığı renk analizi randevusunu paylaşmıştı, yüzyüze ve oldukça detaylı olan bu analiz benim çok ilgimi çekmişti, hemen ardından bize sürpriz yapıp 3 kişiye çekilişle renk analizi hediye etti. Talihlilerden biri de bendim:)

Öncelikle buradan Oya Komar'ın sitesine girip testi cevaplıyorsunuz, sitede örnek analizleri de görebilirsiniz, sonra Oya Hanım size analiz sonuçlarınızı ve bu sonuca göre hangi renklerde ve nasıl giyinmeniz gerektiği ile ilgili bir kılavuz gönderiyor. Bu kılavuz gerçekten harika bir rehber çünkü giyiminizden, saçınıza, makyajınıza hatta çorabınızın rengine kadar çok detaylı tüyolar içeriyor. Sizin renginiz olmayan ama sevdiğiniz renkleri nasıl kullanabileceğiniz de bu kılavuzda var.

Testi cevaplar cevaplamaz Oya Hanım çok hızlı bir şekilde sonucumu gönderdi, gerçekten kendisi çok ilgili, maili öyle mekanik bir şekilde göndermiyor, test sonucum hakkında kendisi de kısa yorumunu yazmış, üstelik sorularım olursa yardımcı olacağını da eklemiş:)

Ben test sonucuna göre Sonbahar veya İlkbahar çıktım, Oya Hanım iki grubun renk kartelası ve kılavuzlarını da yollamış, detaylı incelediğimde daha çok Son Bahar kadını çıktığımı gördüm:) Ben de kendimi hep öyle hissederim zaten:) Bir de genellikle kendi renklerimde seçimler yapmış olduğumu da gördüm, mesela ben pembe rengini giyimde de makyajda da pek yakıştıramam, gerçekten de Son Bahar kadınına gitmeyen bir renkmiş.

Renk seçimi gerçekten çok önemli çünkü size gitmeyen bir rengi giydiğinizde yüzünüz soluk, kirlimsi görünüyor, renk kadar rengin kuvveti de önemli üstelik, hatta giysinizin kumaşı bile. Kısacası benim için çok faydalı ve eğlenceli bir deneyim oldu, bu arada Oya Hanım'ın pinterest sayfasına da göz atmanızı tavsiye ederim, her mevsim insanı için harika kombinler var. Yukarıdaki görselleri Oya Hanım'ın pinterest adresinden aldım. Renk analizi bütün bayanların ihtiyaç duyacağı bir şey bence, bundan sonra gardrobumu bilinçli bir şekilde düzenleyeceğim, size de tavsiye ederim.

Sevgili Shopaholic ve Oya Komar Hanım'a tekrar çok teşekkür ederim:)

8 Haziran 2012 Cuma

Acı Çikolata - Laura Esquivel


Acı Çikolata 1989 yılında yazılmış olmasına rağmen hala çok popüler olan bir roman. Meksikalı yazar Laura Esquivel'in ilk romanı, daha sonra o zamanki eşi tarafından filme de alınmış. Yazarın tarzı büyülü gerçekçilik, gerçekten de kitabı okurken zaman zaman bir Frida tablosu gözümün önüne geldi.



Kitap her biri yılın aylarının isminde 12 bölümden oluşuyor ancak roman bu 1 yıl içinde geçmiyor. 19. yy Meksika'sında geçen roman ölümsüz bir aşkı anlatıyor. 15 yaşındaki Tita, Pedro'ya aşık olur, evlenmek isterler, ancak aralarındaki engel çok büyüktür. Aile geleneğine göre üç kız kardeşten en küçüğü olan Tita, annesi ölünceye kadar ona bakmakla yükümlüdür ve bu yüzden evlenemez. Pedro'nun herşeyden çok sevdiği aşkı Tita ile birlikte olabilmek için bulduğu çare ise herkes için üzüntüden başka bir şey getirmez.

Bu kitap tam bir "kadın romanı", yazar bir kadının duyarlılığını çok iyi yansıtmış. Aynı zamanda kitabın her bölümünde bir yemek tarifi var, tabi tariflerin çoğunu günümüzde uygulamak zor. Aşağıda resmini gördüğünüz Kral Tacı, yılın özel bir gününde yapılıyor, içine porselen bir biblo saklanıyor, bu biblo kimin payının içinden çıkarsa o kişi çok şanslı kabul ediliyor ve dilek dileme hakkı oluyor.



