Sayfalar

29 Ağustos 2013 Perşembe

Mutluluk Projesi; Ev - Gretchen Rubin

Yine D&R'ın kampanyası sonucu 9,90 TL'ye aldığım bir kitap. Daha önce Gretchen Rubin'in Mutluluk Projesi'ni almış ve çok beğenmiştim. Yazar bu sefer evde mutluluğun yollarını bulmaya odaklandığını söylemiş ancak aldığı kararlar ve uyguladığı yöntemler önceki kitabıyla benzer tabi. Bu sefer 9 aylık bir program belirlemiş ve yine önceki gibi her ay aldığı kararları titizlikle uygulamaya çalışmış.

Rubin sevdiği bir işi, mutlu bir ailesi olan sağlıklı bir kadın, bu kadar şanslı biri olduğu halde neden umduğu kadar mutlu olmadığının üstünde düşünmüş ve mutluluğun aslında bizim sandığımız şey olmadığı sonucunu çıkarmış. Yaptığı gözlemlerde "kokulara odaklanmak" gibi çok basit eylemlerin bile hayatımızdaki küçük mutluluklardan biri olabileceği sonucunu çıkarmış. Örneğin bir ay evde mutfaktan geçerken durup bir mandalinayı koklamanın o sıradaki duygularını değiştirebileceğini söylüyor. Sonra kendisine evinin bir köşesinde bir "koku mihrabı" oluşturuyor ve sevdiği kokuları güzel bir tepsinin üzerinde evinin bir köşesine yerleştirip arada bir onları kokluyor ve kendini daha iyi hissediyor:)
Size daha etkili gelebilecek başka bir karar ise; eve gelen ve giden kişileri karşılama ve uğurlamada çok daha sıcak davranılması, yazar bu kararını eşi ve çocuklarına da bildirip onlardan da buna katılmalarını istemiş ve gerçekten bu kararları onları çok daha sıcak bir aile haline getirmiş. Kısacası küçük şeylerin hayatımızı ne kadar derinden etkileyebileceğinin çarpıcı örneklerini veriyor yazar.

Rubin aldığı kararlar ve bunları uygularkenki deneyimlerinin yanı sıra titiz araştırması sırasında okuduğu sayısız kitap ve araştırmalardan da yeri geldikçe alıntılar yapıyor, böylece ortaya okunması oldukça kolay ve keyifli bir kitap ortaya çıkıyor. Okurken kesinlikle size de kendi mutlululk kaynaklarınızı keşfetmek için ilham veriyor. Şu soruları kendinize sorararak başlayabilirsiniz;
1. Kendinizi iyi hissetmenizi ne sağlar? Hangi aktiviteleri eğlenceli, ttaminkar ya da enerji verici bulursunuz?
2. Kendinizi kötü hissetmenize ne sebep olur? Hayatınızdaki can sıkıntısı, öfke, küskünlük kaynakları nelerdir?
3. Hayatınız konusunda doğru olmadığını hissettiğiniz ve değiştirmek istediğiniz neler var?
4. Bir gelişim atmosferi oluşturmanıza olanak sağlayacak kaynaklara sahip misiniz?

Kitabın sonunda da mutluluk konusunda gayet yüklü bir kaynakça verilmiş. Kısacası okumanızı tavsiye edeceğim bir kitap.
Yalnız kitabın çevirmeni ve editörü (yayın yönetmeni mi oluyor?), malesef yazar kadar iyi bir iş çıkartamamışlar demek zorundayım. Kitapta bir sürü yazım yanlışı vardı, "egzersiz" kelimesi defalarca "eksersiz" şeklinde yazılmış, bunun dışında da rahatsız edici bir çok hata vardı, koskoca bir kitabı çevirmek düzenlemek tabi ki kolay bir iş değil ancak daha titiz olunabilirdi, hele de böyle çok satan bir kitapta.

25 Ağustos 2013 Pazar

İki Genç Kızın Romanı - Perihan Mağden

Uzun zamandır merak ettiğim bu kitabı, D&R'ın Doğan Kitap ile yürüttüğü 5 TL kampanyasından aldım.

Yazarın 2002 yılında yazmış olduğu romandan, 2005 yılında Kutluğ Ataman tarafından "İki Genç Kız" ismiyle sinemaya uyarlandığında haberim olmuştu, aynı zamanda yazarın Heavenly Creatures filminden esinlenmiş olduğu iddiası da o zamanlar gündemi meşgul etmişti.

