18 Ağustos 2010 Çarşamba

Kuzenim Rachel


Köklü bir İngiliz ailesinden gelen - beni en çok etkilemiş yazarların bu ülkeden çıkmış olduğu tezi yine doğrulanıyor- 1907 doğumlu Daphne du Maurier'in en başarılı romanlarından biri de "Kuzenim Rachel". Daha önce Rebeka isimli romanını da almış ama henüz okumaya fırsat bulamamıştım. Kuzenim Rahcel'i pazartesi günü kütüphaneden aldım, şu an ortalarındayım ve oldukça sürükleyici bir roman. Ambroise küçük yaşta anne ve babasını kaybetmiş olan kendisinden 20 yaş küçük amca oğlunun vasisi olur ve ona kendi oğlu gibi davranır. Büyük bir çiftlikte uşaklarıyla birlikte gayet mutlu bir hayatları vardır ve bir kaç yakın dost dışında yalnız sayılırlar. Ambroise'in eskiden beri ep romatizmadan şikayeti vardır, doktorlar kışı sıcak iklimli bir ülkede geçirmesini tavsiyeederler, o da tek başına İtalya'ya gider ve orada çok uaktan akrabsı olan Rachel ile anışır, ondan Kuen Racheldiye bahseden mektuplar yazar. 43 yaşına adar kadınlardan hep uzak duran ve onlardan hiç hoşlanmayan Ambroise tanıştıktan 6 ay sonra bu kadınla evlenmeye karar verir. Sık sık philipe mektup yazarak gelişmeleri de bildirir. Bir süre sonra mutsuz olduğunu yazma başlar ve daa sonra hastalandığından bahseder. Philip endişelenmekte ve için için Rachel'den nefret etmektedir. Ambroise son mektubunda "Philip hemen gel beni Rachel denen bu zebaninin elinden kurtar," yazmıştır. Bunun üzerine hemen Floransa'ya giden Philip Ambroise'în öldüğünü öğrenir, denilene göre babası gibi o da beyin tümöründenhayatını kaybetmiştir, o mektupların sebebi de tümördür. Philip evine gei döner, bir süre sonra da Rachel'de haber gelir, bunun üzerine Philip onu evine davet eder, bu davetin tek sebebi kadını aşağılayıp üzmektir. Ancak kadınla tanışan Philip çok şaşırır çünkü o hiç de hayal ettiği gibi değildir, minyon ve çok güzeldir. Ona düşmanlık beslemesi mümkün değildir. Hatta Ambroise'in ona hiç miras bırakmamış olmasında dolayı kızıp kendine bıakılandan ona aylık maaş bağlatır. Kendisi fark etmese de, umulduğu gibi vaftiz babasının kızı Loise'e değil de yavaş yavaş Yenge diye hitap ettiği Rachel'e aşık olmakta ve onun çiftlikten ayrılışını geciktirmeye çalışmaktadır. Bakalım bu aşk gün yüzüne çıkacak mı ve Ambroise'in ölümü aydnlanacak mı?

15 Ağustos 2010 Pazar



Önce Ayşe Kulin'in Sevdalinka'sını okumayı denedim, hemen hemen yarısına yaklaşmıştım ama sonra Sırp vahşetini anlatan bu kitabı okumanın beni üzdüğünü ve kötü hissettirdiğini fark ettiğim için devam etmemeye karar verdim, Ayşe Kulin her zamanki gibi çok güzel yazmıştı ama bitirmemek benim için daha iyi olacaktı... Sonra Hemingway'in en iyi kiatplarından biri olan "Güneş De Doğar"a başladım ama onun da 100. sayfasına yaklaşmışken (216 sayfaydı tamamı sanırım) oldukça zor okumakta olduğumdan onu da bırakmaya karar verdim... Beğendiğim bir kitabı oldukça hızlı okuyabiliyorum ama beni çekmeyen kitaplar çok yavaş gidiyor. Yarın bir aksilik olmazsa kütüphaneye gidip yeni bir şeyler bakacağım, zaten oradan yararlanabileceğim süre de hızla azalıyor.

