16 Eylül 2019 Pazartesi

İyi Aile Yoktur - Nihan Kaya


 

Önce yazarımızı tanıyalım, 1979 doğumlu, Boğaziçi Üniversitesi’nda İngiliz Dili ve Edebiyatı mezunu, Essex Üniversitesi psikanalitik çalışmalar merkezinde yüksek lisans, KiNg’s Collage’da doktora yapmış, devamında da psikoloji konusunda çalışmalarına devam etmiş. Ayrıca roman yazarı.

 
Daha önce okuyup burada paylaştığım Alice Miller’i okuyup çok etkilendikten sonra (kendisine ithaf ettiği) bu kitabı yazmış.


 

İthaki Yayınları’ndan Ekim 2018’de çıkan kitabımız 290 sayfa ve 4 bölümden oluşuyor.
 
Çocuğun ne kadar hassas varlıklar olduğunun farkında değiliz, aslında toplum, inançlar, gelenekler sürekli çocuğu “sözde” yüceltse de aslında pratikte durum hiç böyle değil. Yani ben burda çok gelişi güzel anlatıyorum ama; çocuk aslında düşündüğümüzden çok daha hassas ve “çocuğun iyiliği” vs benzeri bir temelde dayandırarak yaptığımız “sözde iyilikler” bile çocuğa zarar veriyor. Mesela onun doyma algısını hiçe sayarak ona zorla yemek yedirmek veya sevmediği bir şeyi zorla yedirmek, aslında onun kendi bedeniyle ilişkisine zarar vermek, isteklerini hiçe saymak oluyor... Bu tabi en basiti. Diğer taraftan bana ilginç gelen başka bir örneği vermek istiyorum; toplumca “anne ve baba çocuğa cinsel tacizde bulunmuyorsa diğer herşey mazur görülebilir,” bakış açısıyla ilgili bu örnek; şimdi 36 yaşında olan bir erkek küçükken tv’de gördükleri her öpüşme sahnesinde dayısı gözlerini kapattığı için şimdi bile öpüşmekten rahatsızlık duyuyormuş, “dayısının davranışı onda cinsellikle ilgili bir soruna neden olduğu için bu bile bir cinsel tacizdir,” diyor yazar. Halbuki bu bizim gözümüzde ne kadar basit, sıradan bir davranış...
 

Ayrıca yetişkinlikle karşılaşılan bütün psikolojik sorunların temelinde çocukluk yaşantıları ve tabi ki ebeveynlerle yaşananlar olduğunu söylüyor (öncelikle Alice Miller) ve yazar. Çünkü çocuğun egosu henüz gelişmediği için zayıf ve her türlü yaralanmaya açık...
 
Bizim kendi anne-babalarımızdan gördüklerimiz, gelenek göreneklerimizle çok normal, masum gördüğümüz davranış kalıplarımız nedeniyle istemeden de olsa çocuğa olumsuz mesajlar veriyor olabiliriz. Örneğin buzdolabını izin almadan açamayan, odasının duvarına poster asamayan bir çocuk bu alanın kendisine ait olmadığını, orada ancak evin sahiplerinin (ebeveyninin) onayını aldığı sürece yaşayabileceğini hisseder (sevgi ve onaylama koşullara bağlıdır). Veya sokakta çocuğunuzla konuşmaya çalışan bir yabancıya, çocuğunuz cevap vermediğinde “aa niye konuşmuyorsun amcaya, merhaba de, öyle de böyle de, bırak da amca seni öpsün” dediğimizde, çocuğun seçimlerine saygı göstermemiş, onun bedeni üzerinde hakkımız olduğunu iddia etmiş ve onu tacizlere açık hale getirmiş oluyoruz. Bir yabnacıya kibarlık edeceğiz diye kendi çocuğumuzu hiçe saymış oluyoruz, ki bu çok sık yapılan bir hata... Benzer bir duruma yazar şöyle yer vermiş;
 

“Ailesi bu çocuğa iyi bir terbiye verememiş, adap öğretememiş,” derlerse?” gibi bir endişeniz varsa, bu endişenizi haklı gördüğünüz ölçüde onu çocuğunuzun mutluluğuna tercih ettiğinizi hatırlayın.
 
Yazar bunların temelinde çocuğa saygı duymamanın yattığına yer vermiş; çocuk sanki bizim bir uzvumuzmuş gibi davranıyoruz. Küçük ve savunmasız olduğundan, bize karşı duyduğu sonsuz ve sarsılmaz sevgi ve güvene, toplumun, geleneklerin sarsılmaz kurallarına “anne ve babaya itaat, anne ve babalığın dokunulmazlığına” sığınarak kimseye göstermediğimiz kötü tarafımızı onlara gösterebiliyoruz... Çünkü biz onun anne/babasıyız ve her davranışımız kabul görecek...
 

Bugün bile en basitinden “kimle evleneceğine hiç karışmadık” gibi “yüce gönüllü” yorumlar duyabiliyoruz sanki normali bu seçimi anne ve babanın yapmasıymış gibi... Çocuğun bir birey olduğunu -kaç yaşına gelirse gelsin - kabul etmek çok zor oluyor...
 
Ama unuttuğumuzu sandığımız çocukluk travmaları, kendimiz anne-baba olduğumuzda ortaya çıkıyor, onlarla o zaman yüzleşmek zorunda kalıyoruz.
 

Kitabın başlangıçta anne-babalara çok yüklendiğini düşünmedim değil, çocuğuna bağırmamış bir anne baba düşüenmiyorum mesela, nasıl ki çoğu çocuk da anne babasına mutlaka bağırmıştır çünkü iyi-kötü tüm duygularımızın en yakın şahidi tabi ki en yakınlarımız olacaktır. Ama her olayı kendi çerçevesinde değerlendireceğiz tabi ki, yani bir olayda o anki şartlara göre hissedilenler değişecektir diye düşünüyorum.
 

Kitapta 5 yalında vejeteryan olan bir kızla ilgili örnek vardı, izlediği bir filmden sonra vejeteryan olmaya karar vermiş, ailesi buna saygı duymuş ve evde yenen yemekler buna göre ayarlanmış. Ülkemizde böyle birşeyin mümkün olacağını düşünemiyorum.
 

Kitap toplumsal yapının temelinde de bu “aile kutsaldır” kabulünün olduğunu söylüyor, çünkü bu toplumsal kabuller olmadan toplumu yönetmek, sisteme hizmet eden bu mekanizmalar olmadan onu yönlendirmek mümkün olmayacaktır... İyi evlat ol, itaat et, evlen, çocuk yap, itaat et...Aynen okulun da bu amaca hizmet etmesi gibi... zorunlu eğitimin nasıl ortaya çıktığı da kitapta anlatılıyor... Birşeyi gerçekten kabul edebilmek, ancak onu eleştirebilmekle mümkündür ancak annelik, aile bizim için kutsaldır ve eleştirilemez...
 
 
 

Kitaptan Alice Miller’a ait oldukça ilginç başka alıntı;
 

Bir insanın anne-baba ve çocuk ilişkisi hakkındaki düşünceleriyle devlet ve vatandaş ilişkisi hakkındaki düşünceleri arasında her zaman sıkı bir bağ vardır.”
 

Alice Miller bence şu an ülkemizedeki siyasi durumu açıklayan bir şey söylüyor; “Kitlelerin, kendi babalarını gördükleri önder konumundaki insanlar, aslında öç alan çocuktur. Kitleler kendi amaçları (öç almak) için bu kişiye ihtiyaç duyar... Karşısında kendi babası gibi konuşan, onun gibi hareket eden bir adam çıktığında , yetişkin de demokratik haklarını unutacak, hatta belki, hatt belki onları hiç algılayamayacak, kendini bu adamın boyunduruğu altına sokacak, ona sevgi gösterilerinde bulunacak, kendini ona kullandırtacak, ona güvenecek, sonunda tamamen ona teslim olacak ve köleliğinin farkında olmayacaktır. İnsanın hiçbir şeyin farkında olmaması çocukluğunun devam ettiği anlamına gelir.”
 

Son bölümde yazar okuma tavsiyeleri veriyor ve önem sırasına göre kitapları önemli alıntılarla birlikte listeliyor.
 

Kitap hakkında size biraz fikir vermeye çalıştım, ama ister anne olun ister olmayın bu kitabı okumanızı mutlaka tavisye ederim. Zaten kolay okunan, bol örnekli, sohbet havasında bir kitap ; ancak her bölümde bolca kaynak verilmiş, sistematik yazılmış, temelleri olan bir kitap aynı zamanda. Sadece çocuk-ebeyn ilişkisi de değil toplumsal yapı hakkında da (yukarıdaki alıntı gibi) pek çok şey söylüyor. Mutlaka tavisye ederim, keyifli okumalar...

resim 2: ithaki yayınları
 

 

9 Eylül 2019 Pazartesi

Akhilleus'un Şarkısı - Madeline Miller



Önce bu kitabı nasıl keşfettiğimi anlatmam lazım..:) www.sarapci.com severek takip ettiğim bir blog, Şarapçı şu yazısında şu yazısında yazardan ve eserlerinden övgüyle söz ediyor, mitolojiyi sevdiğimden Madeline Miller'ın ilk eseri, 2012 Orange Ödüllü Akhilleus'un Şarkısını - baskısı olmadığından- Nadirkitap'tan aldım.