Kitap Behiye ve Handan isimli iki genç kızın arkadaşlığı üzerine, liseyi yeni bitirmiş bu iki kız ortak bir arkadaşları vasıtasıyla tanışırlar, bu tanışma ikisinin de dünyalarını alt üst edecektir. Behiye Boğaziçi Üniversitesi'ni yeni kazanmıştır, düşük gelirli bir ailede güvensizlik duygusuyla yetişmiştir, kültürsüz ağabeyi Tufan'dan, zayıf anne ve babasından utanır, aslında hoş bir kız olmasına rağmen kendisini beğenmez, kısacık kestirdiği saçları ve giyim tarzıyla erkeksi görünüşü hareketlerine de yansımaktadır, zeki ve içtendir ama zerafetten yoksundur.

Handan ise onun tam tersidir adeta, her girdiği ortamda dikkat çekecek kadar güzel, çıtı pıtı, bebeksi, saf , duygusal, yönlendirilmeye muhtaç, dişi, annesine aşırı düşkündür. İki kızın tek ortak noktaları yalnızlıklarıdır. Birbirlerini görür görmez tamamlayıcılarını bulduklarını hisseder ikisi de.

Behiye, Handan'ın saf davetini evden kaçışı için bahane olarak görür, annesinin biraz birikmişi ile can düşmanı ağabeyinin 2800 markını alıp Handan'lara yerleşir. Handan'ın annesi ise yaşamını güzelliği ile kazanır, bir gün eşinden boşanıp kendisiyle evlenir ümidiyle zengin erkeklerin metresi olmayı göze almaktadır.

Behiye'nin ağabeyi tarafından bulunma korkusuyla Handan -annesinden gizli olarak- yazıldığı dershaneden kaydını ve parasını geri alır. Birden bire başlayan arkadaşlıkları öyle bir hal alır ki hiç ayrılmaz olurlar. Herkesi çekip çevirmeye alışmış olan Behiye, sevgiye ve ilgiye muhtaç Handan'a bakar, ama bu arada tam isimlendiremediği, açığa vuramadığı gizli bir duygu da vardır içinde. Handan ise zaman zaman Behiye'nin hükmedici, kıskanç tavırlarından rahatsız olur ama yine de onu çok sever. Bu arkadaşlık onları çok farklı noktalara taşıyacaktır.

Filme gelirsek, çok daha vurucu olduğunu söyleyebilirim. Hem Leman'ın hem de özellikle Handan'ın yaşadıkları çok daha çarpıcıdır filmde. Behiye ise çok daha kontrolsüzdür, dolayısıyla daha trajik olaylar yer alır filmde.

Heavenly Creatures ise yine bir romandan-gerçek olaydan yola çıkılarak yapılmış bir film, bir kaç yıl önce bu filmden bahsetmiştim, oldukça ilginç ve etkileyici bir film. Yine birbirinin arkadaşlığına muhtaç iki farklı genç kız ve yine kontrolden çıkan olaylar, ancak İki Genç Kız'ın hem film hem de roman verisyonunda üstü kapalı ima edilen Behiye'nin kendi cinsine duyduğu ilgi, bu filmde açık seçik olarak yer alıyor.

İki Genç Kızın Romanı daha ziyade Behiye'nin ağzından, onun kafasındaki konuşmalar ve çağrışımlarla yazılmış, hem kolay okunan hem de ilginç bir kitap olduğundan tavsiye ederim, yine her iki film de tavsiye edebileceğim filmler, keyifli okumalar, iyi seyirler.

20 Ağustos 2013 Salı

Yaz Ortasında Ölüm - Yukio Mişima

Mişima gerek öykü, gerek roman, gerek oyun olsun pek çok eser vermiş bir yazar. Yaz Ortasında Ölüm isimli öykü derlemesinde 1925 doğumlu yazarın 1946 - 1963 yılları arasında yazmış olduğu 11 öykü yer alıyor. Gerçi benim bildiğim kadarıyla kitaptaki ilk öykü olan "Sigara" yazarın 16 yaşında yazdığı ve yayınlanan ilk öyküsü, ancak belki burada verilen tarih öykünün basım tarihi olabilir.