6 Ağustos 2010 Cuma

"The Big Story"- Morris West

Morris West'in "The Big Story" isimli kitabını bitirmek üzereyim. Yakın dostumuz Sevim Hanım'ın tavsiyesi ile okuduğum bu kitap gerçekten çok sürükleyiciydi. Richard Ashley isimli 40 yaşındaki bir gazeteci İtalya'da kendisini zirveye taşıyacak bir hikaye yakalamıştır. Kendisinin eski sevgilisiyle evli olan ve şu sıralar seçimlere aday olmaya hazırlanan yaşlı Orgagna dükünün yaptığı yolsuzlukları ve haksızlıkları anlatan bir hikayedir bu. Son adım hikayesini destekleyen fotoğrafları aracıdan satın almaktır. Ancak son anda bu satıcı (Grafano) fiyatı yükseltir, bundan dolayı da buluştukları otelin kafesinde tartışırlar, fotoğrafları alması mümkün olmaz. Bunun hemen ardından Richard'ın eski sevgilisi Cosima gelir ve birlikte arabayla kırlara giderler. Orada geçmişten ve bugünden bahsederler, birbirlerine olan sevgileri hala devam etmektedir ama artık birlikte olmaları mümkün değildir. Richard ona neden geldiğini açıklar, Cosima Richard'ın durumunu anlar ve eşinin resimlerinin gazetede basılmasını umursamadığını söyler. Daha sonra dönüşte arabayla giderlerken -arabayı Richard kullanmaktadır- bir kaza yaparlar, Grafano'yu ezmişlerdir. Ancak Richard adamın öldürüldükten sonra arabalarının önüne atıldığını düşünmektedir, üstelik Orgagna'nın fotoğrafları da Grafano'nun çantasının içinden çıkmaz. Richard Cosima'yı otele bıraktıktan sonra polise ifade vermeye gider, polis müfettişi olayın üstünde çok durmaz ancak kendisinden otelde kalmasını ve habersiz bir yere ayrılmamasını rica eder. O akşam Orgagna dükü onu teşekkür etmek ve aslında resimleri basmaması konusunda pazarlık etmek üzere evine yemeğe çağırır. O akşam yemekte Cosima ve dük dışında, dükün sekreteri ve metresi Elena, onu evlendirmek istedikleri ressam Tullio ve bir ingiliz olan Harlequin de vardır. Pazarlık kısmında Richard resimlerin elinde olmadığını düke belli etmez ve kozlar elindeymiş gibi davranır.Ancak dük de Graffano'yu öldürtüp Richard'ı katil durumuna düşürmüştür. Bu kozunu,müfettişe Richard'ı bir süre kendi villasında misafir etmek istediğini söyleyerek güçlendirir. Müfettiş kabul eder. O akşam Richard çok değişik şeyler öğrenir, Graffano Elena'nın kardeşidir ve Elena kendisini terk etmiş olan düke çok kızgındır, Richard bir yandaş bulmuştur şimdi. Ayrıca Harlequin de tarafsız olduğundan Richard'a yardım edebileceği sinyallerini verir. Villaya gidildikten sonra Richard Elena'nın dükün kahyasının oğlu olduğunu öğrenir, kahya düke ölümüne bağlı bir hizmetkardır. Ancak burada Richard ve Elena işbirliği konusunda daha da yakınlaşırlar. Elena Richard'ın daha önce Graffano'dan satın alamadığı resimleri ona verir. Richard'ın kendine güveni tamdır artık. Cosima ile olan ilişkisi ise son derece kararsızdır, bir süre ondan şüphe eder sonra ona haksızlık ettiğini düşünüp beraber gitme hayalleri kurar ama sonra yine şüphe eder. Bu arada dük çok daha açık sözlü bir pazarlığa oturur Richard'la, ama o boyun eğmez. Bir gün dük son çareye başvurur ve fotoğrafları almak için onu zehirler, panzehiri ise eğer fotoğrafları verir ve hikayeden vazgeçerse ona vereceğini söyler. Richard mecburen fotoğrafları verir ve panzehire kavuşur. Ama kont onu arkadan vurur ve Graffano cinayeti ile suçlar. Evet hikayenin burasındayım, Richard'ın bir şekilde bu dertten paçasını kurtaracağını düşünüyorum. 15 sayfam kaldı. Gerçekten çok süürkleyici bir hikayeydi, özellikle kahramanların psikolojisine yer verişi açısından da güzeldi. Morris west'in kitapları sanırım Türkçe'ye çevirilmemiş ama bazı kitapları sinemaya uyarlanmış, tavsiye ederim.

Not: Kitabı bitirdim, okumak isteyenler için sonuna yazmayacağım ama çok sürpriz bir şekilde bittiğini söyleyebilirim.