Önce yazardan kısaca bahsedeyim, 78 doğumlu Amerikalı, Yunanca ve Latince öğretmenliği yapıyormuş, ilk kitabı Akhilleus'un Şarkısını tam 10 yılda yazmış. 2018'de de yine mitolojik bir karakter olan Circe'nin hikayesini anlattığı aynı isimli romanı yayınlanmış. HBO yazarın bu eserini 8 bölümlük mini dizi yapacakmış.

Kitabımız Everest Yayınları'ndan 2013 yılında çıkan 388 sayfalık kitabımızı Seda Çıngay çevirmiş.


Size de tanıdık geleceği gibi, Akhilleus (veya bizim okuduğumuz şekliyle Aşil) mitolojik bir kahraman, onu Aşil Tendonu ile ilgili söylenceden, gelmiş geçmiş en iyi savaşçı ünvanından veya Truva Savaşı'ndan rolünden hatırlayabiliriz. Bu arada Akhilleus'u Brad Pitt'in oynadığı 2004 yapımı Troy (imdb:7,2) filmi hatırlayacaksınız. Hemen söyleyeyim filmdeki Akhilleus'un hikayesinin kitapla ilgisi yok (ama kitabı okurken Akhilleus olarak kafanızda Brad Pitt'i canlandırmanızın hiç bir sakıncası yok tabi:))). Kitapta esas olarak Patroklos ve Akhilleus'un ilişkisi işleniyor.

Anlatıcımız Kral Menoitios'un oğlu Patroklos'tur. Kazayla bir çocuğun ölümüne sebep olunca, 9 yaşında Phtia'ya sürgün edilir. Burada Kral Peleus'un himayesinde savaşmayı öğrenecek ve günü gelince onun ordusunda yerini alacaktır. Peleus'un oğlu yine aynı yaşlardaki Akhilleus'tur, onun annesi Thetis'tir, denizlerde yaşasa da oğlunu sürekli himaye eder. Akhilleus o yaşta bile göz kamaştırır. Patroklos ve Akhilleus arkadaş olurlar ve kısa sürede de yakın dost, yoldaş olurlar. Thetis bu yakınlaşmayı yakından takip eder ve bunun dostluk sınırını aştığını fark edince onları ayırmaya çalışır ama başaramaz. Çünkü ikisi arasında müthiş bir bağlılık vardır. İlerleyen zamanda Troya Savaşı patlak verir. Burada Akhilleus'un rolü büyüktür, ortada pek çok kehanet vardır. Bu süreçte Akhilleus ve Patroklos pek çok sınavdan geçerler...

Konuyu fazla anlatıp heyecanını kaçırmak istemiyorum ama ben bu kitaba ba-yıl-dım... Çok güzel, sürükleyici, şiirsel bir dile sahip etkileyici bir kitaptı. Patroklos ve Akhilleus'un ilişkileri çok etkileyiciydi, özellikle son bölüm inanılmazdı, çok duygulandırıcıydı gerçekten. Mutlaka okumalısınız diyorum...:)

Yazarın resmi www.goodreads.com

2 Eylül 2019 Pazartesi

Kedimle Sohbetler- Eduardo Jauregui





Altın Kitaplar’dan 2017’de çıkan kitabımız 318 sayfa ve çevirisi (keşke aslı İspanyolca olan kitabın hangi dilden çevrildiği de yazılsaymış, tahminimce çeviri İngilizce’den ama olsun..:) Hazal Gül’e ait. Çok beğendiğim kapak Gülhan Taşlı tarafından yapılmış, kendisini tebrik ediyorum çünkü diğer dillerdeki kapaklardan çok daha etkileyici buldum kendisininkini.

Bu kitabı uzun zamandır okumak istiyordum aslında, çünkü kedilerle ilgili kitaplar çok hoşuma gidiyor. Ama arka kapak yazısı çok iddiasızdı, tahminime göre mutsuz bir kadın sorunlarını kedisine anlatıp onun hareketleri veya miyavlamalarından anlam çıkarıyor olmalıydı, bir insan-kedi dostluğu hikayesi olabilirdi en iyi ihtimalle. Nedense kitabın çok da ilginç olmayacağını, vereceğim zamana değmeyebileceğini düşünüyordum. Ama... kitaba bayıldım....


Konumuz, Sara kendisi gibi İspanyol olan sevgilisi Jaquin ile yaşayan 39 yaşında pek de mutlu olmayan bir iş kadınıdır. Hayatının yolunda olmadığının bilincinde ama bu kısır döngüden kurtulamayacak derecede olağan düzenin içinde sıkışmış durumdadır. Bir gün pencereden içeri bakıp onunla konuşmaya çalışan Habeş kedisi dikkatini çeker, evet kedi konuşmaktadır ve adı da Sebilla’dır. Sara, bir kaç gün içinde sevgilisinin 2 yıldır kendisini aldatmakta olduğunu öğrenir ve kısır döngü böylece onun isteği dışında da olsa çökmeye başlar. Sara’nın hayatında başka bir çok sorun daha vardır ama Sebilla her zaman sonsuz kedi bilgeliği, verdiği öğütler ve alıştırmalarıyla yeni sahibin yanındadır. Sebilla, başta anı yaşamak, anda kalabilmek, farkındalık gibi konular olmak üzere beden sağlığı, ekoloji, beslenme gibi konularda Sara’ya yol gösterir. 

Başta da dediğim gibi, kitaba bayıldım, Ye, Sev, Dua Et’i okumamıştım ama sanırım o tarzda bir kitap. Beni çok etkiledi, yer yer duygulandırdı. Bir de Sara’nın bütün planlarının sorunsuzca işlememesi, zaman zaman ona uymayan şeyler de olması (örneğin Ivana ile mektuplardan sıkılması gibi) güzeldi. 


Tek içime sinmeyen şey (dikkat sürprizbozan), Sara’nın kendi prensiplerine uymadığı halde içinde çalışmayı sürdürdüğü projeye ihnaet etmesi oldu, bunu etik bulmadım açıkçası, yani evet bu proje zaten kendisi insan ırkına ihanet etmekte olan bir petrol firması için yapılmaktaydı ama bununla mücadele için seçilen yöntem bu mu olmalıtdı emin değilim... Son olarak esas oğlanın teknede yaşmaası da bana uymadı diyerek yazımı bitiriyorum:)) Keyifli okumalar dilerim:)


  


28 Ağustos 2019 Çarşamba

Hobi Blogumuza Bakıyor Musunuz? :D


Merhaba, bugün kısa bir hatırlatma için geldim:) biliyorsunuz bir süredir www.hoby.ist sitemizden hobi ve sanatsal malzemeler satıyoruz. Sitemizin blog bölümünde de hobi ve sanat konularında çoğunlukla "nasıl yaptık" tarzında yazılar paylaşıyoruz. Örneğin son olarak yukarıdaki resimde gördüğünüz, Çin şans paraları ile süs yapımı hakkında bir yazı paylaştık...
Yazılarımızı görmek için buraya tıklayabilirsiniz, sayfada pek görünmüyor ama ikinci sayfadaki yazıları görmek için sol taraftaki "sonraki" yazısına tıklayabilirsiniz. Bayağı bir yazımız birikti, umarım beğenirsiniz. Görüşmek üzere:)

26 Ağustos 2019 Pazartesi

Ikigai; Japonların Uzun ve Mutlu Yaşam Sırrı - Héctor Garcia, Frances Miralles


Kidega'nın hediye kitabı olarak geldi İkigai (bu arada Kidega çok beğendiğim bir kitap satış sitesi, tavsiye ederim:)). Aralık 2017 3. baskısından okudum kitabı, çevirisini Meltem Uzun yapmış. Yazarlarımız 1968 ve 1981 doğumlu iki İspanyol. Japonya'da (özellikle de Okinawa Adası'nda) insanların daha uzun, sağlıklı ve mutlu yaşaması üzerine bir araştırma yaparak bu kitabı yazıyorlar. Ikigai sevdiğimiz, iyi olduğumuz, para kazandığımız şeyler ile dünyanın ihtiyaç duyduğu şeyin kesişimi. Aslında Ikigai konusu kitabın kapsamını karşılamayan bir sözcük, kitapta sağlıklı yaşam, egzersiz, beslenme gibi konular da var. Özellikle kitaptaki logoterapi konusu ilgimi çekti, kurucusu Yahudi toplama kamplarından sağ kurtulmayı başarmış ünlü bir psikiyatrist olan Victor Frankl. 171 sayfalık kitabı beğendim, kısaca konulara dikkatinizi çeken hoş, kolay okunan bir kitap. Keyifli okumalar:)

19 Ağustos 2019 Pazartesi

Canavarın Çağrısı - Patrick Ness


DeliDolu Yayınları'ndan 2016'da çıkan kitabımız 219 sayfa, çevirisi Arif Cem Ünver'e ait. Yazar Patrick Ness kitabın fikrini hayatını kaybeden yazar Siobhan Dowd'dan almış. Ayrıca kitap 2016'da filme uyarlanmış, Felicity Jones ve Sigourney Weaver oynuyor, imdb puanı 7,5. Ben de filmini izleyip çok beğenince kitabını da okumak istedim. Kitap da güzeldi ama filmi daha çok hoşuma gitti açıkçası...:)

Kahramanımız Conor 13 yaşında bir çocuktur, annesi ve babasının ayrılmış olmasının yanı sıra annesi kanser tedavisi görmektedir ve işler hiç de iyi gitmiyordur... Conor her gece korkunç bir kabusla uyanmaktadır. Bütün bunların üstüne penceresinin baktığı mezarlık bahçesindeki dev porsuk ağacı canlanır ve Conor'la konuşur, ona anlatmak istediği birşey vardır ve bunu hikayeleri ile yapar...

