Sayfalar

24 Ekim 2013 Perşembe

Kızıl Saçlı Anne

Lucy Maud Montgomery'nin romanından uyarlanan 1979 yapımı, 50 bölümlük Japon yapımı bir anime. Çocukken en sevdiğim çizgi filmlerden biriydi, aynı şekilde Küçük Prenses Sara da tavsiye edeceğim harika çizimleri olan çok güzel bir çizgi filmdi. Gelelim Kızıl Saçlı Anne'in konusunda, 19.yy'da Kanada'nın Prens Edward adasındaki Avonlea kasababasında yaşayan Cuthberth kardeşler hiç evlenmemişlerdir, artık yaşlandıkları ve çiftlik işlerinde yardıma ihtiyaç duydukları için bir erkek çocuk evlat edinmeye karar verirler. Ancak bir yanlış anlaşma sonucu kendilerine gönderilen çocuk Anne Shirley olur. Cuthbert kardeşler bu sürprizden hiç hoşnut olmazlar, bu küçük bir kız maddi yükten başka bir şey getirmeyecektir onlara. Ama Anne Shirley geri gönderileceğini duyunca o kadar üzülür ki, üstelik eski evinde hem ev işlerine yardım etmiş hem kendinden küçük çocuklarına bakmıştır, bir süre geri gönderilmek üzere beklerken Cuthbert'ler daha fazla dayanamaz ve Anne'in kalmasına karar verirler.

Anne buna çok sevinir, çünkü artık hem bir evi vardır hem de doğal güzelliklerine adeta aşık olduğu Avonlea'da kalmaya devam edebilir. Bu cıvıl cıvıl, içi içine sığmayan kız Cuthbert'lerin hayatını değiştirir, üstelik ev işlerine de yardım etmektedir. Marilla ve Matthew onu çok sevseler de bunu kendi tarzlarında gösterirler. Bir süre sonra Anne okula başlar, başta Diana Barry olmak üzere bir sürü arkadaşı olur, sınıftaki başarısıyla yakışıklı Gilbert Blythe ile rakip olur, hatta onu geçer. Tek hayali öğretmen olmaktır ancak bu arada sevdiği şeylerden de vazgeçmez; hikaye anlatma kulübü kurar, tiyatroda oynar, hitabetiyle ün kazanıp şehirdeki toplantılara davet edilir, herkesin övgüsünü kazanır, doğaya hayranlığını ve merakını hiç kaybetmez, son derece hassas ve duyarlıdır, gerçi zaman zaman bu aşırı hassasiyeti sorunlara yol açar ama...

Sonuca gelirsek, kesinlikle harika bir çizgi filmdi, huzurlu, sakin ve bence çocuklar için oldukça öğreticiydi. Bir çocuğun hayata farklı bakışı, güzellikleri fark edebilmesi, derslerindeki başarısının yanı sıra kendisini mutlu eden ve ciddiye aldığı uğraşları, arkadaşlarıyla ilişkileri, büyükleriyle sevgi ve daha çok da saygı çerçevesindeki ilişkisi, karşılaştığı negatif kişi ve olaylarla baş etme yolları çok güzel verilmişti. Çizimleri de oldukça şirindi, Anne'in 50 bölüm boyunca yavaş yavaş büyüyüp güzelleşmesini izlemek çok güzeldi, bu klasik çizgi filmi herkese tavsiye ederim:)

19 Ekim 2013 Cumartesi

Bir Başka Faust - Daniel & Dina Nayeri

Bu kitabı en son internetten kitap alışverişi yaparken görüp son anda almıştım. Gothe'nin Faust'unu çok duyup merak ettiğimden, ve kitabın arkasında Faust'tan esinlenilerek bu kitabın yazıldığını okumuş olduğumdan beklentim yüksekti. Ancak aslında kitabın kapağı bile herşeyi açıklıyor tabi; güzel bir merdivenin önünde birbirinden şık ve bakımlı beş genç, yani bu bir gençlik romanı. Her neyse, önce kısaca kitapla ilgili bilgileri vereyim; 2009 yılında Tudem Yayın'dan çıkmış, 404 sayfa, kitabın yazarları İran asıllı iki kardeş.

