Ripley Karanlıkta etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
Ripley Karanlıkta etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

7 Haziran 2010 Pazartesi


Dün akşam Ripley Under Ground'u seyrettim, iyi değildi, zaten kitapla çok az ilgisi vardı, özellikle Talented Mr.Ripley'den sonra hiç iyi değildi, Matt Damon'un yerine Ripley tanımam:) Ripley's Game'de John Malkovic canlandırıyor Ripley'i ama onun da Matt Damon'un yerini tutacağını sanmıyorum. Bu arada bugün geldi Ripley'in Oyunu kargodan. Bugün Ayşe Kulin'in "Gece Sesleri"ni ve REşat Nuri Güntekin'den "Eski Hastalık"ı aldım kütüphaneden. Aslında Rebecca'yı alacaktım ama kötü durumdaymış kitap o yüzden alamadım. Neyse bugün başladım Gece Sesleri'ne, Ayşe Kulin'i seviyorum, bu da güzel bir kitaba benziyor.

5 Haziran 2010 Cumartesi

Ripley Karanlıkta'yı dün bitirdim. Serinin bir sonraki kitabı Ripley'in Oyunu, kütüphanede yok, ben de internetten bulup sipariş ettim. Dördüncü kitap olan Ripley'in Takipçisi'ni ise ne kütüphanede ne de internette bulabildim. Son kitap Suyun altında: Bir Ripley kitabı kütüphanede var. Bu arada Ripley Karanlkta ve Ripley'in Oyunu'nun filmlerini indiriyorum internetten. Gelelim kitaba; son 100 sayfada Tom, Bernard'ı arıyor, bunun için Salzburg'a gidiyor, bu arada ressam Derwatt'ın ortadan kaybolmasını garipseyen polisler için de bir hikaye uydurmaya çalışıyor. Bir de Murchison'un karısını idare etmek zorunda kalıyor. Beranrd intihar edince onun cesedini yakarak Derwatt'a ait olduğunu iddia ediyor, Bernard'ın da ortadan kayboluşunu -kendisinin günlüklerinde yazdıklarının da yardımıyla- nehire atlayıp intihar etmiş olabileceğine bağlıyor, hikaye polis tarafından da kabul görüyor ve Ripley -kitabın sonunda kendisi hala tedirgin de olsa- bu olaydan da sıyırmış oluyor. Son 100 sayfadaki Bernard takibi pek merak uyandırıcı olmasa da güzel bir kitaptı...