Tahmin edebileceğiniz gibi hüzünlü bir kitaptı, ama kesinlikle güzeldi, çocuk kitabı formatında ama yetişkinler de zevkle okuyabilir, tavsiye ederim, keyifli okumalar:)

12 Ağustos 2019 Pazartesi

Yabancı – Stephen King



“Stephen King ne yazsa okurum,” diyenlerdenim. Gerçi, Kim Bulduysa Onundur serisinden, Son Nöbet ve Bay Mersedes’i okumadım, Uyuyan Güzelleri’i ise aldım ama okuma fırsatım olmadı. Yabancı, Altın Kitaplar’dan Nisan 2019’da çıkmış, 541 sayfa, çevirisi Esat Ören’e ait.

Flint City’de bir cinayet işlenir, 11 yaşındaki Frank Peterson korkunç bir şekilde öldürülmüştür. Görgü tanıkları ve tüm deliller şüphe bırakmayacak şekilde beyzbol koçu Terry Maitland’ı işaret etmektedir. Tabi çocuklarla bu kadar içli dışlı olan, sevilen birinin böyle bir suç işlemesi şehirde infiale sebep olur (Burada yaşananlar bana Av filmini hatırlattı bu arada). Ama işin ilginci Terry Maitland’ın da suçun işlendiği sırada başka yerde olduğuna dair kanıtları ve hatta tanıkları vardır. Terry’nin eşi ve onu olmadık şekilde tutuklayarak başına gelenlerden kendini sorumlu tutan dedektif Ralph Anderson bu işin peşini bırakmak istemezler, bir şekilde haksızlığa uğrayan Terry’nin adına sürülen lekeyi temizlemek için araştırmaya devam ederler.

Araştırmaların derinleştiği noktada, Terry’nin avukatının yardımcısı Alec’in aklına, daha önce beraber çalıştığı Finders Keepers dedektiflik bürosundan Bill gelir, tabi Bill ölmüştür ama Holly hala oradadır. Dedektiflik konusunda oldukça kendini geliştirmiş olan Holly de (Kim Bulduysa Onundur üçlemesinde yer alan) bu araştırmaya dahil olur. Stephen King’in bu romanları arasında geçişler yapan karakterlerine bayılıyorum. Konu sadece polisiye değil, O kitabında olduğu gibi bir takım doğaüstü durumlarda söz konusu bu arada...

Bu arada sürprizbozan olacak ama; Ralph ve Holly arasındaki etkilenme de kitabın sonuna hoş bir baharat katmış bence.
Yorumuma gelirsek; kitabın ilk 350-400 sayfasını günde 120-130 sayfa okuyarak 3 günde bitirdim, çok sürükleyiciydi gerçekten. Ama işte her zaman olduğu gibi aksiyon kısımlarına gelince biraz sıkıldım, adam da ne yapsın işte olay bir şekilde çözülecek, o da aksiyonsuz olmuyor işteJ) Ortanın üstünde bir kitap kesinlikle, hayranları zaten okuyacaktır…J


5 Ağustos 2019 Pazartesi

Zor Olsa da Hayat Devam Ediyor - Rövşen Abdullahoğlu



Merhaba, bugün yeni çıkan bir kitapla karşınızdayım; "Zor Olsa da Hayat Devam Ediyor". Yazarımız Rövşen Abdullahoğlu’nın dilimizdeki ikinci kitabıymış bu. Rövşen Abdullahoğlu kitapyurdu’nda şu şekilde tanıtılmış;


“Yazar Rövşen Abdullaoğlu filozof, Doğu bilimci ve psikologdur. Azerbaycan Devlet İktisat Üniversitesini bitirdikten sonra çeşitli eğitim kurumlarında Arap ve Fars dillerinde teoloji, Arap edebiyatı, Doğu ve Batı felsefesi alanlarında eğitim aldı. Moskova’da Pozitif Teknolojiler ve Konsalting Enstitüsünün Psikolojik Danışmanlık bölümü mezunudur. Yazarın bugüne dek motivasyon psikolojisi, irfan, felsefe, teoloji ve roman türünde 26 kitabı yayımlandı.”

Abdullahoğlu, Azerbaycan’da çok popüler bir yazarmış, doğrusu bu kitabından sonra ülkemizde de popüler bir yazar olacağına eminim…

Destek Yayınları’ndan çıkan kitabımız 271 sayfa ve kısa kısa birbirini takip eden bölümlerden oluşuyor, özellikle kısa kısa bölümler olması, yazarın sohbet havasında ve hayattan örneklerle konulara değinmesi kitabın çok kolay okunmasını sağlıyor. Bu arada kitapta hiç yazım hatası görmedim, görsel olarak da yuvarlatılmış köşeleri, kapağı olsun içeriği dışında da her bakımdan başarılı bir kitap olmuş, bunu da eklemek isterim...

Konu olarak başlıktan da anladığınız üzere ana temamız hayatın zorluklarına rağmen olumsuzluklara kapılıp pes etmemek… Özellikle yazarımız bu konulara kutsal kitaplar çerçevesinden de bakarak dikkatimizi bunların dini kökenlerine  çekiyor. Ama bu kısıtlayıcı değil zenginleştirici bir unsur. Ayrıca benim en çok hoşuma giden kısım ünlü insanların zorlukları nasıl yendiklerini anlattığı bölümler oldu, Edison Miranda’nın hayatı özellikle çok ilginçti. Bu kitap klasik bir kişisel gelişim kitabının ötesinde hayata manevi bir bakış açısıyla bakmamızı sağlamayı amaçlıyor, çünkü hayat sadece bizim gördüklerimizden ibaret değil, olayların bizim algılayamadığımız başka sebepleri olabilir.

Kitabı çok beğendim, bana yeni bir şeyler kattı ve bakış açımı değiştirdi diyebilirim. Ayrıca yazarın samimiyetini hissettim, yani yazarın okura faydalı olmak için yazdığını, o pozitif hislerini okura yansıtmış. Yazarımıza başarılar dilerim, inşallah daha nice kitaplarını okuruz. Keyifli okumalar dilerim…😊


29 Temmuz 2019 Pazartesi

13’üncü Warren ve Her Şeyi Gören Göz - Tania Del Rio, Will Staehle






Redhouse Kids Yayınları’ndan (Sev Yayıncılık) haziran 2017’de çıkmış kitabımız (nasıl daha önce rastlamadım bilmiyorum), 217 sayfa ve çevirisini Oğuzhan Aydın yapmış.


İşte hayalimdeki çocuk kitabı; son derece ilginç bir konu, şaşırtıcı ve gizemli bir hikaye, harika ilüstrasyonlar ve her okuyuşunuzda yeni bir tanesini keşfedebileceğiniz bir sürü ince detay ve kaliteli baskı tabi ki...



Hikaye aslında çizerimize ait (Will Staehle), belki bu yüzden çizimler bu kadar detaylı ve güzel, iç kapaktaki yazıya göre bazı resim detayları Shutterstock’tan alınmış, bu da ilginç bir detay. Metin Tania Del Rio’ya ait (ki kendisi de aynı zamanda bir ilüstratörmüş). Kitabın arka kapağında bile bir sürpriz var. Dediğim gibi, kitap küçük detaylarla dolu, hepsine bayıldım. Her sayfanın başında o sayfadaki resimle ilgili bir başlık var, cadıların geçtiği bölümlerin sayfaları siyah ve sayfa başlığı tersten yazılmış.



Konumuza gelirsek; annesi ve babasını kaybetmiş olan küçük Warren (13.Warren), varisi olduğu döküntü Warren Oteli’nde komilik (ve başka bir sürü iş) yapmaktadır, dayısı ise çılgınlar gibi aşık olduğu Annaconda’sından başka bir şeyi görmez. Annaconda ise sadece sahibine büyük güç kazandıracak Her Şeyi Gören Göz’ün peşindedir ve bu değerli hazine otelde gizlidir. Acaba onu ilk kim bulacak?



Kitaba bayıldım, kitaplığımı bunun gibi kitaplarla doldurmak istityorum, çocukken okumuş olsaydım herhalde gece yatarken kitabı yastığımın altına koyup uyurdum:)) Sizin bunun gibi kitap önerileriniz var mı?:)


22 Temmuz 2019 Pazartesi

Çılgın Gibi - Suat Derviş



 

Geçenlerde “Türk edebiyatında en iyi 100” gibi bir listeye rastladım, Çılgın Gibi de o listede “hak ettiği ilgiyi görememiş” bir eser olarak yer alıyordu. 2015 İthaki Yayınları baskısından okuduğum kitabın önsözünü de Ercan Kesal yazmış. Yazar hakkında da bilgi verilmiş tabi, 1903-1972 yılları arasında yaşamış, yurtdışında piyano, edebiyat, felsefe dersleri almış, gazetecilik yapmış, 1932’de Türkiye’ye dönmüş ve eserleri yayınlanmaya başlamış. Çok fırtınalı bir hayatı olmuş, tam 4 kez evlenmiş, hapse girmiş, kominist olduğu gerekçesiyle eserleri unutturulmaya çalışılmış. Çılgın Gibi’yi 1945’te yazmış, otobiyografik öğeleri içerdiği söyleniyor (muhetemelen Celile’nin Çerkes kökeni ve ilk mutsuz evliliği düşünülerek).
 