Öyküler gerçekçi tarzda yazılmış günlük hayata ait hikayeler, okuduktan sonra pek de iz bırakmıyorlar. Konu itibariyle çok da ilginç bulmadım ancak yazarın yazım tarzı her zamanki gibi etkileyici, örneğin herhangi bir yeri tasvir ederken verdiği ayrıntılar veya sıradan bir duyguyu irdeleyerek altından çıkardıkları şaşırtıyor daha çok okuru. Elinize geçerse göz atın ama Mişima'yı tanımak istiyorsanız bir romanını okumanızı tavsiye ederim.

16 Ağustos 2013 Cuma

Günlerin köpüğü- Boris Vian

e yayınları tarafından "çağdaş aşk romanlarının en çarpıcısı" başlığı ile yayınlanmış Günlerin Köpüğü romanı gerçekten de oldukça meşhurdur. Yazar Boris Vian da aynı şekilde üzerine kitaplar yazılmış, incelemeler yapılmış bir yazar. 1920- 1959 yılları arasında yaşamış, malesef kısa ancak dopdolu bir hayatı olmuş. Asıl mesleği mühendislik olmakla birlikte kabarelerde şarkı söylemekten oyunculuğa kadar pek çok işte çalışmış. Yazarlık konusundaki ünü ise esas olarak "Günlerin Köpüğü"nden sonra yazılmış olmasına rağmen ondan önce yayınlanan "Mezarlarınıza Tüküreceğim" romanıyla olmuş. "Günlerin Köpüğü"nü ise 1946 yılında çok kısa bir sürede yazmış.

Trajik bir aşk hikayesi son derece çağrışımlı, yaratıcı bir dille ve yazarın fikirleriyle şekillenmiş adeta hayali bir dünyada bize sunulur. Ailesinden kalan parayla oldukça rahat bir hayat süren Colin'in tek eksiği aşktır. Hayatı caz, güzel kızlar, Jean-Sol Partre (Jean-Paul Sartre) ve keyif üzerinedir adeta. Bir gün aradığı aşkı Chloé isimli güzel kızda bulur, evlenirler. Ancak kısa süre sonra Chloé'nin akciğerinde ölümcül bir nilüfer çiçeği olduğu tespit edilir, tedavisi masraflı bu hastalık Colin'i çalışmak zorunda bırakır.

Hikaye hakkında çok fazla bir şey anlatmayayım, zaten romanda hikayeden ziyade yazarın tarzı önem kazanıyor. Bir kere dili çok farklı, bu neredeyse fantastik dünyada geçen hikayeyi anlatırken kullandığı kelimlerin büyük kısmı kendi türettiği kelimeler. Caz müziğine tutkuyla bağlı yazar bu müziğe romanında da büyük yer vermiş. Bir de tabii bol bol alt not var romanda, yazarın müzikle ilgili göndermelerini açıklayabilmek için. Öncelikle yazarın yansıttığı atmosfer hoşuma gitti, şık genç kızlar, keyifli caz toplantıları, birlikte paten kaymaları veya sevgililerin üstüne inerek onları içine alan hoş kokulu pembe bulutlar veya çalınan parçaya göre lezzetli kokteyller hazırlayan piyanokokteyl, hepsi gerçekten çok yaratıcıydı. Yazar aynı zamanda bazı düşüncelerini de roman aracılığyla sunmuş okura, mesela çalışmanın insan doğasına uygun olmadığı gibi. Kitabın şiirsel dili hoş ancak yine her okurun hoşlanacağı bir tarz değil bana göre, ben kitabın sonlarına doğru biraz sıkıldığımı itiraf edeyim, ancak kitap bir klasik ve okunmayı hak ediyor. Kitabın ismini çok beğendiğimi de buraya eklemek istiyorum.

Sözlerimi, romanın başında Gilbert Pestureau'nun önsözünden bir alıntıyla tamamlayayım;
"... Günlerin Köpüğü, bizleri neşeli masumiyet ve vahşi zalimlik, cazla yüceltilmiş doyumsuzluk, köle gibi çalışmanın ilanıyla, uğursuz paranın ve yaşamanın muhteşemliğiyle çağlar boyu gelen aşk acısının bir araya getirmediyle büyüler. Günlerin Köpüğü'nün çekiciliği, bir dil ve bir düşüncenin anlaşılmasında swing tarzının gerçeküstücülük ve düşçülükle benimsenmiş fantastik evrenle uyumundan kaynaklanır. Bu yapıtın başarısı, şefkatle anarşiyi, tutkuyla François Caradec'in kırmızı mizah dediği acımasız mizahı karıştırarak genç, sonsuz, çılgın aşkın anlatılamaz mutluluğunu, faniliğin kabusunu yüzümüze vuran şiirsel bir nesne yaratmak için çağımız müziğine boğulmuş yeni yetme ve sürekli moderniteden kaynaklanır."

