18 Mart 2019 Pazartesi

Burada Kalmak - Sibel K. Türker


Yine sevgili blogger arkadaşım Deeptone'un blogunda bahsettiği güzel kitaplardan biri. Can Yayınları'ndan Nisan 2018'de çıkan kitabımız 240 sayfa. Yazarla ilk tanışmam oldu bu, kendisi 1968 Ankara doğumlu. Hukuk Fakültesi mezunu, pek çok öykü kitabı ve romanı var.

Kitabımızın kahramanı Kutlu 16 yaşında bir lise öğrencisi, annesini küçükken kaybetmiş, babası ve ağabeyi Kutsal ile yaşıyor. Dedeleri Süheyl de onlarla aynı apartmanda yaşıyor. Komşuları Suna Teyze, kızı Melike ve onun kızı Oya'nın da hayatları üzerinde bayağı etkileri var. Kutlu'nun arkadaşı Erdem ve onun ailesinin de kitapta yeri büyük. Kitap Ankara'da geçiyor ve Ankara da kitapta yer tutuyor. Daha çok bir kesit romanı olan Burada Kalmak'ı çok da anlatamıyorum:)

Kitabı çok beğendim, Kutlu çok şirin, sempatik bir çocuk, anlatımını çok beğendim. Keyifli bir kitap, tavsiye ederim, keyifli okumalar:)


11 Mart 2019 Pazartesi

Jamaika Hanı - Daphne Du Maurier

Daphne Du Maurier sevdiğim bir yazar, gerçekten değişik bir tarzı var, sıradan olaylar içinde bile gerilim yaratmayı çok iyi beceriyor bence. Geçenlerde Asalaklar romanını okumuştum. Sanırım yine bir Daphne Du Maurier yazımda, Bücürük ve Ben blogunun sahibesi Müjde Abla önermişti bu kitabı. Ben de hemen aldım tabi:)

Merkez Kitaplar'dan ocak 2008'de çıkan 288 sayfalık kitabı Püren Özgören çevirmiş. Romanımızın kahramanı Mary annesi ölünce istemeyerek de olsa uzaktaki teyzesinin yanına gitmek zorunda kalır. Mary oraya gittiğinde kötü bir sürprizle karşılaşır, teyzesi korkunç bir adamla evlidir, bu adam çevrede adı kötüye çıkmış, kimsenin uğramadığı Jamaika Han'ı işletmektedir ve Mary de orada yaşamak istiyorsa onlara yardım etmek zorundadır. Üstelik kısa süre içinde Mary bu handa kanun dışı işler döndüğünü görür...

Zaman zaman durağanlaşsa da özellikle ters köşe finaliyle sevdiğim bir kitap oldu. 1939'da Hitchcock tarafından filme de çekilmiş. Arka kapakta "modern gerilim türüyle gotik romanı harmanladığı" ve "Jane Eyre ve Uğultulu Tepeler" romanlarıyla karşılaştırıldığı yazıyor. O kadar gotik bulmadım ben romanı açıkçası ama dediğim gibi güzeldi... Keyifli okumalar dilerim:)



4 Mart 2019 Pazartesi

Kıyıdan Uzakta - Mehmet Eroğlu

Çok sevgili blogger arkadaşım Deep Tone Sade ve Derin blogunda bu kitaptan bahsedince merak ettim, hemen aldım. O yazısında bahsettiği diğer kitabı da aldım bu arada:)

Mehmet Eroğlu oldukça tanınan ve beğenilen bir yazarmış, 1948 doğumlu, ödüllü romanları, ödüllü senaryoları var. İletişim Yayınları tarafından yayınlanan bu 99 sayfalık bu romanı 2018'de çıkmış. Daha ilk satırıyla edebiyatın dibine vuruyor:) Yazarın cümleleri gerçekten oldukça etkileyici. Bolca mitolojik göndermeler kullanmış. 

Romanımızın konusuna gelirsek, kahramanımız Zühal orta yaşın sonlarında bir kadındır, roman da aslen kendisinden 30 yaş büyük eşi Selim'e yazdığı itiraflarla dolu bir mektuptur aslında.