Bu arada kitabın orijinal ismi olan "Como agua para chocolate", İspanyolca'da hislerin uç noktasını anlatmak için kullanılan bir deyimmiş. Ben kitabı çok beğendim, özellikle Tita'nın yaptığı yemekler yoluyla Pedro'yla iletişim kurması, duygularını anlatması beni çok etkiledi. Kitabın gözünüzün önüne getirdiği görsellik çok güzel, başta da dediğim gibi Frida tabloları geldi gözümün önüne. O tasvir edilen mutfak atmosferi çok güzeldi, çizgi filmlerdeki cadıların sihirli iksirler hazırlamaları gibi gizemli bir olay olmuş yemek pişirmek:) Kolay okunan ve etkileyici bir kitap, mutlaka tavsiye ederim:)

Resim 1: http://karaklm.com/networks/images/image.663411
Resim 2: http://www.independent.co.uk/migration_catalog/article5315904.ece/ALTERNATES/w380/14visfea1.jpeg
Resim 3: http://www.delish.com/cm/delish/images/jB/rosca-de-reyes-mexgrocer.jpg

6 Haziran 2012 Çarşamba

Pastabiye'den Kurabiyelerim Geldi!:)

Blog çekilişlerine bayılıyorum, kah kitap kah kozmetik kah kurabiye katılıyorum ve şanslı kişi ben olduğumda çook seviniyorum:)
Bu sefer sevgili Pastabiye'nin 10 adet özel kurabiyesinden kazandım, kendisi tam bir sanatçı, onunla ve eserleriyle tanışmak için tıklayınız. Sadece kurabiye değil cupcake ve pasta konusunda da harikalar yaratıyor, özel günleriniz için mutlaka Pastabiye'yi aklınızda bulundurun misafirlerinizi çok etkileyeceğiniz garanti!:)

Sevgili Pastabiye, o kadar güzel şeyler yapmış ki sizinle paylaşmadan edemedim, işte güzeller;

Dış paketi bile bu kadar özenli ve güzeldi:)


10 tane birbirinden güzel kurabiş!:)


Eşim ve ben, bu kadar benziyoruz birbirimize!:))


Tam bir mutlu aile tablosu!:)

Sevgili Pastabiye'ye bir kere daha çok teşekkür ederim, kesinlikle çok titiz bir bayan ve sizin istediğiniz gibi olması için elinden geleni yapıyor, sanırım yine çekilişler düzenleyecek, takipte kalmanızı öneririm:)

5 Haziran 2012 Salı

Yabancı - Albert Camus


Albert Camus'un 1942 yılındaz yazdığı "absürd" felsefi akımına öncülük etmiş kitabı Yabancı'dan bahsedeceğim size bugün. Aslında 100 küsur sayfalık bu kitabı okuyalı bir süre oluyor ama nedense bir türlü kitaptan bahsetmek içimden gelmedi.

Yazarın daha önce "Veba" isimli kitabını okumuştum, gerçekten çok etkileyici bir kitaptı, hatta o kadar ürkütmüştü ki beni sonuna kadar okuyamamıştım. Yabancı'ya gelirsek, çok önemli bir eser olduğunu ve yazarının bu romanından dolayı Nobel Ödülü kazandığını biliyorum ancak aşağıda alıntıladığım yazıları okuyana kadar roman benim için pek bir anlam ifade etmedi açıkçası. Konusu kısaca, Mersault isimli Fransız bir memurun Cezayir'de annesinin ölümüyle başlayan hikayesi, neredeyse tesadüfen bir Arab'ı öldürmesiyle devam eder. Merault'un hayata karşı kayıtsızlığı, evlenmek, yaşamak vs. gibi istisnasız herşey için bir şeyi "yapmak" ve "yapmamak" arasında hiç bir fark olmayışı, dolayısıyla duygusuzluk, herşeye karşı yabancılaşma kitabın ana konusudur.

Wikipedia'da Yabancı Romanı hakkında şöyle denmiş;

"Yine kahramanına söylettiği "Herkes bilir ki, hayat yaşamak zahmetine değmeyen bir şeydir, aslında 30 ya da 70 yaşında ölmenin önemli olmadığını bilmez değildim, çünkü her iki halde de gayet tabii olarak başka erkekler ve kadınlar yine yaşayacaklar ve bu binlerce yıl devam edecektir (...) İnsan madem ki ölecektir, bunun nasıl ve nezaman olacağının önemi yoktur’ sözleri, çağdaş nihilizmin "saçma" kavramı altında irdelenmesidir.....

