28 Ocak 2013 Pazartesi

Mutluluk- Zülfü Livaneli



Mutluluk, Livaneli'nin dördüncü kitabı. İlk basımı 2002 yılında yapılmış, ben ise 2007 yılında basılmış bir versiyonu okudum, kitap 53. baskı, her baskının 2000 adet yapıldığını da ekleyeyim, eminim şimdi belki baskı sayısı ikiye katlanmıştır. Özellikle de 2007 yılında sinemaya aktarıldıktan sonra. Ben filmi izlemedim gerçi.

Kitap 343 sayfa. Herkesin adına çok aşina olduğu bu kitabı merak ediyordum, "mutluluk" ismi de kitaba baştan artı puan kazandırıyor:) Kitabımızın üç kahramanı var, Van'da bir köyde yaşayan ve 16 yaşında amcasının tacizine uğradığı için aile meclisince ölüm cezasına çarptırılan Meryem; askerde terörle mücadele sırasında büyük kahramanlık gösterdikten sonra yaşadığı travmalarını ruhunda bıraktığı izlerle memlekete dönen ama beklediğini bulamayan, Meryem'in amcasının oğlu -aynı zamanda aile meclisince Meryem'in infazcısı olmasına karar verilen- Cemal; orta yaşlarını süren saygın, zengin ama mutsuz profesör İrfan. Kitapta bölüm bölüm bu üç kahramanın hikayelerini okuruz.

Cemal, Meryem'le birlikte durumun icabına bakmak için İstanbul'a gönderilir, diğer taraftan İrfan'da kendini bulmak için herşeyini bırakıp denize açılmıştır, bir noktada kahramanlarımızın yolları kesişir, ancak bu romanın son çeyreğinde gerçekleşir.

Kitabın konusundan yeterince bahsettim, biraz da kitapla ilgili düşüncelerimi söyleyeyim. Zaten yazım tekniğinden ziyade konusuyla öne çıkan bir kitap ve konu da klişelerden oluşuyor. Mahsun Kırmızıgül'ün "Güneşi Gördüm" filminde olduğu gibi 3-5 tane sosyal sorun bir dramda harmanlanmış. Malesef bu kadar klişe kullanılmış olması beni kitaptan soğuttu. Yer yer ilgimi çeken kısımlar olsa da genel olarak kitaptan sıkıldım. Profesör İrfan'ı çok antipatik buldum. Kısacası bu kitap bana uymadı, ama belki size uyabilir tabi..keyifli okumalar:)

18 Ocak 2013 Cuma

Anna Karenina - Lev Tolstoy


Bir çoklarına göre dünyanın en iyi romanı kabul edilen Anna Karenina uzun zamandır okuma listemdeydi, bir taraftan geçenlerde -kitabın atmosferine uygun olarak:)-yağan kar bir taraftan Anna Karenina'nın vizyona girecek olması gibi etkenler romana başlamamı sağladı:)

Benim okuduğum kitap Alter Yayınlarına ait ve 720 sayfa. Çoğu kitap değerlendirme yazımda yayın evleri üzerinde de duruyorum, çünkü kitap bana göre bir "tüketim" ürünü değil bir kültür ürünü, yazara ve esere duyulan saygıyı kitabın baskısında da görmeliyiz diye düşünüyorum. Bir kitabı aldığımda ilk baktığım şeylerden birisi iç kapak arkasındaki künye kısmı, örneğin o eser ilk olarak hangi yılda basılmış, kitabın orijinal ismi bence burada mutlaka olması gereken bilgiler. Bir çok yayın evi bu bilgilere yer vermiyor. Diğer bir nokta; özellikle Anna Karenina gibi büyük bir klasiği yayınlıyorsanız bana göre eser ve yazarla ilgili bir önsöz yazmanız gerekir. Alter yayınevi kitabın arka kapağında yazarın hayatıyla ilgili bilgi vermiş, en azından burada Anna Karenina'nın hangi yılda yazdığını da belirtebilirlerdi.

