Sayfalar

24 Ağustos 2011 Çarşamba

Duygusal Eğitim


Gustave Flaubert'in Duygusal Eğitimi son okuduğum kitap. İletişim Yayınları'nın Dünya Klasikleri serisinin baskısını okudum, bu serinin yayın yönetmeni Orhan Pamuk'muş.Orhan Pamuk'un en sevdiği ve hayran olduğu yazarların başında Flaubert geldiğini biliyorum. Flaubert'in daha önce Madam Bovary'sini okumuştum ve çok beğenmiştim. 1821 yılında doğmuş olan Flaubert, Madam Bovary'i 35 yaşında yazmış. Duygusal Eğitim'i ise 23 yaşında bitirmiş (kitabın arka kapağında verilen bilgiye göre Flaubert bu kitap üzerinde neredeyse 25 sene çalışıp 1869'da yani 48 yaşında yayınlamış), doğrusu böyle bir romanı o yaşta yazması inanılmaz. Gerçi romanda kendi hayatından esinlenmeler anladığım kadarıyla oldukça fazla. Kendisi de Frederic gibi hukuk eğitimini yarım bırakmış, ve aynı onun gibi kendisinden yaşça büyük evli bir kadına neredeyse hayat boyu büyük bir aşkla bağlı kalmış.

Kitabın arka kapağında Marcel Proust'un "Dostoyevski'nin bütün romanlarının ismi 'Suç ve Ceza' olabileceği gibi, Flaubert'in bütün romanlarının -en başta Madam Bovary olmak üzere- ismi de pekala 'Duygusal Eğitim' olabilirdi", sözüne yer verilmiş.

Kitabı okurken Stendal'a benzettim, Stendal Flaubert'ten neredeyse 40 yaş büyük olmasına rağmen bu iki Fransız yazar Realizm ve Romantizm akımlarının temsilcileridir. Dolayısıyla üslupları benzetmem de doğal sanırım. Bu arada kitabı güzel kılan bir diğer unsur da herhalde Cemal Süreya'nın güzel çevirisi olsa gerek. Kitabın konusu kısaca Frederic isimli aristokrat bir gencin yaşamı ve karakterinin değişimi verilirken diğer taraftan 1848 devrimleri, Fransa'da İkinci İmparatorluk yönetiminin kuruluşu gibi Avrupa'nın siyasi olaylarına da yer verilmiştir. Doğrusu bu siyasi olaylar okumamı yer yer zorlaştırdı, dönemin tarihini bilen, ilgi duyan biri kuşkusuz daha fazla zevk alacaktır bunları okumaktan. Kitabın sonunda Philippe Desan'ın "Falubert'in Duygusal Eğitimi'ne Dair Bir Okuma" başlıklı yazısı vardı, orada okuduğuma göre Flaubert de kitabında tarihi olaylar ve kişilerin kendi roman kahramanlarını gölgede bırakacağı endişesini yaşamış, bu nedenle tarihi olayları oldukça yüzeysel vermeye ve bunları roman karakterlerinin sohbetleri dışına taşırmamaya gayret etmiş. Ne kadar da iyi etmiş:)