13 Ağustos 2013 Salı

Uzunharmanlar'da Bir Davetsiz Misafir - Sezgin Kaymaz

Daha önce Sezgin Kaymaz'ın "Geber Anne" isimli kitabını okumuş ve burada bahsetmiştim. . "Uzunharmanlar'da bir davetsiz misafir" yazarın ilk kitabı, hatta öyküsü de gerçekten ilginç, Egoistokur'da hem son romanı Kün'le ilgili hem de yazarlık hikayesiyle ilgili ilginç yazıyı buradan okuyabilirsiniz. Yazar bu kitabını yazıp bir yere kaldırmış, hatta üzerine kendi ismini bile yazmamış, bir arkadaşı kendisinden gizli bu romanı bir yayınevine göndermiş, yayınevi de kitabı çok beğenmiş ancak yazara ulaşmaları neredeyse bir tesadüf sonucu, çok zor olmuş.

İlk baskısı 1997 yılında yapılmış olan roman 274 sayfa, yine fantastik bir konu diyebiliriz. Kahramanımız Musa, Uzunharmanlar'a taşındığından beri mahallelinin garip tutumuna bir anlam veremez, birde evdeki garip sesler, nerden çıktığı meçhul güzel yemekler, düzenli bir şekilde yapılan ev işleri derken Musa perili bir evde yaşadığına kanaat getirir. Kitaptaki muammayı son sayfalara kadar çözmek pek mümkün değil. Ancak Sezgin Kaymaz karakterlerini uzun diyaloglara sürüklemeyi seviyor, Geber Anne'de olduğu gibi bu kitapta da kahramanlar hayat, ölüm gibi konularda uzun felsefi diyaloglar yapıyorlar. Kitapta bence tasvirler az, yani konuyla ilgili olan ayrıntılar verilmiş tabi ki ama bence bu kadar diyalogun yanı sıra süsleme niyetine bazı yerlerde daha detaylı tasvirler olabilirdi belki. Kitabı beğendim, özellikle bir ilk roman olarak gayet iyi. Bu arada İletişim Yayınları'ndan çıkan kitabın kapağını biraz alakasız buldum, bir de arka kapak yazıları yetersiz veya kitaba pek uygun değil diye düşünüyorum. Keyifli okumalar.

6 Ağustos 2013 Salı

Güneş Tutulması - John Banville

İrlandalı yazar Banville 2005 yılında Deniz isimli romanıyla Man Booker ödülünü kazanmış. 215 sayfalık bu romanının konusuna gelirsek; 50 yaşlarında tanınmış bir tiyatro oyuncusu olan Alexandre Cleave yaşadığı bir çeşit bunalım nedeniyle bir süreliğine kafasını dinlemek üzere rahmetli annesine ait ve uzun zamandır boş duran eve yerleşir. Burada kendisi yokken eve bakan kahya Quirke yine kendisinin hizmetine bakacaktır, ev işleri için ise 15 yaşındaki kızı Lily'i getirir. Diğer taraftan Alex'in eşi Lydia da zaman zaman gelip kendisinin durumunu kontrol eder. Evde geçirdiği bu kafa dinleme süresinde Alex çeşitli anılarını hatırlayarak günümüzle bağlantılarını kurar, Lily'e bakıp şimdi 22 yaşında olan kızı Cass ile kendi ilişkisini gözden geçirir.

Yazar kitabı uzun bir monolog gibi yazmış, bu nedenle okurken biraz tek düze gelebiliyor. Yazar hakkındaki kısa bilgide yazarın zeki kurguları ve eşsiz üslubuyla Nabokov'un varisi olarak tanımlandığı yazıyor ama bence bu oldukça abartılı bir söz. Benim yazarın beğendiğim tarafı anılarını gündelik olayları anlattığı kısımlara ustaca yerleştirmesi oldu. Ancak konu olarak çekici ve sürükleyici bir konu değildi. Belki de yazarın ödül almış olan romanını okumalıydım, keyifli okumalar. Iyi bayramlar.

Bedende Yazılı - Jeanette Winterson

Jeanette Winterson, "İngiliz Kraliyet Onur Nişanı" da dahil eserleriyle bir çok ödül kazanmış İngiliz yazar. Bedende Yazılı isimli romanı da ses getirmiş bir roman. 163 sayfadan oluşuyor.