3 Haziran 2010 Perşembe


182'deyim, kitap çok sürükleyici. İlk başta ilk kitabın daha iyi olduğunu düşünmüştüm ama şimdi belki ondan bile güzel. Kitabın dili çok güzel, yazarın mizah anlayışı çok hoş, normalde konu insana soğuk bile gelebilir ama dili, insan doğasını kabullenişi ve tabii Ripley'in keyifli hayatını anlatımı kitabı çok sıcak yapıyor. Kesinlikle serinin diğer kitaplarını da okumak istiyorum. Tom Ripley özellikle ilk kitapta antipatik bir karakterdi daha çok, şimdiyse işlediği o kadar cinayete rağmen sempatik:) Karısını seviyor, anlayışlı, düşünceli, hassas, güzellikleri görebiliyor, misafir perver, kibar, sürekli yeni şeyler öğrenmek istiyor, entellektüel, zevk sahibi... Tek sorun, soğuk kanlı bir şekilde cinayet işleyebilmesi. En son Derwatt tablolarının sahte olduğunu iddia eden Murchison'u evine davet etti, onu oldukça güzel bir şekilde evinde ağırladıktan sonra, hala tabloların sahte olmadığına ikna edemediği ve son anda bütün olayları açıkladığı için öldürmek zorunda kaldı. Hemen ardından Dickie Greenleaf'in kuzeni Chris de misafirliğe geldi, kendisi oldukça eğlenceli bir tip. Aynı anda sahte tabloların ressamı Bernard'da geldi, Tom ona bütün olayları anlattı ama Bernard müthiş bir suçluluk duyuyor ve olayları itiraf etmek istiyordu. Ama Tom onu ikna etti ve Fransız polisi soru sormak için geldiğinde son derece başarılı bir şekilde yalan söyledi. Bu arada Bernard'ın hassasiyeti güzel bir mizah unsuru olarak kullanılmış. Bernard da gittikten sonra Heloise (Tom'un karısı) Yunanistan tatilinden döndü, bir aydır ayrıydılar. Bu arada Heloise ve Tom'un ilişkisinden bahsedilmiş. Ama ben hala anlayamadım çünkü ilk kitapta Tom aseksüeldi neredeyse, şimdiyse karısıyla arasında normal bir ilişki var. Gerçi Tom onu daha çok ortağı olarak görüyor, yani arkadaşı gibi, burada onu seviyor, özlüyor ama aynı zamanda zihnini ona tamamen açmaktan, ona bağlanmaktan da korkuyor.Ancak "Karısının yerinde bir erkek, bir delikanlı bulunsaydı Tom daha çok gülerdi belki," sözleri onun eşcinsel eğilimlerini mi vurguluyor, bunu da tam anlamadım. Kısacası Tom hayatından son derece memnun, kitap okuyor, resim yapyor, bahçe işleriyle ilgileniyor, Fransızca çalışıyor, yapmak istediği her şeye istediği kadar vakit ayırıyor. Yardımcıları Madam Anette onlara güzel yemekler yapıyor, öğrenğin Murchison'la evde yedikleri tereyağlı dilbalığı ve eşliğinde içtikleri beyaz şaraplı yemek öyle güzel tasvir edilmişti ki, "koşullar farklı olsaydı, insana keyif hatta mutluluk verecek, aşıklarda -belki kahveden sonra- yatıp sevişmek ve biraz uyumak isteği yaratacak bir öğle yemeği sayılırdı bu". Üstüne tatlı olarak limonlu sufle yediler, tabii bu Murchison'un son yemeğiydi. Tom konuklarını her zaman son derece iyi bir şekilde ağırlıyor, özellikle akşam yemeklerinden sonra mutlaka konyak eşliğinde kahve içiliyor, çok hoş:)Bu arada resim http://en.fotolia.com/id/12355650 adresinden alındı, yine biraz fotoşopladım..:)

1 Haziran 2010 Salı

Ripley Karanlıkta


Serinin ikinci kitabına başlamış bulunuyorum. Bu kitabın da filmi varmış. Dickie'den kalan para, artık lüks yaşama alışmış olan Tom'un bu yaşamı devam ettirmesine yetmiyordu. Bunun için zengin bir Fransız kızı olan Heloise ile evlendi -ki bu noktada "şimdilik" hayal kırıklığına uğradım ama kitabın ilerleyen kısımlarında konuyla ilgili bir açıklama olacağını umuyorum-. Şuan 65. sayfadayım. Londra'daki bir sanat galerisiyle birlikte bir iş yapıyor. Derwatt isminde bir sanatçının belirsiz ölümünden sonra, sanki hala ölmemiş gibi sanatçı adına başka bir ressama resim yaptırıyorlar ve bu yolla büyük paralar kazanıyorlar. Zaman içinde bu resimleri yapan ressam yaptıklarından rahatsız oluyor, aynı süre zarfında aldığı tablonun sahte olduğunu inanan bir sanatseverin de ortaya çıkması işleri biraz karıştırıyor. Bu noktada da Tom'un taklit ve ikna kabiliyeti devreye giriyor... Yine güzel bir roman. Bu arada üstteki resmin ad "Red Chairs", Derwatt'ın da aynı isimde bir tablosu var (tabii hayali), http://lostcoastdailypainters.blogspot.com/2009/11/red-chairs-san-pancho-by-linda-mitchell.html
Related Posts Plugin for WordPress, Blogger...