Romanımıza gelirsek, Celile annesini kendi doğumunda kaybetmiş, babası tarafından anneannesine terk edilmiştir, Çerkes ve güngörmüş anneannesi tarafından yalıda büyütülür, onu da 18 yaşında kaybedince amcasının ailesiyle yaşamaya başlar. Bir kaç yıl içinde de Ahmet isminde terbiyeli, yakışıklı bir gençle evlenir. Ahmet karısına tapmaktadır, Celile de kocasıyla mutlu gibi görünür, iyi ve düzenli bir hayatları vardır. Ama Ahmet’in gözü yükseklerdedir, zengin olmayı, en çok da taptığı karısına lüks bir hayat vermeyi istemektedir. Bu sebeple ünlü iş adamı Muhsin Bey’le dostluk kurar. Ama işler umulmadık şekilde gelişir ve Muhsin ile Celile birbirine aşık olur...
 

Öncelikle kitabı beğendim, yalnız bazı yerlerde gereksiz uzatmalar ve tekrarlar zaman zaman sıkıcı oldu. Özellikle Muhsin ve Celile’nin duygularını anlatırken çok tekrara düşmüş yazar. Ama oldukça etkileyiciydi. Gerçi Celile’yi de Muhsin’i de antipatik buldum, duygudaşlık hissedemedim. Celile kendisiyle ilgili olduğunda aşırı duygusal, aşırı hassas ama örneğin Ahmet’in duygularına en ufak değer vermiyor. Belki yetiştirilişinden kaynaklanıyor ama hayatını sadece Muhsin’in aşkı ile geçireceğini düşünüyor. Sürprizbozan olacak ama sonda bileziği Muhsin’in kafasına fırlatmak yerine, ona ceza olarak denize atıyor, kendisine ait omayan birşey aslında o bilezik... Bir de ben önsözü en son okudum, okumadan önce kitabın son sayfalarının eksik olduğunu düşünmüştüm... Yine sürprizbozan olacak ama, Ercan Kesal Celile’nin intihar yerine yaşamayı seçişi olarak yorumlamış, oysa Celile o sözleri söyleyip yine intihar edebilir... Ne yapacağını çok merak ettim. Ne pahasına olursa olsun Muhsin’le kalmamalı, ama artık ne Ahmet’e, ne amcasının yanına gidebilir. Keşke yazar devamını da yazsaymış, yani “bu kadar her taraf tıkalı görünse de bir çıkış var” deseymiş okura. Ercan Kesal bu romanı başta Madam Bovary’e benzettiğini (bu arada psikolojide Bovarizm diye bir tanım varmış; romantizm isteği, aşk için herşeyi feda etme isteğiymiş), ama buradaki aşkın oradakinden bambaşka çıktığını söylüyor. Ha bir de bu romanda karakterlerin hissettiğinin sadece tensel bir aşk olduğu ortaya çıkıyor. Son olarak; Muhsin’in sinirlerinizi zıplatmasını göze alın okurken:)) Keyifli okumalar:)
 



15 Temmuz 2019 Pazartesi

Ruhun Ateşi (Ateş Dizisi 2) - Rita Hunter


 
 

 
Historical Romance (tarihsel romantizm) türü kitapları seviyorum, özellikle Judith McNaught bu türün en sevdiğim yazarı. Sanıyorum onun tüm kitaplarını okumuştum, sanıyorum bu seriyi sevgili blogger arkadaşım Gül Akça tavsiye etmişti. Ben de Nadirkitap’tan serinin üç kitabını da alıvermiştim. Rita Hunter aslında Zeynep Avcı Ataş’ın takma ismi, kendisi 8 Ağustos 1980 doğumluymuş. İstanbul Üniversitesi, İşletme Bölümü mezunuymuş. Bu seri dışında başka kitapları da varmış.
 

Ateş Dizisinin ilk kitabı Aşkın Ateşi’ni hevesle okumaya başlamıştım ama nedense ilk 150 sayfasını kendimi zorlayarak okumuş ama bitirememiştim. Sonra kitapları satmaya karar verince ikinci kitaba yeniden bir şans vereyim dedim ve pişman olmadım. Kitabı bir türün piri kabul edilen bir Judith McNaught kitabından ayırt etmek mümkün değil.
 

Epsilon Yayınları’ndan 2013’de çıkmış olan kitap 495 sayfa. Bu arada kitap kapağı çok uygun seçilmiş, zaman zaman kapağın kitapla alakası bile olmaz ama kitapta bir sahnede aynen kapaktaki fotoğraf tarif ediliyordu ve bu ayrıntı çok hoşuma gitti.
 

Gelelim konumuza; Lilian Sophie’nin yaşıtı kuzenidir, küçük yaşta ailesini kaybedince amcasının ailesiyle beraber yaşamaya başlar, ama iki kız asla dost olamazlar. Lilian çok güzel, dişi ama yüzeysel ve kötü kalplidir, Sophie ise doğal ve iyi yüreklidir. Lilian amcasının kızı Sophie’nin sahip olduklarını kıskanmaktadır. Zengin biriyle evlenmeyi kafasına koyan Lilian’ın aradığı talip tam olarak son derece zengin, güçlü, yakışıklı, erkeksi olan Leighton Kontu Brendan’dır. Brendan’da Lilian’ı beğenir ama kader onun Sophie ile evlenmesine sebep olur. İsteksizce başlayan bu evlilik onlara neler yaşatacaktır merak ediyorsanız okuyun:)
 

Kitap türün meraklıları için son derece tahmin edilebilir bir senaryoda ilerliyor ama bu okuma zevkinizden birşey götürmüyor tabi. Son derece cüretkar sahneler olduğunu ekleyeyim. Bu arada kitapta ilk kitabın kahramanları Adrian ve eşi Isabel de var. Hepsi zengin ve yakışıklı üç kont olan Adrian, Brendan ve Stephan sırasıyla bu dizinin kitaplarının ana kahramanlarını oluşturuyorlar. Bakalım üçüncü kitap Kalbin Ateşi’nde Stephan nasıl bir çözülme yaşayacak. Çünkü Ruhun Ateşi isimli bu kitapta dışarıdan kibri ve kayıtsızlığı ile ruhsuz bir adam olarak görünen Brendan bize ruhu olduğunu fazlasıyla gösteriyor. Kısacası kitabı oldukça profesyonel ve başarılı buldum. Keyifli okumalar dilerim:)

 

8 Temmuz 2019 Pazartesi

Ters Yüz Şatosu – David Henry Wilson


Yabancı Yayınları’ndan Nisan 2018’de çıkan 176 sayfalık kitabımızın çevirisi Burcu Karatepe’ye ait, başarılı bir çeviri, illüstrasyonları Chris Riddle’a ait. Öncelikle kitabı görsel olarak çok beğendim.

Konumuza gelirsek; Alice Harikalar Diyarı’nın bir başka versiyonu gibi. Lorina okul ödevi için Şato’yu bulmak ister, siyah tavşan onu Şato’nun dışında yaşayan “dışarıdakiler”e karşı uyarmıştır, ama Lorina onların yeşil adamlar olduğunu üstelik çok kibar ve zor durumda olduklarını görünce şaşırır. Onlara Şato’dan yardım getireceğine söz verir. Ama Şato çok ilginç biraz da içindeki saçma düzenden dolayı korkutucudur. Burayı hayvanlar yönetmektedir. Daha fazla anlatıp keyfini kaçırmayayım ama güzel bir kitaptı, biraz George Orwell’in Hayvan Çiftliği’ni hatırlatıyordu. Çocuk kitabı formatında olsa da büyüklerin de keyifle okuyabileceği bir kitap…


1 Temmuz 2019 Pazartesi

Kumdan Salıncak - Hanzade Servi


Biliyorsunuz Hanzade Servi’yi yeni keşfettim sayılır ama tam keşfettim:)) Yazarın hemen hemen bütün kitaplarını okumaya çalışıyorum. Kumdan Salıncak 2013’de Tudem Yayınları’ndan çıkmış, ben 2017’deki dördüncü basımını okudum. 237 sayfalık kitabımızın başkahramanı 11 yaşındaki Serin, babası ve halası ile şehirde yaşarken, mali zorluklar nedeniyle uzun yıllar önce kendi haline bıraktıkları taşradaki otelleri Salkımsöğüt’ü yeniden işletmeye karar verirler. Serin başta arkadaşlarından ayrılacağı için çok üzülür ama sonra yakışıklı Yaşın ile tanışınca herşey değişir. Ama romanın temelinde bir zamanlar Salkımsöğüt otelinde yaşamış olan sağır kızla ilgili gizem yatıyor.

Ben romanı sevdim ama Hayalet Tozu ve özellikle de Ezo ile Ölü Yazar’ı daha çok sevmiştim, bir de tabi Hortlaklar Geçidi var, o da çok güzeldi...Yine de güzel bir romandı. Gerçi -sürprizbozan olacak ama- ben Serin’in Erdinç’i seçmesini isterdim. Bir de Serin’i pek sevemedim, başta arkadaşı İpek’e davranışları tavırlarını biraz kaba buldum...

Yazarın yeni kitaplarını bekliyorum, keyifli okumalar:)

24 Haziran 2019 Pazartesi

Ne Güzel Bir Hiçlikti Aşk - Neslihan Acu

Bu yazarı sevgili Deep Tone sayesinde keşfettim, daha önce Artık Ayrılsak Diyorum isimli romanını okumuştum ve çok beğenmiştim. Gerçekten kadın ruhunu çok iyi anlayan ve romanlarını da bu şekilde yazan bir yazar.