Güzel bir romandı, sürprizli bir aşk hikayesi denebilir:) Keyifli okumalar dilerim:)


25 Şubat 2019 Pazartesi

Yalnız Seni Arıyorum - Orhan Veli

Pek çok arkadaşımın okuyup çok beğendiği bir kitap Yalnız Seni Arıyorum, en son hatırladığım da sevgili Kitap Eylemi'nin şu yazısı. Kitap Yapı Kredi Yayınları'ndan şubat 2014'te çıkmış, benim okuduğum mart 2018 (4.baskı) baskısı. 165 sayfa kitap, Orhan Veli'nin 1947-1950 yılları arasında (14 Kasım 1950'de hayatını kaybedene kadar) sevgilisi Nahit Gelenbevi'ye yazdığı mektuplardan oluşuyor. 

Öncelikle, bu mektupları Nahit Hanım, vefat ettiği 2002 yılına kadar -tam 52 yıl- saklamış, sonrasında (nasıl olduğu açıklanmamış ancak) mektuplar yayınevinin Sanat Yayıncılık Yönetim Kurulu Başkanı Ömer Koç'un koleksiyonuna geçmiş. Önsözdeki şu kısma yer vermek istiyorum;

"... Defineye varmak için açılması gereken zarif bir kapı vardı: Orhan Veli'nin kız kardeşi Sayın Füruzan Yolyapan'ın muvafakati. Füruzan Hanım, Nahit Hanım'ın bu mektupların yayımlanmaması ricasında bulunduğundan, kendisinin de ağabeyinin edebi kişiliğini zedeleyebileceği endişesi taşıdığından söz etti. Ne var ki, gönlümüz mektupların daha fazla gömülü kalmasına razı olamazdı - üstelik bu kadar yakınımızdayken."

Kısacası Nahit Hanım bu özel mektupların yayınlanmamasını rica ettiği halde ve mektuplarda herhangi edebi bir yön olmadığı (Hatta bir mektupta Nahit Hanım "bana ne mektuplar yazıldı" demiş Orhan Veli'yi sıradan mektuplar yazdığından dolayı eleştirmek için, o da ona aklımda kaldığı kadarıyla kabaca 'ben edebiyat yapmak için yazmıyorum, içimden geldiği gibi basitçe aşkımı anlatıyorum' diyor), tamamen iki kişi arasındaki özel durumlar üzerine olduğu halde bana kalırsa "tamamen duygusal" nedenlerle bunların yayınlanmasını hele de YKY'na hiç yakıştıramadım. Evet mektupları okumaktan keyif aldım, doğru, ama okumasam da olurdu. Burada tamamen Nahit Hanım'ın mirasçısı olmamasından yararlanılmış bence. Bana göre Nahit Hanım'ın mirasçısı olsaydı, onları rencide edebilecek bir durum var, bilmiyorum ben mi çok tutucuyum ama kim olursa olsun herhalde yaşadığı gizli bir aşka dair mektupların yayınlanmasını istemezdi, içinde müstehcen bir şey tabi ki yok bu mektupların ama kişisel sonuçta! 

Nahit Hanım çok etkileyici biri olmalı ki, Sabahattin Ali, Necip Fazıl, Turgut Uyar ve daha nice ünlü edebiyatçı kendisinin çekimine kapılıyor. Ama o eşinin öğrencisi olan, kendisinden 5 yaş küçük Orhan Veli'nin aşkına karşılık veriyor. Tam 12 yıl bu aşk (veya ızdırap demek belki daha doğru) sürüyor. Orhan Veli'nin iş için İstanbul'a gelmesiyle birlikte mektuplaşma başlıyor. Ama şairin hayatı çok çileli, o kadar ki bazen bir mektup postalayacak parası olmuyor, hatta "eğer bir ayakkabı ve pardösü alacak para bulabilirsem Ankara'ya seni görmeye gelebilirim" diyor; ki bu dönemde gazetelere röportaj verecek kadar ünlü biri... Ne kadar acı... Sonunda kendisi 10 Kasım 1950'de belediyenin açtığı çukura düşüp başını çarpıyor, 14 Kasım'da da hayatını kaybediyor. Ban kalırsa iki aşık parasızlıktan dolayı biraraya gelememiş... Nahit Hanım eşinden ne zaman ayrılmış bulamadım ama 1955'te ünlü şair (yanlış hesaplamadıysam kendisinden 16 yaş küçük) Arif Damar ile evlenmiş. 