Kahramanımız orta yaşlarını sürmekte olan, hayatını araştırma yazıları yazar kazanan bir erkek. Kadınlarla olduğu kadar erkeklerle de ilişkiler yaşadığı çalkantılı aşk hayatında bugüne kadar aradığı ilişkiyi bulamamış. Ta ki göz kamaştırıcı Louis'e rastlayana kadar. İlk gününden beri muhteşem devam eden bu ilişkideki tek sorun Louis'in evli olmasıdır. Bu evliliğe daha fazla devam etmek istemeyen Louis durumu eşi Elgin'e anlatır ancak bu sefer çok daha büyük bir sorun vardır ortada, Elgin kahramanımıza gelip durumu anlatır; Louis lösemidir ve büyük bir doktor olan Elgin eğer Louis kendisiyle kalırsa onu İsviçre'ye götürüp en iyi tedaviyi almasını sağlayacaktır.

Konuyu fazlasıyla anlattım ancak hikaye zaten klasik sayılabilecek bir hikaye, farklı olan yazarın kendine has üslubu. Çokça çağrışıma, kelime oyununa yer veren, zaman zaman düz yazı şeklinde yazılmış şiir izlenimi veren, cesur bir tarz. Ancak bu tarz herkesin hoşuna gitmeyebilir. Ben "çok beğendim" diyemeyeceğim ama yine de ilgi çekici buldum. Bir denemenizi öneririm, yazarın diğer kitapları da böyle mi merak ettim, keyifli okumalar.

1 Ağustos 2013 Perşembe

Geber Anne - Sezgin Kaymaz

Sezgin Kaymaz ismini daha önce sıkça duymuş olduğum ve bu kitabının da konusunu okuduğumdan beri çok merak ettiğim halde, kitabın ismi çok itici geldiği için bir türlü elim okumaya gitmemişti. Ancak sonunda dayanamadım ve kitabı alıp okudum.

İletişim yayınlarından 1998 yılında çıkan kitap 365 sayfa, yazarın ikinci kitabı. Konusuna bakalım; Tayfun dört kişilik mutlu bir ailenin 17 yaşındaki küçük oğludur, annesiyle ilişkileri çok özel, sevgi dolu ve sıradışıdır. Tayfun doğum gününde yapılacak aile kutlaması için eve beklenenden erken gelir ve annesini bir adamla görür, dudaklarından "geber anne" kelimeleri dökülür. Annesiyle bu konuda konuşmaz bile, öyle iğrenmiştir ki bir zamanlar neredeyse taptığı annesinden. O gece annesi intihar eder, Tayfun annesini hiç affetmez, hatta ona bu suçluluk duygusunu yaşattığı için öfkesi ve acısı çok büyüktür. Bu olaydan sonra hayata ve ailesine küsmüş bir şekilde yaşar, ta ki 17 yıl sonra görenlerin pervanenin ışığa koşuşu gibi ona karşı sevgiyle dolduğu, adeta bu dünyanın dışından gelmiş, meleksi bir çocuk olan 17 yaşındaki Kerem'le karşılaşana kadar. Kerem, Tayfun'un yıllardır içinde takılıp kaldığı bu bulmacayı çözmesi için tek anahtardır.

Kitapta felsefi temelli diyaloglar oldukça yoğun, özellikle zaman kavramı, sevgi, hayatın göreceliği gibi konular karakterler arasında sıkça tartışılıyor. Doğrusu zaman zaman bu kısımlarda sıkıldığımı itiraf edeyim. Diğer beni sıkan nokta da Kerem'in her sahneye çıkışında, hatta her cümlesinden önce "Nasıl bir çocuktu bu? İnsan mıydı melek mi? Işık gibiydi, su gibiydi...." şeklinde tekrar eden uzun paragraflar oldu.

Ancak yazarın samimi dili ve anlatımı ile sonu beni pek tatmin etmese de yakaladığı ilginç konu açısından kitabı beğendim. Kitap, arka kapağında da "fantastik" olarak tanımlanmış, yani kitapta fantastik ögeler var, yazarın diğer kitapları da sanıyorum fantastik olaylar içeriyor. Kısacası yazarın daha iyi kitapları olduğuna inanmakla beraber bunun da beğenileceğini düşünüyorum, keyifli okumalar.