Epsilon Yayınları'ndan Mart 2006'da çıkmış bu kitap, 310 sayfa ve bir solukta okunuyor. Roman 80'lerde geçiyor. Kahramanımız Aysel, güzel sanatlar fakültesinde mimarlık okumuş. Annesi o küçükken çekip gitmiş, babası da iflas edince kızını üvey kızkardeşine bırakıp sözde para kazanmak üzere yurt dışına gidiyor. Aysel bir başına kalakalıyor. Bu sıralarda Beyoğlu'nda entellerin takıldığı Mahzen Bar'a takılmaya başlıyor, orada kendisinden birkaç yaş büyük olan (aslında eğitimsiz ve beş kuruşsuz) son derece etkileyici ve uyanık bir adam olan Tarık ile tanışıyor. Tarık tam bir serseri (aslında daha fazlası da...), kendisini hiç gizlemiyor, Aysel'e onunla (ve aslında tüm kadınlarla) sadece cinsellik içim ilgilendiğini çok açık anlatır. Aysel önceleri onu tersliyor ama sonunda ona kapılıyor. Çok garip, fırtınalı bir ilişki yaşamaya başlıyorlar...

Kitaba bayıldım. Tarık öyle bir karakter ki, son derece korkunç biri olmasına rağmen, Uğultulu Tepeler'in Heatcliff'i gibi etkiliyor insanı... Gerçekten etkileyici bir kitap, tavsiye ederim, keyifli okumalar..:)

17 Haziran 2019 Pazartesi

Bir Ölünün Hatıra Defteri - Halid Ziya Uşaklıgil


Halid Ziya Uşaklıgil çok sevdiğim bir yazar, Mai ve Siyah, Aşk-ı Memnu, Yaz Yağmuru, Bir Hikaye-i Sevda isimli roman vev hikaye kitaplarını okumuştum. Bu kısa romanının da aşkı ve arkadaşı arasında kalmış bir adamın hikayesi olduğunu öğrenince hemen okumak istedim.

Karbon kitaplardan çıkan baskısını okudum, Hüseyin Işıklar tarafından sadeleştirilmiş. Karbon Kitaplar’ı seviyorum, tasarımı ve kalitesi güzel, ayrıca baskı hatası da olmuyor. Ancak mesela basım yılını göremedim, yazar ve kitap hakkında başında kısa da olsa bir bilgi olsa çok güzel olacak. İnşallah ileride bunları da eklerler kitaplarına.

Gelelim romanımıza; 132 sayfalık kitabımızda, Vecdi küçük yaşta annesi ve babasını kaybeder, bunun üzerine halası ve onun kendisinden 4 yaş küçük kızı Nigar ile bir aile gibi birlikte yaşamaya başlarlar. Vecdi okula başlayınca Hüsam ile arkadaş olur. Böylece Nigar, Vecdi ve Hüsam her tatillerini birlikte geçirmeye başlarlar. Zamanla Vecdi’nin Nigar’a karşı duyguları değişir, hele halasının bir sözü onu çok etkiler. Ama Nigar ne hissetmektedir?

Kitabın isminden de anlaşılacağı üzere Türk filmi tadında bir kitaptı, zaten yazarın dili o kadar güzel ki beğenmemek mümkün değil. Türk edebiyatı okumak isteyenlere tavsiye ederim. Keyifli okumalar....


10 Haziran 2019 Pazartesi

Umacı - Hanzade Servi



Hanzade Servi’nin daha önce Hortlaklar Geçidi, Kumdan Salıncak, Karamel Kokulu Öykü Okulu, Hayalet Tozu ve Ezo ile Ölü Yazar isimli kitaplarını okumuş, hepsini de çok sevmiştim. Tudem Yayınları’ndan çıkan pek çok çocuk kitabı bulunuyor yazarın. Umacı 2013’de çıkmış ama 2014 ve 2016’da yeniden basılmış (hepsinde 2000’er baskı!). Kitabı Sedat Girgin resimlemiş, kitaba çok uygun olmuş bu çizimler.

Kahramanımız Topaç 8 yaşında bir ilkokul öğrencisi, bir gece dolabının içinden umacı çıkınca korkudan ne yapacağını şaşırıyor. Ama umacısı Gırrgor’u tanıyınca herşey değişiyor. Sonra Topaç ve Gırrgor birbirlerinin en iyi dostu oluyorlar. Olaylar bu kadar basit değil tabi; Can, Mert, Gül, Lamia Hanım, psikolog Nadir Bey ve tabi ki diğer umacılar kitabın diğer renkli karakterlerinden bazıları...

Yine çok tatlı bir kitaptı, biraz Canavarlar Şirketi’ni hatırlattı ama o kadar olur... Ama okuduğum diğer iki kitabı daha çok beğendim. Yazarın okumadığım diğer kitaplarını da en kısa zamanda okumak üzere listeme ekledim. Size de tavsiye ederim, keyifli okumalar:)


3 Haziran 2019 Pazartesi

Büyük Sihir; Korkularını Aş, Yaratıcı Yaşa! -Elizabeth Gilbert



Merhaba! Kitaba geçmeden önce; nasılsınız? Beni sormayın, uzun zamandır bayağı yoğun ve yorgunum:) Neyse yine kitap okuyacak zaman bulabiliyorum, genelde hafta sonu yerimden kıpırdayacak halim olmadığından oturduğum yerde okuyorum işte:)) Yazılarımı da hep önceden yazıp programlayıp koymuştum... Bunun üstüne, bir de internet arızası vardı uzun bir süre, ben de telefonun interneti ile idare ettim, tabi o da sınırlı... Dolayısıyla yorumları yayınalyamadım ve cevap yazamadım, kusura bakmayın:( Neyse çok şükür internet geldi. Ben yorumlarla ilgilenmesem de beni yorumsuz bırakmadığınız için çok çok çok teşekkür ederim. Geç cevaplarım için de kusura bakmayın...İade-i ziyaretlerimi yapmaya çalıştım, kusura bakmayın eksiklerim varsa:) Çok teşekkür ederim tekrar:) <3 font="">

Gelelim kitabımıza, Doğan Kitap’tan Ocak 2016’da çıkan kitabımızı, İngilizce’den Begüm Kovulmaz çevirmiş. 259 sayfalık kitabı %50 indirimde görünce, ve sevgili blogger arkadaşım Biblio’nun da tavsiye ettiğini görünce hemen aldım. Elizabeth Gilbert, bütün dünyada best seller olan Ye, Sev, Dua Et’in yazarı, bu kitabında kendi tecrübelerinden yola çıkarak yazar olmak isteyenlere tavsiyelerde bulunuyor. Kitap 6 bölümden oluşuyor, cesaret; sihir; izin vermek; kararlılık; güven ve son bölümümüz kutsallık. Bu ana bölümler de  kısa kısa bölümlerden oluşuyor. Sohbet havasında yazılmış kitabı okumak çok kolay. Yazarın anlattıkları ve verdiği örnekler çok ilginç. Açıkçası başta bana fazla basit gelmişti ama son derece ilham verici. Bahsedilen sihir adeta elle tutulabilecek nitelikte, yani “var böyle bir şey”:))) Kitabı kısaca özetlemem gerekirse “yazar olmak isteyenler; çok çalışın, pes etmeyin, bu işi fazla ciddiye almayın ve bel bağlamayın, çalışın ve gerisini evrene bırakın”. Basit ve hafif görünüşünün altında bence önemli bir kitap... Keyifli okumalar dilerim.


27 Mayıs 2019 Pazartesi

Muhteşem Gatsby - F. Scott Fitzgerald



Romanı sanırım üniversitede İngilizce okumuş ve çok beğenmiştim. Sonra 2013’de Baz Luhrmann romanı yeniden filme aldı. Romanın 1969 yapımı film uyarlamasını da çok önce izlemiştim, ama bu haline bayıldım, muhteşem bir uyarlamaydı, çok uzun süre etkisinde kaldım, sürekli filme ait şarkıları dinleyip durdum, -hala da dinliyorum:)-. Filme bayıldığım için Artemis Yayınları’nın filmin afişiyle bastığı baskıyı görünce, kitabın Türkçesini de okumamış olduğumdan, hemen aldım. İlk baskısı kasım 2012’de, ikinci baskısı haziran 2013’de olmuş. Popüler Klasik Artemis serisine ait bir kitap... Kitabın grafik tasarımı şahane, arka iç kapakta yazarın bir resmi ve hakkında kısa bilgi var.

201 sayfalık kitabın konusu çoğu kişi tarafından biliniyordur sanırım. Long Island’ın East Egg bölgesine verdiği muhteşem partiler ve gizemli geçmişiyle Gatsby adındaki adam damgasını vurmuştur. Adanın diğer tarafında yaşayan göz kamaştırıcı zenginlikleriyle ünlü Tom ve Daisy Buchanan çifti ise bu yeni adama kayıtsız kalmışlardır. Ama Gatsby’i buraya atan rüzgar tesadüf değildir. Beş yıl boyunca yüreklerde canlı tutulan aşkın ateşidir. Anlatıcımız Nick Carraway’ın buaradaki rolü büyüktür, çünkü o hem Daisy’nin kuzeni, hem de Gatsby’nin komşusudur...