31 Temmuz 2010 Cumartesi

Mutluluk Projesi; Eğlence


Mutluluk Projesi’nde mayıs ayı eğlence ve boş vakitlere konusuna ayrılmış, belki de kitaptaki en uzun bölüm bu. “Kendinizi kötü hissetmemek iyi hissetmek için yeterli değildir; iyi hissetmek için nedenler bulmalısınız,” deniyor kitapta. Eğlenen insanların kendini mutlu hissetmesi diğerlerine göre 20 kat daha kolaymış. Bu arada Gretchen sayfasını ziyaret eden kişilere de onlara nelerin eğlenceli geldiğini sorup değişik cevaplar almış. Önemli bir diğer nokta da diğer insanlara eğlenceli gelen şeylerin bize de eğlenceli gelmesi gerekmediği. Bu bölümde Gretchen kendisini mutlu eden şeyleri bulmaya çalışıyor. Gerçekten de zor olan kısım bunun üzerinde düşünmek ve kendimizi kutlu eden şeyleri bulmaya çalışmak. Mesela Gretchen çocuk kitapları okumayı seviyormuş. Kendisi gibi iki kişiyle tanışmış ve bir kitap kulübü başlatmışlar, iki haftada bir akşam yemekleri için bir araya geliyorlarmış ve en hoş kısmı da, yemek menülerinde mutlaka o hafta okudukları kitapta geçen bir yiyecek oluyormuş. Gretchen’in arkadaşlarından birinin fikri de “10 yaşında sizi ne mutlu ediyorsa büyük olaslıklı şimdi de mutlu eder,”. Açıkçası 10 yaşında yapmaktan mutlu olduğum bir şey gelmiyor aklıma! Carl Jung 38 yaşındayken 11 yaşında yakaladığı coşkuyu yakalamak için oyuncak tahta küplerle yeniden oynamaya başlamış. Bu tabi ki yapılmaya ara verilmiş bir faaliyet olmalı, mesela resim yapmak bana bu şekilde farklı hissettirmeyecektir diye düşünüyorum, çünkü buna ara vermedim. Ya da oyuncak yemek takımlarıyla oynamak, şimdi de büyük boy olanlarıyla oynuyorum Gretchen’in bir diğer fikri scarpbook tarzı boş kitap projeleri. O kendisine ilginç gelen şeyleri yapıştırıyormuş defterine. Ben de küçükken dergilerde beğendiğim resimleri kesip bir dosyada saklardım. Şimdi de internette görüp beğendiğim resimleri bilgisayarımda saklıyorum. Bir de geçenler de yaptığım scrapbook projem var. Başka bir güzel fikir de yeni bir projeye başlarken bir kutuyu o projeye ilham verecek nesnelerle doldurmak, bu ilhamı bana özellikle yazı yazarken bazı şarkılar veriyor. “Bilgiyi fiziksel halde saklamak fikirleri canlı tutmaya yardımcı olduğu gibi beklenmedik varyasyonlar da yaratabilir.” Bu çok ilginç bir fikir bence!

Gretchen, “Gretchen olmak beni bir şekilde hüzünlendiriyor. Asla gece yarısı caz kulübüne gitmeyeceğim, asla bir haftasonu için Paris’e uçmayacağım veya bir sanatçının stüdyosunda sabahlamayacağım, “diyor. Burada Gretchen bazı seçimlerinin bazılarını kaçırmasına yol açtığını söylüyor. “Dünya o kadar çok şey sunuyor ki! Ve sınırlarım bunların çoğunun kıymetini anlamamı engelliyor.” Çoğu kişinin sahip olduğu bu düşünceyi ben de paylaşıyorum. Isaih Berlin “seçim yapmaya mahkumuz ve her seçim beraberinde giderilmesi olanaksız bir kaybı da beraberinde getirebilir”, demiş, Borges’in yaklaşımı ise her seçimin bir alternatif gelecekler patlaması ürettiği yönünde. Bu düşünceyi işleyen Lost gibi pek çok dizi ve film var artık. Olmak istediğimiz ve olmamız gerektiğini düşündüğümüz alternatifler arasında sıkışmamalıyız.

Araştırmalar farkında olmadan başka insanların iyi ya da kötü duygularını kaptığımızı gösteriyormuş, buna “duygusal bulaşma” deniyormuş. Bu da çok doğru.
Gretchen bir de ilgi günlüğü tutuyormuş, ilgisini çekmiş ama onlara vakit ayıramadığı konuları not alıyormuş. Bu “alışılmışın dışına çıkma” başlığı altındaki diğer bir şeyler her hafta daha önce hiç okumadığı 3 dergiyi alıp okumak ve bir koleksiyon başlatmak.