Sevgili arkadaşlar, ben bu kitabı internet kitap satış sitelerinden birinden aldım, "Anna Karenina" diye aratınca bir sürü yayınevine ait kitap çıktı, bunların bir kısmı sadeleştirilmiş basımlardı, bunları eleyince de karşıma bir kaç seçenek çıktı ve ben malesef cimrilik edip 6-7 lira için Alter yayınevine ait olan bu kitabı aldım. Herhalde Tolstoy kitabının ne kadar özensiz basıldığını görseydi deli olurdu! Bir okur olarak ben deli oldum. Bu yayınevinden bu kitabı kimse okumadı herhalde, zaten iç kapakta editör diye biri yer almıyor. Yazım hataları inanılmaz boyutta, korsan kitaplarda bile bu kadar hata bulamazsınız. Bir cümle başlıyor ama devamında başka bir cümle bitiyor. Neyse fazla uzatmaya gerek yok, kısacası böyle bir eseri okuyacaksanız mutlaka iyi bir yayın evinden çıkmış baskıyı tercih edin.

Kitaba gelirsek; Anna Karenina'nın konusunu az çok bilirsiniz. 19.yy Rusya'sında seçkin sınıfa mensup, yüksek sınıftan bir devlet memuruyla evli olan Anna Karenina gönlünü genç subaylardan Wronsky isimli bir delikanlıya kaptırır. Ancak bu delikanlı daha önce sosyetenin güzel kızlarından Kitty ile görüşmüş ve istemeden de olsa genç kızı umutlandırmıştır. Anna Karenina, aynı zamanda Kitty'nin ablası Dolly'nin de görümcesi olur. Anna herşeyi göze alıp Wronsky ile sonu belirsiz bir aşka yelken açar, ama aşk mutlu olmak için her zaman yeterli değildir.

Kitapta Anna Karenina kadar baskın olan diğer bir karakter ise Kitty'e umutsuzcasına ait, Rus sosyete yaşamından uzak ama kültürlü bir adam olan Levine'dir. Kitapta hemen hemen Anna Karenina ve Levine'den aynı ağırlıkta bahsedilmekte.


Kitapta ön planda Anna'nın aşkı ve içinde bulunduğu acı verici durumlardan yer alırken, arka planda Rus sosyetesi ve Rus köylüsünün yaşamı ve sorunlarından da bahsediliyor. Levine'in sosyeteden hoşlanmayışı ve onun insanı özendiren kır yaşamı anlatılırken, Rus köylüsünün durumu da bu sayede ortaya koyuluyor. Tolstoy'un yaşamına baktığımızda onun da aristokrat ve varlıklı bir ailede doğduğu halde Levine gibi bu sosyete ortamlarından hoşlanmadığı, Rus köylüsünün durumuna üzüldüğü ve hayatının sonlarına doğru onlar gibi yaşamaya özendiğini görürüz. Bu arada yazarın hayatıyla ilgili Son İstasyon isimli filmi öneririm. Evet, bu noktalara baktığımızda yazarın Levine karakterine (zaten isim benzerliği de var) kendinden çok şey kattığını görebiliriz.


Anna Karenina romanında çok fazla karakter var, üstelik bu karakterlerin birbirine benzer ve çok sayıdaki isimleri -baskı hataları da işin içine girince- romanın başlarında özellikle zorluk yarattı. Yazar pek çok karakterin iç dünyasını incelemiş, bu kadar karaktere böylesine hakim olup onların her duygusunu samimi bir şekilde yansıtabilmek inanılmaz. Bir de kitapta bölümler veya herhangi bir ayırma yok, yazar bir kaç paragraf bir karakteri anlatırken sonra hemen hiç bir bağlama yapmadan diğer karakterle ilgili olayları anlatmaya başlıyor. Başta da dediğim gibi dahiyene bir roman, ancak benim bir okur olarak içinde kaybolacak kadar etkilendiğim bir roman olmadı, yalnız özellikle Anna'nın duygularının canlılığı, özellikle oğlu ile yaşadığı karşılaşma sahnesi ve Wronsky'nin aşkından şüphe ederken çektiği acının anlatılışı beni çok etkiledi. Okunması gereken bir kitap, yakında filmini de izlemeyi düşünüyorum:) Keyifli okumalar.