Bu aşkı bu kadar etkilyici kılan, içindeki trajediler... Kurgu kesinlikle çok etkileyici. Ayrıca caz çağında yaşamış olan Fitzgerald bu kitabında da çağın güzeliklerine romanında başrollerden birini vermiş. Kitap kesinlikle çok güzeldi, hatta Murakami “hayatımın en önemli kitabı,” demiş bunun için... Fitzgeralde 1896’da doğmuş ve 44 yaşında kalp krizinden ölmüş. Eşi Zelda ile fırtınalı, oldukça inişli çıkışlı bir aşk yaşamış. Dediğim gibi çok güzel bir kitaptı amaa, ama filmi bence çok daha etkileyici ve romana son derece sağdık, çok başarılı bir uyarlama. İyi okumalar, keyifli seyirler dilerim...:)


20 Mayıs 2019 Pazartesi

Karamel Kokulu Öykü Okulu - Hanzade Servi



Hanzade Servi’yi çok sevdiğimi önceki yazılarımdan hatırlayabilirsiniz. Harika çocuk ve genç romanları yazmış olan yazar, bu kez yazmayı seven çocuklara güzel bir öykü nasıl yazılır onu anlatıyor. Oldukça sistematik olan kitapta, okurlar karamel kokulu öykü okulunun öğrencisi olup sıraları dolduruyorlar ve yazarın eğlenceli alıştırmaları, örnekleri ile mezuniyete doğru keyifli bir yolculuğa çıkıyorlar:)) Kitabın sonunda diploma bile var:)

Tudem Yayınları’ndan Kasım 2018’de çıkan kitap 204 sayfa, içindeki ilüstrasyonları Mert Tugen yapmış.

Ben kitabı çok sevdim, sadece çocuklara değil aslında yazmayı seven herkese hitap ediyor kitap. Yazmayı seven herkese şiddetle tavsiye ederim. Keyifli okumalar:)


Bkz: https://www.youtube.com/watch?v=fzXOR9tfJmE , bu videoda yazar yeni kitabını anlatıyor:)
İnstagram adresi de: hanzadeservi :)

13 Mayıs 2019 Pazartesi

Farahnaz’ın Çiçeği - Yaprak Öz


 
Yaprak Öz keşfettiğimden beri sürekli takip ettiğim, çok sevdiğim bir yazar oldu. Romanlarının hepsini okudum. Biliyorsunuz kendisinin şiir kitapları da var ve onlar da oldukça başarılı. Gizem, gerilim yazan yazarımız bu sefer memleketi Zonguldak’ta 70’lerin sonlarında geçen harika bir polisiye yazmış. Üstelik roman hem geçtiği yer hem de geçtiği döneme ait bolca da ayrıntı içeriyor.
 

Yayınevi’miz bu sefer polisiyeleriyle meşhur Oğlak Yayınevi, Maceraperest Kitaplar serisi. 2019 yılında çıkan kitabımız 263 sayfa. Öncelikle kitabı görsel olarak çok beğendim, her bölümün başlığı o bölümde geçen bir giysi tarifinden oluşuyor, kapakta da böyle (muhtemelen bölümlerden birinde tarif edilmiş olan) bir kumaş var, kenarlarıysa zannımda Zonguldak köpürünün isiyle kirlenmiş:) Kapağın iç tarafı ise son bölümde kahramanımızın diktiği giysinin kumaşından oluşuyor, bu ayrıntıya bayıldım:)
 

Gelelelim konumuza, Yıldız Alatan bir mühendis eşi olarak Zonguldak’ta şık bir lojman sitesinde oturan 50 yaşında hoş bir kadındır, hobi olarak başladığı terziliği çok ilerletmiş olup sık sık çevresindekilere birşeyler diker, ayrıca Komiser Kolombo’yu çok sever ve dedektifliğe meraklıdır. Kendisi gibi mühendis eşlerinden oluşan komşularıyla çok samimidir ve boş vakitlerini bu genç hanımlarla geçirir, onların Yıldız Abla’sıdır. Bir gün bu sakin yerden beklenmeyen kötü bir olay yaşanır. Bu olayı çözmek ise Yıldız Hanım’a kalır.
 

Romanı çok sevdim, karakterlerin döneme uygun konuşma tarzları, adetleri, şirin ve şık Kılıç mahallesindeki yaşayış, terziliğe ait detaylar çok hoştu. Kara Hacer’le ve Kevser’le olan diyaloglar çok komikti. Benim beğenimi etkileyen konudan ziyade yazarın işleyişi oluyor, yine sıcacık bir roman yazmış yazar. Kapaktaki “Bir Yıldız Alatan Romanı” ibaresi, giriş kısmında da Yıldız Hanım’ın torunu Berrak’ın söylediği “anneannemin yazmış olduğu bir bavul dolusu roman” sözü ve son bölümde Berrak’ın Suat Bey ile ilgili çok ilginç şeyler öğrendiğini söylemesi bize bu serinin devam edeceğini anlatıyor... Ben tabi ki merak ve heyecanla bekliyorum:) Keyifli okumalar:)

 

 

 

6 Mayıs 2019 Pazartesi

Üzüm ve Diğer Şeyler - Yaşar M. Taşkale


Bu kitabı tesadüfen Migros'ta buldum ve tabi ki kaçırmadım:) Meğerse çok meşhurmuş Üzüm ve Ryuk:) Yazarımız Yaşar Bey, sevgili kedileri Üzüm (Ryuk'un çok sevdiğim deyişiyle Üzim:)) ve Ryuk'un diyaloglarını yazmış... Kitaba bayıldım, eğer gülmek istiyorsanız ve kedileri seviyorsanız kaçırmayın. Artemis Yayınları'ndan 2016 ocak'ta çıkmış, 375 sayfa.. Aşağıda kitaptan bir kaç sayfa görebilirsiniz...





Ve yazarımız ile kitabı... Bu arada instagramda üzümvediğerşeyler diye bir hesapları da bulunuyor..:)




29 Nisan 2019 Pazartesi

Kuş Odası - Chris Killen


2010 yılında Doğan Kitap'tan çıkan kitabımız ilk çıktığında büyük ilgi görmüştü. Zeynep Tür tarafından çevrilmiş olan kitap 173 sayfa. Yazarın dilimize çevrilmiş başka bir kitabı yok sanırım. Yazar 1981 İngiltere doğumlu. 2007'de blogu ile ödül kazanmış. Bu onun ilk romanı. Konumuza gelirsek, daha çok 30 yaşındaki Will anlatıyor, bir de Helen var, o da aynı yaşlarda bir porno film oyuncusu. Kitap 30lu yaşlardaki birkaç kahramanın -daha çok- cinsel hayatlarını konu alıyor diyebiliriz. Aslında tam olarak cinsel yaşamları da değil, yani bu erotik veya pornografik bir kitap değil kesinlikle. Yalnız kahramanlar biraz sıradışı, Will hayata küsmüş garip bir adam, Alice onun ilk sevgilisi ve Will onu elinden kaçırmaktan korkuyor. En büyük rakibi ise adaşı ve yakın arkadaşı ressam Will. Bir de işte hikayenin bir ucunda Will'in bir yetişkin sitesinde tanıştığı ve Alice'e benzetmeye çalıştığı Helen var. Kitap idare eder diyeyim, okunuyor ama daha fazlası değil bence... Keyifli okumalar dilerim... 


22 Nisan 2019 Pazartesi

Ezo ile Ölü Yazar - Hanzade Servi




Yazarın daha önce Hortlaklar Geçidi isimli kitabını okumuştum, aslında o kitabını da içinde Maria Brozozowa’nın ilüstrasyonları olduğu için okumak istemiştim. Kitap hem içeriği hem çizimleriyle çok hoşuma gitmişti. Bu kitabını da tesadüfen aldım. Altın Kitaplar’dan çıkan Şubat 2017 (2. basım) basımını okudum. 126 sayfalık kitabın ilüstrasyonlarını Berk Öztürk yapmış, kitaba yakışan hoş çizimler gerçekten.


Kitabın konusuna geçmeden kısaca yazardan bahsedeyim, 1978 doğumlu, pek çok çocuk kitabının yanısıra bir de romanı var. Ama çocuk kitaplarını da her yaştan insan keyifle okuyabilir. Tür olarak da dram öğeleri taşıyan konuları bile gizemli ve mizahi bir üslupla ele aldığını söyleyebiliriz.


Ezo anne ve babasını bir kazada kaybedince, Bozorman kasabasında anneannesiyle yaşamaya başlar. Ama hem anneannesinin huysuzluğu hem de evlerinin çatı katında yaşayan hayalet yazar nedeniyle pek de keyifli değildir. Ayrıca konuşmuyor olması da işleri kolaylaştırmamaktadır.


Kitabı çok sevdim, hatta bazı yerlerde gözlerim doldu, yazarın diğer kitaplarını da okuma listeme ekledim. Mutlaka okumanızı öneririm, hele çocuklarınızın çok seveceğine eminim. Keyifli okumalar...



15 Nisan 2019 Pazartesi

Gökyüzü Çocukları - Katherine Rundell


Bu kitabı severek takip ettiğim Kağıt Salıncak sayesinde keşfettim. Çocuk kitabı formatında ama çok keyifli bir kitap, bana Küçük Prenses Sara'yı hatırlattı, büyük ihtimalle Paris'teki çatı katından dolayı. Yazarımız Katherine Rundell 1987'li, pek çok ülke gezmiş. Sanıyorum bu kendisinin ikinci kitabı, üçüncü kitabı Feo ve Kurt da bundan kısa süre sonra yayınlanmış.