Eğlence ile ilgili diğer bir nokta, eğlencenin 3 sınıfa ayrılması; insanı zorlayan eğlence, destekleyen eğlence ve rahatlatıcı eğlence. İnsanı en çok tatmin eden zorlayan eğlence, yorucu olsa da sonuçta ortaya bir şey çıkıyor. Destekleyici eğlence genelde arkadaşlarla geçirilen zaman ve rahatlatıcı eğlence ise TV seyretmek gibi pasif eğlenceler.

Bölüm sonunda Gretchen mutluluk projesini başlatma amaçlarından birinin de kendisini zorluklara karşı hazırlamak, gerçekleştiği zaman kötü bir olayla baş edebilmek için gerekli disiplini ve alışkanlıkları geliştirmek olarak açıklamış. “Mutluluğu bankaya koyabileceğinizi düşünüyorum, yani işler yolunda giderken kendiniz ve sizi mutlu yapan şeyler hakkında bilgi edinin. Fırtına çıkıp dalgalar kabarınca elinizde en azından mutlu günlerinize ait anılarınız olur.”

26 Temmuz 2010 Pazartesi

Veda'nın Sonu

Veda’yı bitirdim, beni çok etkiledi gerçekten. Kurtuluş mücadelesi, Kemal ile Mehpare’nin aşkı, Kemal’in hayatını kaybetmesi, Azra’nın sonradan bulup kaybetmeye mecbur olduğu aşkı, kazanılan zafer, Vahdettin’in ülkeyi terk edişi ve son olarak Ahmet Reşat Bey’in kurtuluş mücadelesi için elinden geleni yapmış olduğu halde kabine üyesi olduğu için hain kabul edilerek adı idam listesinden olduğu için ülkesini, tüm sevdiklerini, her şeyini terk etmeye mecbur kalması beni en çok etkileyen kısımlardı. Kitap hem verdiği yansız tarihi bilgiler – ki bende o dönemin tarihini okuma isteği uyandırdı- hem de gelişen olaylar karşısında bütün konak halkının ayrı ayrı duygu ve düşüncelerini verebilmesi açısından benim çok hoşuma gitti. Yalnız ben mi yanlış hatırlıyorum yoksa daha sonraki bir zamana mı ait bilmiyorum ama, sanki Umut romanının başında Ahmet Reşat Bey’i şehirden ayrılırken gemiye bindirmek üzere bütün aile gidiyordu limana diye aklımda kalmış. Ayşe Kulin’in romanları oldukça duygu dolu oluyor.

21 Temmuz 2010 Çarşamba

Veda


Bayan Dalloway'i bitirdim, daha önce kitapla ilgili yazdıklarıma ekleyebileceğim yeni bir şey yok açıkçası, dediğim gibi teknik açıdan çok ilginç ve okunması gereken bir roman olduğunu düşünüyorum. Son olarak kütüphaneden Ayşe Kulin'in Veda ve Sevdalinka kitaplarını almıştım. Dün biraz vaktim olduğu için Veda'ya başladım ve neredeyse yarısına geldim. Oldukça sürükleyici. Yine bir aile hikayesi. Yazarın, daha önce okuduğum Umut isimli kitabı gibi yine Kulin ailesinin yaşadıklarını anlatan bir kitap. İstanbul'un İngilizler tarafından işgal edildiği zamanlardan bahsediliyor. Dahiliye nazırı Ahmet Reşat Bey, teyzesi Saraylı Hanım, eşi Behice, kızları Leman ve Suat, yeğeni Kemal ve Saraylıhanım'ın uzaktan akrabası Mehpare Beyazıt'taki konakta birlikte yaşıyorlar. Kitabın benim kaldığım yerinde Behice Hanım hamile olduğunu öğrendi. Herhalde Behice Hanım, Umut isimli kitapta ermeni bir gençle aşk yaşayacak olan Sabahat isimli kızlarına hamile. Daha önceden Umut'u okumuş olduğum için yetişkinlik hallerini bildiğim Leman ve Suat'ın karakterlerinin çocukluklarında da ne kadar farklı olduğunu görmek ilginç oluyor. Veya zavallı Mehpare'nin o nahoş geleceğe doğru nasıl ilerlediğini görmek... Resimde 1920'li yıllara ait Beyazıt Meydanı resmi görülmektedir. Bu arada çok değerli dostumuz Sevim Hanım'ın bana göndermiş olduğu Morris West ve Catherine Cookson'a ait 2 güzel kitabı da zevkle okuma listeme ekledim.
Related Posts Plugin for WordPress, Blogger...