Konumuza gelirsek, beş tane kahramanımız var; Victoria, Valentin, Christian, Belle ve Bicé. Bunların (Bicé dışında; o Belle'in ikiz kız kardeşi) ortak noktası hepsinin de mutsuz ve tatminsiz olması. Bu 10 yaşındaki dört çocuk, bir gün Madam Vileroy isminde çok güzel ve etkileyici bir kadınla tanışırlar, bu kadın onlara isteklerine kavuşabilmeleri için ruhlarını satmalarını teklif eder, çocuklar bu teklifi kabul edince eskiye ait bazı anıları silinir ama isteklerine de kavuşurlar, zihin okuma, zamanı geri alma gibi özel güçler de kazanırlar. Ancak zamanla Madam Vileroy'un köleleri olduklarını fark ederler ve bundan kurtulmak için çareler düşünmeye başlarlar.

Bu kitapta da Faust da olduğu gibi şeytanla anlaşma yapılmasından dolayı kitabın ismi "Bir Başka Faust" olmuş herhalde, buna ithafen Madam Vileroy'un evlat edindiği bu beş çocuk Faust soyadını almış, ama keşke başka isim koysalarmış kitaba, gençlik romanı bile diyemiyorum çocuk-genç romanı diyeyim, basit cümleler, basit olaylar, vakit kaybetmeye değmez. Keyifli okumalar.

13 Ekim 2013 Pazar

Tekinsiz Kitap - Jeremy Dyson

Tekinsiz Kitap'ı önce bir kitapçıda görmüş ve hem iç tasarımı hem de konusundan dolayı çok merak etmiştim. Domingo Yayıncılıktan ilk baskısı haziran 2013'de çıkan kitap gerçekten ilginç. İngiliz Jeremy Dyson aslında komedi türünde de olmak üzere televizyon yazarlığı yapmış, bunun dışında okült konulara ilgisinden dolayı bu konularda öykü ve kitaplar da yazmış. Tekinsiz Kitap'ın ortaya çıkışı ise şöyle, yerel bir gazeteci olan Aiden Fox yıllar boyu derlediği İngiltere'de geçen ve gerçek olduğuna inanılan garip ve korkunç öyküleri derleyerek Jeremy Dyson'a bunları yazmasını teklif eder. Dyson önce buna kuşkuyla baksa da bu tür konulara çocukluğundan beri ilgi duyduğu için kabul eder ve hemen kendisine bir rota çizer. Olayların geçtiği yerleri kendisi de ziyaret ederek, her hikayenin başına bu ziyaretleriyle ilgili de kısa notlar düşmüştür. Ancak her hikaye için format aynı değil. Son bir kaç hikaye sanki başka kitabın içindeymiş gibi sunulmuş. Toplamda 10 adet hikaye okuyoruz. Ben yazarın üslubunu sevdim. Bazı hikayeler çok da ilginç değildi ama bir kısmı gerçekten ilgimi çekti ve merakla okudum. Özellikle Sir Eden Vachs'ın Hortlaklar Üzerine Bir Kitap isimli kitabından alıntılanmış gibi görünen "İkinci Vaka" çok sürükleyiciydi. Benim kitaba verdiğim puan 10 üzerinden 7, sıkılmadan okunabilir hoş bir kitap. Keyifli okumalar ve şimdiden iyi bayramlar:)

6 Ekim 2013 Pazar

Büyülü Oyuncakçı Dükkanı - Angela Carter

1940 Britanya doğumlu olan yazar, bu kiatbı 1967 yılında yazmış. Büyülü gerçekçilik tarzında yazdığı eserlerle çeşitli ödüller kazanmış. Hayata veda ettiği 1992 yılına kadar çeşitli üniversitelerde yazma konulu dersler de vermiş. Kitabın arka kapağında yazdığına göre Margaret Atwood, Salman Rüşdi gibi yazarları da etkilemiş.