Romanın konusuna geri dönersek, Frederic babasını kaybetmiştir, annesiyle zengin ve mutlu bir hayat sürer, asil olmalarına rağmen servetleri sınırlıdır, annesi Frederic'in hukuk okuyup yüksek mevkilere gelmesini arzular. Frederic narin yapılı ve duygusal bir çocuktur, en yakın arakadaşı ise ne zengin ne de asil olan ancak hırslı ve mert biri olaak tanınan Deslauriers'dir. Birlikte hukuk mektebine başlarlar, Deslauriers okulu bitirir, doktorasını da yapar ve avukat olur. Frederic ise bir gün vapurda Madam Arnoux'yu görür, bu kadın kendisinden belki 10 yaş büyüktür ancak ondan çok etkilenir, kadının yanında iki küçük çocuğu da vardır üstelik. Sırf onun izini kaybetmemek için eşiyle tanışır, adamın sanat malzemeleri ve bazı sanat eserleri sattığı bir dükkanı vardır, yarım ağızla onu dükkanına davet eder. Frederic'in sürekli ziyaretleri sonrasında kendisi birden Arnoux'ların aile dostu olup çıkar. Mösyö Arnoux'un çapkın bir adam olduğunu gördükçe ve bir de Rosanette diye bir metresi olduğunu öğrenince Madam Arnoux'a yakınlığı artar. Ne var ki bu kadın ulaşılmazdır, Frederic'in ilanı aşk çabalarına karşılık vermez hatta anlamazlıktan gelir neredeyse. Frederic ise aşka aşıktır, içindeki bu tutkuları doyasıya yaşayacağı bir kadın aramaktadır. Bu sırada Arnoux ile bozuşan Rosanette ile yakınlaşır. Bu kadın cahil, kaba, bayağı olsa da çok güzeldir. Kalbi bir kelebek gibi uçup duran Frederic'i bu bir süre oyalar. Bir taraftan Frederic bir baltaya sap olmaya da çalışmaktadır. Hukuk eğitimini bırakmıştır ancak kültürlü bir gençtir. Bir konuda kitap yazmaya kalkar, sonra politikaya atılmaya karar verir. Ancak bunlardan sonuç alamaz. İlişkilerini de çıkarları doğrultusunda ayarlar. Can dostu Deslauries ile ilişkisine sınır koyar çünkü bu genç sınıfça kendisinden düşüktür. Bir ara Frederic'e amcasından miras kalır, bu rahat yaşayabileceği kadardır. Zaten çok fazla lüks haracaması vardır. Annesinin evinde Roque baba isminde zengin ama asil olmayan bir adam komşularıdır. Bu kişi soylu ve ünvan sahibi Dambreuse ailesi için katiplik tarzı bir iş yapmaktadır. Roque babanın Louise isminde bir kızı vardır, zamanında Frederic bu kıza ağabeylik yapmış onu kitaplar okumuştur ancak bu kız şimdi evlilik çağındadır, kaba saba ancak güzel ve tutkulu bir kızdır. Nasıl olduysa bu kızın Frederic'le evlenmesi fikri gündeme gelir, Frederic düşüncesizce hareket der her zamanki gibi, bu kızla evleneceği yolunda şeyler söyler ve ardından Paris'e arkadaşlarının yanına döner. Genç adam düşüncesiz ve bencildir ancak çoğu zaman başkaları tarafından kullanılmaktan kurtulamaz. Madam Arnoux onun kendisine olan zaafını bildiğinden bunu kocasına yardım toplamak için kullanılır, Rosanette hem parası için hem de başkalarını kıskandırmak için kullanır, Deslauries ve diğerleri de parası için onu ellerinde tutmaya çalışırlar. Frederic çoğu zaman bunları görmez, özellikle kadınlara karşı zayıftır. Madam Arnoux ile aşklarını itiraf ederler ama kadın ne olursa olsun ailesine bağlı kalır, aralarında bir şey yaşanmaz. Rosanette'ten bebeği olur ama bu onun içinde hiç bir duygu oluşturmaz, hatta çocuk ölünce onun ölüm döşeği başında bile kocasını yeni kaybeden ve kendisine tutkun olan Madam Dambreuse ile evliliği sonucu ne kadarlık bir servete konacağının hesabını yapar. Ancak rahmetli Mösyö Dambreuse'un karısına hiç bir şey bırakmadığı ortaya çıkınca bu evlilik de suya düşer. Bütün bu olaylar sırasında kral yanlısı ve halkçı karakterler arasında siyasi sebeplerden darılma ve benzeri şeyler de olur, zaman zaman halk isyanlarına da kitapta yer verilmiştir. Roman uzun yılları kapsamaktadır, 1840'da başlar ve 1867'de son bulur. 1867 yılında Frederic'in durumu şöyle anlatılmıştır;

"Yolculuğa çıktı. Gemilerin hüznünü tattı, sabah ayazında çadırlarda uyandı, görünümlerin ve yıkıntıların göz alıcılığını, yarım kalmış arkadaşlıkların acısını duydu.