Domingo Yayınları'ndan şubat 2016'da çıkan kitap 269 sayfa, çevirisi Duygu Dalgakıran'a ait. Öncelikle kitabın kapağına, cildine, iç kapaktaki çello desenlerine bayıldım. Konumuza gelirsek, Sophie minicik bir bebekken bir gemi kazasında Charles tarafından bir çello kutusunun içinde kurtarılır. Yalnız yaşamakta olan Charles onu alır ve büyütür. Ancak Sophie büyüdükçe sorunlar artar, çünkü genç bir kızın bekar bir erkek tarafından büyütülmesi alışılmadık bir durumdur. Sonunda Sophie 12'sine gelince, onun yetiştirme yurduna verilmesi uygun görülür. Tabi bu hem Charles hem de Sophie için kabul edilemezdir. Böylece düşünürler ve ellerindeki tek ip ucu olan çello kutusuna sarılırlar. Kutu onları Paris'e gönderir, böylece bir çatı sakini olan Matteo'nun da karışacağı macera başlar...

Çok hoş bir kitaptı, bir rüya gibi uçucu ve fantastik bir his bıraktı bittiğinde. Çocuk kitaplarını seviyorsanız mutlaka tavsiye ederim, keyifli okumalar:)

8 Nisan 2019 Pazartesi

The Crow, Ölümsüz Aşk - David Bischoff


Merhaba! Öncelikle blogumun doğum günü için gönderdiğiniz güzel yorumlar ve çekilişe katılımınız için çok teşekkür ederim:)
Çekilişimiz talihlisi sevgili *mehtAp oldu. Çok tebrik ederim, yeni çekilişlerde görüşmek üzere:)
***

2001 Yılında Beyaz Balina Yayınları'ndan çıkan kitabımız 314 sayfa. Yayın Yönetmeni Latif Uğurtekin kitaba bir önsöz yazmış. The Crow aslında 1980'li yılların başında James O'barr tarafından çizgi roman olarak yayınlanmış. Yazarımız da onu romanlaştırmış. 1994'te de - Brandon Lee'nin başrolünü oynarken hayatını kaybettiği- filme aktarılmış. Filmini izlememiştim ama yukarıda bahsettiğim olaydan sonra özellikle, kült mertebesine geldi adeta. Kitabın ismi ve 'ölümsüz aşk' ibaresi okumak istememe sebep oldu.

Konusuna bakacak olursak, bana kalırsa çizgi romandan uyarlanmasından kaynaklanan bir tek boyutluluk hali var. Kitapta korku romanları, hikayeleri yayınlayan Tome Yayınları isminde bir yayınevi var, bu oluşum etrafında toplanan gotik bir grup var ki kendileri yasadışı işlere bulaşmkatan çekinmiyorlar. Genç yazar adayı David Marquette de edebiyat sevdasına onlara bulaşmış biri. David, üniversite aracılığı ile ünlü bir yazar olan William Blessing'in asistanı oluyor. Blessing'in genç güzel eşi Amy ile paha biçilemez Edgar Allan Poe koleksiyonu, David'in aklını çeliyor, sonra olanlar oluyor...

Belki doğru düzgün çevrilmiş olsa ilginç olabilirdi bilemiyorum ama bu berbat çeviri nedeniyle okumak bir işkence oldu... Keyifli okumalar dilerim.


1 Nisan 2019 Pazartesi

İyi Ki Doğdun Okuma Günlüğüm! :)

Eveet, bu sene de geldi 1 Nisan, okuma günlüğüm'ün doğum günü, kıymetlim:) 9 yılı geride bıraktık, inanılmaz gerçekten, çok mutluyum, hayatımın en güzel kısımlarından biri sevgili blogum. Çok özel bir yeri oldu her zaman, bu 9 yılda neler neler yaşadım, ama hiç ara vermemeye çalıştım, kötü zamanlar geçirdiğimde gelen güzel bir yorum beni havalara uçurdu. Her zaman söylediğim gibi blogum sayesinde çok değerli dostlarım oldu. Blogum daima hayatımdaki önemli bir mutluluk kaynağım oldu. Kısacası, değerli dostlarım iyi ki varsınız ve okuma günlüğüm iyi ki doğmuşsun ! :)

Çekiliş
Bu güzel günün şerefine daha önce okuyup sevmiş olduğum Niccolo Ammanti'nin SEn ve Ben kitabını (eğer okuduysanız başka bir kitap seçebiliriz:)) ve minik bir kırtasiye paketi hediye etmek istiyorum bir takipçime. Çekilişe katılmak için blogumun takipçisi olmanız ve bu yazıya yorum bırakmanız yeterli. 

Ekstra haklar;
  • Çekilişi herhangi bir sosyal medya hesabında duyurmak 
  • Hoby.ist facebook sayfasını beğenmek
  • Hoby.ist instagram hesabını takip etmek
Lütfen yorumda ekstra haklardan hangilerini yerine getirdiğinizi yazmayı unutmayın:)

Herkese bol şans ve tekrar teşekkür ederim. Talihlimiz 8 Nisan pazartesi günü inşallah açıklanacak. Sevgiler:)



25 Mart 2019 Pazartesi

Beynin Sırları - Pelin Çift, Sinan Canan


Pelin Çift ile Gündem Ötesi Kitaplığı'nın 3. kitabı... Destek Yayınları'ndan ilk baskısını Aralık 2016'da yapmış kitabımız, benim okuduğumsa Nisan 2018'deki 39. baskısı!!

278 sayfalık kitap, Pelin Çift'in Gündem Ötesi programına konuk ettiği Fizyoloji doktoru, aynı zamanda sinirbilim konusunda çalışmalar yapan Prof. Dr. Sinan Canan ile yaptığı söyleşilerden oluşuyor.

Beyin  konusunda hepimizin merak ettiği konular var içinde, neden uyuruz, neden güleriz, yaşlanınca beynimize ne olur, çocuklarımız için ne yaparsak daha zeki olurlar, aşkın fizyolojisi, psikopatların beyni nasıl gibi...

Kitap çok kolay okunuyor ve konular da gerçekten ilgi çekici. Gündem Ötesi kitaplığının diğer iki kitabı da Ayasofya'nın Gizli Tarihi ve Kudüs'ün Gizemli Tarihi. Tavsiye ederim, keyifli okumalar:)

18 Mart 2019 Pazartesi

Burada Kalmak - Sibel K. Türker


Yine sevgili blogger arkadaşım Deeptone'un blogunda bahsettiği güzel kitaplardan biri. Can Yayınları'ndan Nisan 2018'de çıkan kitabımız 240 sayfa. Yazarla ilk tanışmam oldu bu, kendisi 1968 Ankara doğumlu. Hukuk Fakültesi mezunu, pek çok öykü kitabı ve romanı var.

Kitabımızın kahramanı Kutlu 16 yaşında bir lise öğrencisi, annesini küçükken kaybetmiş, babası ve ağabeyi Kutsal ile yaşıyor. Dedeleri Süheyl de onlarla aynı apartmanda yaşıyor. Komşuları Suna Teyze, kızı Melike ve onun kızı Oya'nın da hayatları üzerinde bayağı etkileri var. Kutlu'nun arkadaşı Erdem ve onun ailesinin de kitapta yeri büyük. Kitap Ankara'da geçiyor ve Ankara da kitapta yer tutuyor. Daha çok bir kesit romanı olan Burada Kalmak'ı çok da anlatamıyorum:)

Kitabı çok beğendim, Kutlu çok şirin, sempatik bir çocuk, anlatımını çok beğendim. Keyifli bir kitap, tavsiye ederim, keyifli okumalar:)


11 Mart 2019 Pazartesi

Jamaika Hanı - Daphne Du Maurier

Daphne Du Maurier sevdiğim bir yazar, gerçekten değişik bir tarzı var, sıradan olaylar içinde bile gerilim yaratmayı çok iyi beceriyor bence. Geçenlerde Asalaklar romanını okumuştum. Sanırım yine bir Daphne Du Maurier yazımda, Bücürük ve Ben blogunun sahibesi Müjde Abla önermişti bu kitabı. Ben de hemen aldım tabi:)

Merkez Kitaplar'dan ocak 2008'de çıkan 288 sayfalık kitabı Püren Özgören çevirmiş. Romanımızın kahramanı Mary annesi ölünce istemeyerek de olsa uzaktaki teyzesinin yanına gitmek zorunda kalır. Mary oraya gittiğinde kötü bir sürprizle karşılaşır, teyzesi korkunç bir adamla evlidir, bu adam çevrede adı kötüye çıkmış, kimsenin uğramadığı Jamaika Han'ı işletmektedir ve Mary de orada yaşamak istiyorsa onlara yardım etmek zorundadır. Üstelik kısa süre içinde Mary bu handa kanun dışı işler döndüğünü görür...

Zaman zaman durağanlaşsa da özellikle ters köşe finaliyle sevdiğim bir kitap oldu. 1939'da Hitchcock tarafından filme de çekilmiş. Arka kapakta "modern gerilim türüyle gotik romanı harmanladığı" ve "Jane Eyre ve Uğultulu Tepeler" romanlarıyla karşılaştırıldığı yazıyor. O kadar gotik bulmadım ben romanı açıkçası ama dediğim gibi güzeldi... Keyifli okumalar dilerim:)



4 Mart 2019 Pazartesi

Kıyıdan Uzakta - Mehmet Eroğlu

Çok sevgili blogger arkadaşım Deep Tone Sade ve Derin blogunda bu kitaptan bahsedince merak ettim, hemen aldım. O yazısında bahsettiği diğer kitabı da aldım bu arada:)

Mehmet Eroğlu oldukça tanınan ve beğenilen bir yazarmış, 1948 doğumlu, ödüllü romanları, ödüllü senaryoları var. İletişim Yayınları tarafından yayınlanan bu 99 sayfalık bu romanı 2018'de çıkmış. Daha ilk satırıyla edebiyatın dibine vuruyor:) Yazarın cümleleri gerçekten oldukça etkileyici. Bolca mitolojik göndermeler kullanmış. 