Özetle söylenmesi gerekirse, dünya boş ve manasız, her şey, insan, hayat, toplum saçmadır. Evrensel bir saçmalıktır bu. Bunu düşünmek çok yorucu, hayattan bezdiricidir. Yaşamın tekdüzeliği altında, makineleşmiş bir dünyada makineleşmiş insan, ölümü bile rahatlıkla kabul eder. Hayat yaşamaya değmez. Yabancı’yı okurken, bütün olağan dışılığına rağmen öykünün doğallığı, kahramanın ölümü kabullenişindeki doğallık bizi rahatsız eder, dünyanın saçmalığı vurgusunu kuvvetlendirir. Mersault’un yaşama sıkıntısına paralel bir sıkıntı okuyucuda da uyanır. Bütün kişilerin yaşamları ve eylemleri de boş ve anlamsız gelir size."


Bazı görüşlere göre kitap aslında anlamsızlığın olmadığını gösterir romanında. Bence kısa, yazım dilinin sadeliği açısından kolay okunan ancak kolay anlaşılmayan bir kitap. Doğrusunu söylemek gerekirse bende fazla bir duygu oluşturmadı, başta da dediğim gibi kitapla ilgili yazılanları okuduktan sonra daha anlaşılır oldu. Ancak çok temel ve önemli bir eser olduğu için okumanızı tavisye ederim, keyifli okumalar:)

Yeni Çekilişler


Kitap Behçesi'ndeki ilk çekilişi size kendi çekilişimle birlikte duyurmuştum, daha ilk çekiliş sonuçlanmadan Kitap Bahçesi yine çok güzel bir çekiliş hazırlamış, katılmak için buraya tıklayınız , bu sefer hediyeler kitapla sınırlı değil üstelik, kazananı kocaman bir paket bekliyor:)

Duyurmak istediğim diğer bir çekiliş Okuyan'dan geliyor, kendisi sık sık çok güzel
çekilişler düzenliyor, daha önce duyurma fırsatım olmadı, bu 4. çekilişi, bu sefer o harika el işlerinden bir hediye oluşturmuş, katılmak için buraya tıklayınız .

Herkese iyi şanslar:)

4 Haziran 2012 Pazartesi

Kimi ni todoke- Reaching You


2009 yapımı, romantik türde bu anime aslında toplamda iki sezon, ben burada 25 bölümlük ilk sezonundan bahsedeceğim. Sawako Kuronumo lise birinci sınıfa gitmektedir. Halka filmindeki korkunç kızla hem isim (Sadako) hem de fiziksel benzerliği olması, biraz da insanlardan uzak durması onun hayaletleri görebildiği ve insanları lanetlediği dedikodusunun okulda yayılmasına sebep olur. Bu yüzden hiç arkadaşı yoktur ve sınıfta hep dışlanmaktadır, okulun ilk günü okulun yerini tarif ettiği Kazehaya dışında! Kazehaya ise neredeyse Sawako’nun tam tersidir, oldukça cana yakın, neşeli ve sempatik, üstelik yakışıklı bir gençtir. Sawako’nun yok yere dışlandığını görünce ona yakın davranmaya başlar, onun bu davranışı diğer insanları da etkiler, önce Kazehaya’nın yakın arkadaşı Ryu, sonra diğer insanların haklarında kötü dedikodular yaydığı ama aslında çok tatlı iki kız olan Chizuru ve Ayene de Sawako’ya yakınlık göstermeye başlarlar. Sawako’nun hayatı birden bire değişir ve kendisini beş kişilik bir arkadaş grubunun içinde bulur, artık çok mutludur. Bir de aşkı tadabilse… İşte bu 25 bölüm bize Sawako’nun arkadaşlıklarının, aşkının hikayesini ve aşkı için mücadelesini anlatıyor. Gerçekten çok beğendim bu animeyi, 25 bölümü hiç sıkılmadan izledim. Çizimleri güzel, müzikleri, özellikle kapanış müziği çok hoş. Bu anime bir “İtazura na kiss” değil belki ama yine de çok güzel. Taviye ederim, 12 bölümlük ikinci sezon da sırada:)

Resim: http://pininci.files.wordpress.com/2010/02/kimi_ni_todoke2.jpg