Resim 1:http://imgc.artprintimages.com/images/art-print/james-l-stanfield-russian-women-dressed-in-black-walk-across-a-snowy-square-toward-two-orthodox-churches_i-G-26-2630-O74MD00Z.jpg

12 Ocak 2013 Cumartesi

Genç Kızlar- Nihal Yeğinobalı

Çevirilerinin hayranı olduğumuz Nihal Yeğinobalı’nın daha önce Sitem isimli romanını okumuş ve çok beğenmiştim. Geçenlerde sahaflarda dolaşırken yazarın Vincent Ewing ismiyle yayınlamış Genç Kızlar romanına rastlayınca almadan edemedim.

1927 doğumlu olan Nihal Yeğinobalı yanlış hatırlamıyorsam bu romanı 23 yaşındayken yazmış. Ancak bu roman zamanına göre erotik bulunduğundan yazar Vincent Ewing ismini kullanmayı uygun bulmuş. Benim okuduğum 1987 basımı 15. Baskısında bile Vincent Ewing ismi yazıyordu.

Yeğinobalı, kitabında 25 yaşlarında özel bir oyunculuk okuluna giden kızların hayatını anlatır. Baş kahramanlar güzeller güzeli ve yetenekli, kendini oyunculuğa adamış Mariana, annesi babası öldükten sonra kendisine kalan toprakları tek başına yöneten Miss Bee ve onun yakın arkadaşı saf ve hassas Hindley Bell’dir. Yaşlı hocalarından başka kimseyi görmeyen bu yatılı öğrencilerin hayatı, henüz orta yaşında, soğuk ama yakışıklı hitabet hocası Gabriel Samson’un gelmesiyle birden değişir.Ben romanı okurken Gabriel Samson olarak gözümde hep, American Horror Story dizisinin yıldızlarından Zachary Quinto canlandı, resimde kendisini görüyoruz:)



Çok keyifli bir aşk öyküsü olan bu roman 420 sayfa. 1963 yapımı bir de filmi var, başrollerde Türkan Şoray, Ediz Hun ve Hülya Koçyiğit oynuyor

7 Ocak 2013 Pazartesi

Mystery Case Files- Shadow Lake

Gizli nesne bulma oyunlarını çok seviyorum, ancak oyunlar çok vakit aldığı için son yıllarda, sadece hayranı olduğum Mystery Case Files serisi oyunlarını oynar oldum. MCF yıllar ilçinde inanılmaz gelişme gösteren bir seri oldu, benim serideki en favori oyunum Dire Grove, belki de karlı bir atmosferde geçti için olabilir. Shadow Lake’den bir önce oynadığım oyun Escape From Ravenhearst idi ve bu oyun hakkında da yazmıştım, bakınız. Ancak Escape From Ravenhearst beni hayal kırıklığına uğratmıştı, hem diğer oyunlardan daha kısaydı hem de bu oyunda denemiş oldukları farklı tarz pek hoşuma gitmemişti. Ancak Shadow Lake’i beğendim, klasik bir MCF oyunu olmuş, türün sevenlerinin bu oyunu çok severek oynayacaklarına eminim. Bu bölümde kasabadaki beklenmedik ölümleri araştırıyoruz ve laneti ortadan kaldırıyoruz.

Oyunu bitirdikten sonra ekstralar kısmına baktım, bu sefer Shadow Lake’in nasıl hazırlandığı ile ilgili bir bölüm de vardı. Bu bilgilendirici videoyu izledikten sonra hayranlığım bir kat daha arttı, oyunun hazırlanması bir yıla yakın sürüyormuş ve oyunu hazırlayan ekip oldukça kalabalık ve tabi ki profesyonel, oyunla ilgili her bölümden sorumlu biri var ve çok titiz çalışıyorlar, hatta oyunda kısa kısa sahneleri olan oyuncular bile profesyonel oyuncular.