Romanımızın konusuna gelirsek, kahramanımız Zühal orta yaşın sonlarında bir kadındır, roman da aslen kendisinden 30 yaş büyük eşi Selim'e yazdığı itiraflarla dolu bir mektuptur aslında.

Güzel bir romandı, sürprizli bir aşk hikayesi denebilir:) Keyifli okumalar dilerim:)


25 Şubat 2019 Pazartesi

Yalnız Seni Arıyorum - Orhan Veli

Pek çok arkadaşımın okuyup çok beğendiği bir kitap Yalnız Seni Arıyorum, en son hatırladığım da sevgili Kitap Eylemi'nin şu yazısı. Kitap Yapı Kredi Yayınları'ndan şubat 2014'te çıkmış, benim okuduğum mart 2018 (4.baskı) baskısı. 165 sayfa kitap, Orhan Veli'nin 1947-1950 yılları arasında (14 Kasım 1950'de hayatını kaybedene kadar) sevgilisi Nahit Gelenbevi'ye yazdığı mektuplardan oluşuyor. 

Öncelikle, bu mektupları Nahit Hanım, vefat ettiği 2002 yılına kadar -tam 52 yıl- saklamış, sonrasında (nasıl olduğu açıklanmamış ancak) mektuplar yayınevinin Sanat Yayıncılık Yönetim Kurulu Başkanı Ömer Koç'un koleksiyonuna geçmiş. Önsözdeki şu kısma yer vermek istiyorum;

"... Defineye varmak için açılması gereken zarif bir kapı vardı: Orhan Veli'nin kız kardeşi Sayın Füruzan Yolyapan'ın muvafakati. Füruzan Hanım, Nahit Hanım'ın bu mektupların yayımlanmaması ricasında bulunduğundan, kendisinin de ağabeyinin edebi kişiliğini zedeleyebileceği endişesi taşıdığından söz etti. Ne var ki, gönlümüz mektupların daha fazla gömülü kalmasına razı olamazdı - üstelik bu kadar yakınımızdayken."

Kısacası Nahit Hanım bu özel mektupların yayınlanmamasını rica ettiği halde ve mektuplarda herhangi edebi bir yön olmadığı (Hatta bir mektupta Nahit Hanım "bana ne mektuplar yazıldı" demiş Orhan Veli'yi sıradan mektuplar yazdığından dolayı eleştirmek için, o da ona aklımda kaldığı kadarıyla kabaca 'ben edebiyat yapmak için yazmıyorum, içimden geldiği gibi basitçe aşkımı anlatıyorum' diyor), tamamen iki kişi arasındaki özel durumlar üzerine olduğu halde bana kalırsa "tamamen duygusal" nedenlerle bunların yayınlanmasını hele de YKY'na hiç yakıştıramadım. Evet mektupları okumaktan keyif aldım, doğru, ama okumasam da olurdu. Burada tamamen Nahit Hanım'ın mirasçısı olmamasından yararlanılmış bence. Bana göre Nahit Hanım'ın mirasçısı olsaydı, onları rencide edebilecek bir durum var, bilmiyorum ben mi çok tutucuyum ama kim olursa olsun herhalde yaşadığı gizli bir aşka dair mektupların yayınlanmasını istemezdi, içinde müstehcen bir şey tabi ki yok bu mektupların ama kişisel sonuçta! 

Nahit Hanım çok etkileyici biri olmalı ki, Sabahattin Ali, Necip Fazıl, Turgut Uyar ve daha nice ünlü edebiyatçı kendisinin çekimine kapılıyor. Ama o eşinin öğrencisi olan, kendisinden 5 yaş küçük Orhan Veli'nin aşkına karşılık veriyor. Tam 12 yıl bu aşk (veya ızdırap demek belki daha doğru) sürüyor. Orhan Veli'nin iş için İstanbul'a gelmesiyle birlikte mektuplaşma başlıyor. Ama şairin hayatı çok çileli, o kadar ki bazen bir mektup postalayacak parası olmuyor, hatta "eğer bir ayakkabı ve pardösü alacak para bulabilirsem Ankara'ya seni görmeye gelebilirim" diyor; ki bu dönemde gazetelere röportaj verecek kadar ünlü biri... Ne kadar acı... Sonunda kendisi 10 Kasım 1950'de belediyenin açtığı çukura düşüp başını çarpıyor, 14 Kasım'da da hayatını kaybediyor. Ban kalırsa iki aşık parasızlıktan dolayı biraraya gelememiş... Nahit Hanım eşinden ne zaman ayrılmış bulamadım ama 1955'te ünlü şair (yanlış hesaplamadıysam kendisinden 16 yaş küçük) Arif Damar ile evlenmiş. 


18 Şubat 2019 Pazartesi

Babalar ve Oğullar - Turgenyev

Geçenlerde okuduğum Kar romanında geçiyordu Turgenyev, yanlış hatırlamıyorsam İlk Aşk romanı vardı, yazarın romantikliğinden bahsediliyordu. Ben de bu yüzden bir Turgenyev romanı okumak istedim ve kendisinin en ünlü eseri de Babalar ve Çocuklar (başka yayınevlerine göre Babalar ve Oğullar) kitabıydı.

Cem Yayınları'ndan 1989 yılında çıkan 311 sayfalık kitabı Hasan Ali Ediz ve Vasıf Onat çevirmiş, kitabın başında yazar ve eserleriyle ilgili oldukça uzun, detaylı bir de yazı var, 25 sayfalık bu kısmı da Hasan Ali Ediz yazmış. 

1818-1883 yılları arasında yaşamış Turgenyev. Önce şiir türünde eser vermiş ve romancılığa çok geç başlamış. Dönemin ünlü yazarlarının aksine kültürlü çiftlik sahiplerini anlatır. 

Romanımız üniversite öğrencisi Arkadi'nin, tıp öğrencisi arkadaşı Bazarov'u da alarak tatil için kırsalda yaşayan aslında soylu babasının yanına çiftliğe dönmesiyle başlar. Baba, kendisinden daha gösterişli olan eski asker ağabeyi Pavel ile yaşamaktadır. Ve tabi kendisinden 20 yaş kadar küçük olan Feniçka ile de bir ilişki yaşamaktadır, bir de oğlu vardır ondan. Pavel aristokrattır, Bazarov'sa onunla zıt görüşlerde olduğundan sık sık tartışırlar. Kadın-erkek ilişkileri hakkındaki görüşleriyle de Arkadi ile çelişirler. Roman aslında sık sık çelişen bu göürşler üzerinedir daha çok.

Kısaca söylemek gerekirse, kitabı sevmedim:) Klasiklerden olduğu için denemenizi öneririrm tabi ki, keyifli okumalar:)

Resim: http://www.leblebitozu.com/ivan-turgenyevin-5-eseri-ve-hayati/


12 Şubat 2019 Salı

Zamanı Durdurmanın Yolları - Matt Haig


Geçenlerde kitapyurdu'ndan alışveriş yaparken gördüm bu kitabı, oldukça iddialıydı, kapağı da bana aşk romanı olduğunu düşündürdüğü için aldım. Domingo Yayınları'ndan Ekim 2018'de çıkmış.Orijinal ismi "How To Stop Time", 318 sayfalık kitabın çevirisi Kıvanç Güney'e ait.

Kitabımızın kahramanı Tom Hazard ve kendisi 400 küsur yaşında, çünkü bir sebepten dolayı normal insanlardan çok çok çok daha yavaş yaşlanıyor. Bu nedenle sürekli yer değiştirmek zorunda tabi... Bir gün kendisi gibi insanların bir araya geldiği Albatros Kulübü ile tanışıyor. Kulübün kurucusu Hendrich dünyadaki bütün "Alba"ları bulup kulübe dahil etmeye çalışıyor, bunun için üyelerini kullanıyor ve karşılığında onlara yaşamak istedikleri hayatları sunuyor. Bu hayata tahammül edebilmek için aşık olmamak gerekiyor...

O kadar sıkıldım ki kitaptan daha fazla anlatamayacağım. Öncelikle Forever dizisini hatırlattı ciddi şekilde. Yazar bir şekilde kitabı ilginç hale getirmeye çalışmış ama basmakalıp olmaktan kurtulamamış. Olayların birbiriyle olan bağlantıları zorlama geldi mesela. Örneğin bir insan 400 yıl yaşadı diye tarihteki ünlü kişilerle tanışmış olmak zorunda değil, 1000 yıl yaşayıp yine de ünlü birini tanımamış olabilirsiniz. Tom Hazard'sa Shakespear'le, F. Scott Fitzgerald'la tanışmış (nedense geçmişe giden biri mutlaka Fitzgerald'la tanışıyor). Alba'ların neden bir araya gelmek zorunda olduğu, kulübe katılmayanların neden öldürüldüğü anlaşılmıyor, çok saçma. 400 yıl yaşayan bir insan nasıl sadece 1 kere aşık oluyor onu da anlayamadım. Adamın ikinci aşkı ile ilki arasında 400 yıl var. Kısacası ben kitapta aradığım derinliği ve sürükleyiciliği bulamadım. Nasıl 37 dile çevrilmiş anlamak mümkün değil... Yine de şansınızı deneyin belki siz seversiniz:)





Related Posts Plugin for WordPress, Blogger...