18 Şubat 2019 Pazartesi

Babalar ve Oğullar - Turgenyev

Geçenlerde okuduğum Kar romanında geçiyordu Turgenyev, yanlış hatırlamıyorsam İlk Aşk romanı vardı, yazarın romantikliğinden bahsediliyordu. Ben de bu yüzden bir Turgenyev romanı okumak istedim ve kendisinin en ünlü eseri de Babalar ve Çocuklar (başka yayınevlerine göre Babalar ve Oğullar) kitabıydı.

Cem Yayınları'ndan 1989 yılında çıkan 311 sayfalık kitabı Hasan Ali Ediz ve Vasıf Onat çevirmiş, kitabın başında yazar ve eserleriyle ilgili oldukça uzun, detaylı bir de yazı var, 25 sayfalık bu kısmı da Hasan Ali Ediz yazmış. 

1818-1883 yılları arasında yaşamış Turgenyev. Önce şiir türünde eser vermiş ve romancılığa çok geç başlamış. Dönemin ünlü yazarlarının aksine kültürlü çiftlik sahiplerini anlatır. 

Romanımız üniversite öğrencisi Arkadi'nin, tıp öğrencisi arkadaşı Bazarov'u da alarak tatil için kırsalda yaşayan aslında soylu babasının yanına çiftliğe dönmesiyle başlar. Baba, kendisinden daha gösterişli olan eski asker ağabeyi Pavel ile yaşamaktadır. Ve tabi kendisinden 20 yaş kadar küçük olan Feniçka ile de bir ilişki yaşamaktadır, bir de oğlu vardır ondan. Pavel aristokrattır, Bazarov'sa onunla zıt görüşlerde olduğundan sık sık tartışırlar. Kadın-erkek ilişkileri hakkındaki görüşleriyle de Arkadi ile çelişirler. Roman aslında sık sık çelişen bu göürşler üzerinedir daha çok.

Kısaca söylemek gerekirse, kitabı sevmedim:) Klasiklerden olduğu için denemenizi öneririrm tabi ki, keyifli okumalar:)

Resim: http://www.leblebitozu.com/ivan-turgenyevin-5-eseri-ve-hayati/


12 Şubat 2019 Salı

Zamanı Durdurmanın Yolları - Matt Haig


Geçenlerde kitapyurdu'ndan alışveriş yaparken gördüm bu kitabı, oldukça iddialıydı, kapağı da bana aşk romanı olduğunu düşündürdüğü için aldım. Domingo Yayınları'ndan Ekim 2018'de çıkmış.Orijinal ismi "How To Stop Time", 318 sayfalık kitabın çevirisi Kıvanç Güney'e ait.

Kitabımızın kahramanı Tom Hazard ve kendisi 400 küsur yaşında, çünkü bir sebepten dolayı normal insanlardan çok çok çok daha yavaş yaşlanıyor. Bu nedenle sürekli yer değiştirmek zorunda tabi... Bir gün kendisi gibi insanların bir araya geldiği Albatros Kulübü ile tanışıyor. Kulübün kurucusu Hendrich dünyadaki bütün "Alba"ları bulup kulübe dahil etmeye çalışıyor, bunun için üyelerini kullanıyor ve karşılığında onlara yaşamak istedikleri hayatları sunuyor. Bu hayata tahammül edebilmek için aşık olmamak gerekiyor...