Sonra döndü. Sosyete hayatına daldı ve başka aşkları oldu. Ama ilkinin o tükenmez anısı bunları tatsız kılıyordu; üstelik tutkunun şiddeti, hatta duyarlığın çiçeği de yitip gitmekteydi. Entellektüel tutkularında da bir azalma olmuştu. Yıllar geçip gidiyordu; alışmıştı kafasının tembelliğine, yüreğinin uyuşukluğuna."

Bu satırları yazarken Frederic 50 yaş civarında olmalı.



1867'de bir gün Frederic yaşlıca bir adamken Madam Arnoux onu ziyarete gelir. Kocası ölmüştür, zamanında lüksbir yaşam süren bu kadının şimdi eskisinden çok farklı bir hayatı vardır. Buna rağmen kadın zamanında kendisinden aldığı borç parayı getirmiştir, bu da o zaman Frederic'i parası için kullandığını düşündüğümüz bı kadını bize affettirir, sevgisinin saflığından emin oluruz, çünkü yaşadığı fakirliğe rağmen bu parayı Frederic'e hem de onun hiç ihtiyacı olmamasına rağmen getirmiştir. Aşklarından konuşurlar, Frederic ona hiç evlenmeyeceğine dair yemin eder ama bilir ki aşık olduğu kadın Madam Arnoux'dan çok kendisinin hayalinde yarattığı bir kadındır, zaten ona sahip olamadığı için sürmüştür aşkı bunca zaman. Bu yüzden belki ona kendisini teslim etmeye hazır bu kadını alı koymadı. Aşklarından kalan Madam Arnoux'un ona verdiği bir tutam saçtan ibaretti.

Son bölümde kitabın diğer karakterlerinin neler yaşadığından kısaca bahsedilir. En son olarak Frederic ve dostu Deslauries hayatlarına şöyle bir bakarlar ;

"İkisi de aşkı bulamamıştı, ne aşk için çırpınan Frederic ne de iktidar tutkusuyla yanıp tutuşan Deslauriers. Sebebi neydi acaba?

-Belki de dümdüz bir çizgi çekemediğimiz için, dedi Frederic.

-Senin için böyle olabilir. Bense, tersine, ikinci derecede önem taşıyan binlerci şeyi hesaba katmadan, aşırı bir doğrulukla hareket ettim. Ben fazla mantıklıydım sense fazla duygulu.
Sonra alın yazılarını, koşulları, yaşadıkları çağı suçladılar."


İşte bu bölüm müthiş bence, çoğumuzun yaşlanınca alın yazımızı, koşulları ve yaşadığımız çağı suçlayacağımız aşikar değil mi? Bu bana çok acı geldi doğrusu. Bir taraftan da yaşamın öyle çok da hesaba gelmeyeceği verilmiş, kitabın en can alıcı kısmı, bütün romanın bir değerlendirmesi bu. Neredeyse aşk için yaşayan Frederic dört farklı kadınla şansını denedi ve aradığını bulamadı, üstelik bu kadınların hepsi de ona aşıktı.

Kitabın sonundaki Philippe Desan'ın makalesi de oldukça ilginç, burada Flaubert'in romanı yazdığı sırada arkadaşlarına gönderdiği mektuplardan parçalar var, yazarken zorlandığını söylüyor.Bir de romanla ilgili diğer kaynaklarda yapılmış bazı eleştirilere yer verilmiş, bunlar romandaki bölümlerin bir kısmındaki devamlılığın eksikliği ve tarihi olaylarla ilgili bir takım eleştiriler. Devamlılık eksikliği pek göze batmıyor doğrusu, olaylar o kadar çok ki çoğu zaman konuşma olmayan kısımlarda kısa kısa paragraflar halinde, neredeyse özet olarak verilmiş.

Bu arada şunu belirtmek isterim ki, roman boyunca Frederic'in karakterindeki değişime de tanık oluyor, bu genç adam yaşı ilerledikçe farklı davranışlara bürünüyor. Bu açıdan bu romanı yazmak, aynı kişinin zaman geçtikçe yaşı ilerledikçe değişimini yansıtmak çok zor olmalı diye düşünüyorum.