Bu kitabı uzun zaman önce, severek takip ettiğim ve kitap zevkini çok beğendiğim blogger arkadaşım Biblio sayesinde tanımış ve okuma listeme eklemiştim, Biblio'nun kitapla ilgili yazısı için tıklayınız. Gerçekten de özgün ve oldukça hoş bir kitap.

Zengin bir ailenin kızı olan 15 yaşındaki Margaret, annesi ve babası bir kazada hayatlarını kaybedince iki küçük kardeşiyle beraber, tek akrabası olan Londra'daki dayısının yanına gönderilir. Ancak dayısı, dayısının dilsiz eşi ve onun iki genç kardeşiyle birlikte, dayısının katı kuralları altında, oldukça mütevazi ve konforsuz bu yeni hayatı, Margaret'in eski hayatından çok farklıdır, onun ilgisini çeken tek şey ise dayısının oyuncakçı dükkanında kendi yaptığı eşi benzeri görülmemiş oyuncaklar, maskeler ve kuklalardır. Burası hem son derece ilgi çekici ama aynı zamanda da ürkütücüdür.

Kitapta anlatılan şey sürükleyici bir hikayeden ziyade Flower ailesinin merak uyandırıcı gündelik yaşamları ve sırları, ancak yazar o kadar enteresan bir atmosfer oluşturmuş ki hiç sıkılmadan kitabın sonuna kadar okunuyor. Romanda olay örgüsü neredeyse yok, "bana bu kitabı anlat" deseniz yukarıda yazdıklarımdan farklı bir şey söyleyemeyebilirim ama dediğim gibi buna rağmen kitap son derece sürükleyici ve ilginç. Kesinlikle tavsiye edeceğim bir kitap, "Büyülü Oyuncakçı Dükkanı" dışında yazarın "Kanlı Oda" isimli hikaye kitabı da dilimize çevrilmiş. Keyifli okumalar.

1 Ekim 2013 Salı

Otranto Şatosu - Horace Walpole

Can Yayınları'nın Gotik-Romantik serisine aşt bir başka kitap da Otranto Şatosu. Yazarı İngiliz Horace Walpole kitabı 1765 yılında yazmış. Yanlış hatırlamıyorsam bu roman gotik akımına ait ilk roman olarak kabul ediliyor.

Kasvetli bir şatoda geçiyor oluşu ve karakterler arasındaki aşk ilişkileri bana gotik-romantik serisinin bir diğer romanı olan Sicilya'da Bir Aşk Hikayesi isimli romanı hatırlattı.

129 sayfadan oluşan romanın konusuna bakacak olursak; Otranto Şatosu'nun prensinin oğlu Conrad, Isabelle isminde bir genç kızla evlendirileceği gün üzerine devasa bir şövalye miğferinin düşmesi sonucu ölür, bu durum herkesi şok eder. Bir taraftan bu devasa miğferin nereye ait olduğunun araştırılması, diğer taraftan kaybettiği erkek varisin yerine yenisini yapma derdinde olan Otranto Şatosu prensi Manfred'in göz koyduğu gelini Isabelle'in peşine düşmesi derken şatoda işler karışır. Şatonun rahibi, Manfred'in eşi Hippolita ve kızı Matilda, tesadüfen olaylara karışan yakışıklı köylü Theodore romanın diğer öne çıkan kişileridir. Bu arada tabi şatoda ortaya çıkan dev ve bir takım hayaletler de romanda boy gösterir.

Roman herhalde yazıldığı zaman oldukça ilgi çekiciydi, ama olayların hızlı gelişimi ve karakterlerin şiirsel diyalogları tiyatrovari, hatta neredeyse operavari diyeceğim. Bir de tabi herkesin birbirinin babası çıkması gibi Türk filmi tadında gelişmeler var. Değişik ve türünün ilk örneği olması açısından önemli bir kitap, ilginizi çekebilir.