O kadar sıkıldım ki kitaptan daha fazla anlatamayacağım. Öncelikle Forever dizisini hatırlattı ciddi şekilde. Yazar bir şekilde kitabı ilginç hale getirmeye çalışmış ama basmakalıp olmaktan kurtulamamış. Olayların birbiriyle olan bağlantıları zorlama geldi mesela. Örneğin bir insan 400 yıl yaşadı diye tarihteki ünlü kişilerle tanışmış olmak zorunda değil, 1000 yıl yaşayıp yine de ünlü birini tanımamış olabilirsiniz. Tom Hazard'sa Shakespear'le, F. Scott Fitzgerald'la tanışmış (nedense geçmişe giden biri mutlaka Fitzgerald'la tanışıyor). Alba'ların neden bir araya gelmek zorunda olduğu, kulübe katılmayanların neden öldürüldüğü anlaşılmıyor, çok saçma. 400 yıl yaşayan bir insan nasıl sadece 1 kere aşık oluyor onu da anlayamadım. Adamın ikinci aşkı ile ilki arasında 400 yıl var. Kısacası ben kitapta aradığım derinliği ve sürükleyiciliği bulamadım. Nasıl 37 dile çevrilmiş anlamak mümkün değil... Yine de şansınızı deneyin belki siz seversiniz:)





3 Şubat 2019 Pazar

Kar - Orhan Pamuk


 


 

Orhan Pamuk en sevdiğim yazarlardan birisi, sanıyorum bununla birlikte yazarın tüm kitaplarını okumuş oldum. Daha önce hep siyasi roman diye düşündüğümden bu romanı okumaya hiç yeltenmemiştim. Yazarın Nisan 1999 - Aralık 2001 yılları arasında yazdığı roman Ocak 2002’de İletişim Yayınları’ndan çıkmış, 428 sayfa.

 

Nişantası’nda yetişmiş, iyi eğitimli (az tanınmış) şair Ka, bir arkadaşının ricasıyla, şehirdeki intihar eden “türbancı” kızları araştırmak üzere siyasi sürgün olarak uzun yıllardır yaşamakta olduğu Frankfurt’tan Kars’a gelir. Buraya gelirken aklında üniversiteden arkadaşları Muhtar ve onun güzel eski karısı İpek’i görmek de vardır. İpek’in babasına ait olan Karpalas oteline yerleşir. Şehirdeki herkes başka türlü değerlendirmektedir onun gelişini. Şehirdeki aşırı İslamcı kesim, laiklik taraftarları, MİTçiler, askerler, İslamcı terörist Lacivert (ve aşkları), bastıran kar ile şehirde mahsur kalan Sunay Zaim ve kumpanyası, kendince yeni bir saf oluşturan N. Demirkol, İmam Hatipli erkek öğrenciler, türbancı kızlar, Turgut Bey ve güzel kızları İpek ile Kadife ve tabi Ka’nın yaşadıkları, hissettikleriyle anlamlanan şiirleri Kars’ın hüzünlü, karlı atmosferiyle birlikte kitabın ögelerini oluşturuyor...

 

Bu arada kitabın sonunda Ka’nın Kars’ta yaptıklarını araştırmak üzere oraya giden Orhan Pamuk, Masumiyet müzesinde olduğu gibi Ka’nın arkadaşı ünlü romancı olarak kitapta yerini alıyor. Son sayfada Kadife’nin Orhan Pamuk’un kızı Rüya’ya selam söylemesi çok hoşuma gitti... Hatta Orhan Pamuk üzerinde çalışmaya başladığı Masumiyet Müzesi’nden de bahsediyor...

 

Kitabı çok beğendim, bu kadar beğeneceğimi düşünmüyordum Karakterlerin çapraşık aşk acıları beni etkiledi, en başta da tabi Ka’nın derin hüznü ve acısı... Romanın kurgusu çok güzeldi, karakterlerin motivasyonlarının ilk bakışta anlaşılmayacak derinliği... Zaman zaman biraz sıkıldığımı itiraf edeyim, özellikle Sunay Zaim’li kısımlarda... Ama siyaset kesinlikle romanın edebiliğinin önüne geçmiyor, kesinlikle tavsiye edeceğim bir roman Kar... Kitap kapağını da çok beğendiğimi ekleyeyim. Keyifli okumalar dilerim:)

 

Related Posts Plugin for WordPress, Blogger...