Son olarak, bu roman okurken çok fazla heyecan vermedi bana, çok sürükleyici değildi ama bütününe bakınca etkileyici buldum. Özellikle sonu beni gerçekten etkiledi. Yazarın ustalığı tartışılmaz, en azından bundan dolayı okunmalı.

Resim 1: Jean Sala- 'High Noon Tea'
http://www.masterart.com/PortalDefault.aspx?tabid=53&dealerId=121&objectID=354900

Resim 2: Monet- La Prominade
http://www.artquotes.net/masters/monet/la-prominade-75.jpg

10 yorum:

  1. Oldukça uzun bir yazı ama sıkılmadan okudum. Madam Bovary okumuştum. Dikkat ederseniz Flaubert'in karakterleri genelde mutlulugu yakalayamıyor. Hep ellerinden kaçırıyorlar. Bu kitabını okumamıştım ama açıklamanızdan sonra okumaya karar verdim. Tskler :)

    YanıtlaSil
  2. Aslıcım yorumun beni çok mutlu etti,Flaubert'in karakterleri mutluluğu yakalayamıyorum evet çünkü yazar da kendi hayatında çok fazla sıkıntı yaşamış sanırım ondan. Umarım sen de beğenirsin kitabı, ben teşekkür ederim, sevgiler:)

    YanıtlaSil
  3. Çok güzel bir tanıtım yazısı , güzel bir paylaşım olmuş...Bu kitabı hiç bilmiyordum eğer bulabilirsem bakacağım.
    Madam Bovary'yi okumuştum ama unutmuşum.
    Ayrıca bu kitabın çevirisinin iyi olması da çok önemli.
    Emeğine sağlık:)

    Baykuş gözüyle

    YanıtlaSil
  4. Natalicim çok teşekkür ederim güzel yorumun için, evet çevir çok önemli gerçekten:)

    YanıtlaSil
  5. detaylı ve akıcı yazmıssınız emeğinize sağlık

    YanıtlaSil
  6. Beğenmenize sevindim, yorumunuz için teşekkür ederim:)

    YanıtlaSil
  7. ‘’Asıl acınacak şey dedi; lüzumsuz bir ömrü sürüklemektir.’’

    ‘’Gerçekten de, gece, lamba yanıp rüzgâr camları sarsarken, bir kitap alıp ateş başına oturmaktan daha güzel bir şey var mıdır?’’

    Modern romanın temsilcilerinden olan Gustave Flaubert'in ''Madam Bovary'' adlı romanından en sevdiğim yirmi alıntıyı okumanız için sizinle de paylaşmayı isterim: http://www.ebrubektasoglu.com/yazi/gustave-flaubert-madam-bovary-romanindan-20-sahane-alinti/

    Keyifli okumalar dilerim,
    edebiyatla ve sağlıcakla kalın.

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. yazıyı tekrar okuyup kitabı hatırladım, çok önemli bir roman gerçekten, alıntılarınızı okumaya geliyorum, size yorum yazamıyorum kusura bakmayın, yorumunuza çok teşekkür ederim:)

      Sil
  8. ''Flaubert de kitabında tarihi olaylar ve kişilerin kendi roman kahramanlarını gölgede bırakacağı endişesini yaşamış'' demişsiniz; bence Flaubert boşuna endişelenmiş kesinlikle önüne geçmemiş ve fon olarak kalmış. Ben tarihi bölümünü daha çok sevdiğim için önüne geçmesini isterdim o ayrı:)) Ama güzel roman okunmalı mutlaka. Elinize sağlık Eren Hanım, sevgiler

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. :) Evet Gül Hanım, gerçekten insanın dimağında güzel bir tat bırakan, doygunluk veren bir romandı, şimdi bir kere daha görüyorum ki edebi eserlerin ayrı bir yeri var, çok teşekkür ederim vakit ayırıp okuduğunuz ve değerli yorumunuz için, sevgiler:)

      Sil