Şimdilik MCF serisindeki oyun sıralaması şöyle;
1. Huntsville
2. Prime Suspects
3. Ravenhearst
4. Madame Fate
5. Return to Ravenhearst
6. Dire Grove
7. 13th Skull
8. Escape from Ravenhearst
9. Shadow Lake

Million Heir, Agent X ve The Malgrave Incident isimli oyunlar ise başka bir seriden sayılıyor. Yukarda sıralanmış oyunların hepsi kendisinden bir önceki oyuna ilave edilmiş yeni özellikler içeriyor. Ben 2011 Temmuz’da çıkmış olan The Malgrave Incident’i oynamamış olduğumu fark ettim. Bu arada MCF dört tane de kitap çıkartmış, benim umudum bu kitapların, oyunlardaki ipucu defteri gibi “janjanlı” olmasıydı, ama amazon.com’dan baktığım kadarıyla değil maalesef. Serinin bir sonraki oyununu sabırsızlıkla bekliyorum, keyifli oyunlar! 

Resim 1:http://1.bp.blogspot.com/-lY8ZFPpdfLM/UK4t7UXw67I/AAAAAAAAELI/DajnJeehsf8/s1600/Shadow+Lake.jpg
Resim 2:http://thecinnamonhollow.com/wp-content/uploads/2012/11/MysteryCaseFiles_ShadowLake_CE-2012-11-02-14-59-42-98-0040024-1024x640.jpg

2 Ocak 2013 Çarşamba

Aşk Peşinde – Laura J. Rowland

Charlotte Bronte’nin Gizli Maceraları

Format Yayınevi’nden 2011 yılında çıkan bu kitap 534 sayfa. Kitap sitelerinden birinde tesadüfen rastladığım kitap Charlotte Bronte’nin isminden dolayı ilgimi çekti. Sayfa sayısının çokluğu başta gözüm korkutmuştu o yüzden okumakta geciktim ama oldukça kolay okunan bir kitap. Yazar, Charlotte Bronte’nin biyograsifisinden çok etkilenmiş ve onun ailesiyle, etrafındakilerle olan ilişkilerine, bazı gerçeklere ve tarihlere sadık kalarak böyle bir roman yazmış. Amaçladığı, hep böyle bir macera yaşamak isteyen Charlotte Bronte’ye hem istediği macerayı hem de aşkı bu romanda yaşatmakmış.

Konumuza bakacak olursak; Charlotte Bronte ve kız kardeşleri Anne ile Emily, o dönemde bir kadının böyle romanlar yazması hoş kaçmayacağı için gerçek isimleri yerine Currer, Ellis ve Acton Bell takma isimleriyle roman yazmışlardır, ancak bir gün yayınevinden bu üç kişinin aynı kişi olduğuna dair bir suçlama mektubu alırlar, yayıneviyle yaptıkları sözleşme gereği eğer ayrı ayrı kişiler olduklarını kanıtlamazlarsa ceza ödemeleri gerekmektedir. Bu nedenle en azından kardeşlerden ikisinin Londra’daki yayınevine gidip gerçeği açıklaması gerekmektedir. Emily son derece içe dönük biri olduğu için bu iş Charlotte ile Anne’in başına kalır, Charlotte zaten böyle bir değişikliğe ihtiyaç duyduğundan isteyerek ama -gerçek kimliklerinin açıklanmasını istemediği için- gitmelerine karşı çıkan kardeşleri Emily’i kırma pahasına Londra’nın yolunu tutarlar. Ancak daha tren yolculuğunda Isabelle White adında bir mürebbiye ile tanışmaları maceranın başlangıcı olur. Bu sayede hem bütün Bronte ailesi tehlikeli bir maceraya atılır, hem de Charlotte Bronte gerçek aşkı tadar.

Yorulmadan okuyabileceğiniz, sürükleyici bir kitap, açıkçası daha az aksiyon daha çok aşk olsaydı ben de kitabı daha çok beğenirdim, yine de Aşk Peşinde beğendiğim bir kitap oldu, tavsiye ederim:)


Related Posts Plugin for WordPress, Blogger...