Sezgin Kaymaz etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
Sezgin Kaymaz etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

12 Nisan 2014 Cumartesi

Annemin Kocası - Bilal Türker

Bu kitaba sahaflarda rastaladım, ismi ve kapak resmi ilgimi çekince de merak edip aldım. Yayın yılı belirsiz bu kitap Gökkuşağı Yayınları’ndan çıkmış. Yazarın diğer iki kitabı olan “Ah Biz İnsanlar” ve “Umuda Tapanlar” 1996 yılında çıkmış olduğu için bu kitabın da o yıllarda çıkmış olduğunu tahmin ediyorum. Ancak internette yazar ile ilgili bilgiye ulaşamadım. Yalnız özellikle, sokak çocuklarının hayatını dramatik bir şekilde anlattığı “Umuda Tapanlar” isimli eseri hakkında olumlu yorumlara rastladım.

Arka kapak yazılarına burada yer vermesem de bu ilginç arka kapak yazısını aktarmadan geçemeyeceğim;
“Bilal Türker edebiyat dünyasında yükselen yeni bir yıldız. Engin hayal gücünü doyurucu anlatımıyla kaleme alırken yapılandırdığı duygulara yaşamın renkleri kadar gerçekçi bir canlılık kazandırıyor. Okuru düşündürmeki otantik mekanlarda gezindirmek yeteneğini sevgi çatısı altında oluşturduğu romanında kendine has üslubuyla başarılı bir şekilde sergiliyor. Yazar bu kitabında evren proleteryasına doğrudan sevgi mesajları veriyor.”

Doğrusu arka kapak yazısını okuyunca çok meraklandım “engin hayal gücü”,”otantik mekanlar”, “evren proleteryasına giden sevgi mesajları” çok şey vaad ediyordu. Kitabı okuyunca ise bu arka kapak yazısının kitaba faydası değil zararı dokunacağını düşündüm.
Kitabımıza gelelim, 16 yaşındaki Serkan annesine fazlasıyla bağlı bir gençtir, okuldan eve erken geldiği bir gün annesini telefonun diğer ucundaki bir erkeğe çılgıncasına aşkını itiraf ederken yakalar. Bu korkunç ahlaksızlık karşısında kız kardeşi ile birlikte annesini terk etmeye hazırlanırken, babası onlara olayın göründüğü gibi olmadığını açıklar. Ancak anne ve baba arasındaki ilişki durumun hiç de iyiye gitmediğini göstermektedir. Yaşanan gelişmeler Serkan’ın hem yaşı itibariyle değişen duygu dünyasını yansıtır hem de anne oğulun içten sevgilerini gözler önüne serer.

Yukarıda bahsedilen ne otantik mekanlar vardı kitapta ne de engin hayal gücü diyebileceğimiz bir şey, ama bunlar kitabın kötü olduğunu anlamına mı gelir? Hayır. Öncelikle yazarın ifadesini çok beğendim, anlatmak istediğini çok güzel anlatmış, “yazının matematiği” diye tabir edebileceğim cümleleri, kelimleri yerli yerine oturtma işini çok iyi yapmış bence, bunu kitabı pek beğenmediğim halde söylüyorum çünkü güzel, ilginç, sürükleyici bir konu, kurgu olsaydı yazarın kitabını çok beğeneceğimi düşündüm.
Bana Sezgin Kaymaz’ın şurada bahsettiğim Geber Anne kitabını hatırlattı, ancak o kitap için geçerli olan eleştirilerimden biri bu kitap için de geçerli, anne oğul arasındaki ilişki, bitmek bilmez sevgi gösterileri, pek de inandırıcı olmayan konuşmaları, Serkan’ın en trajik durumda bile annesine “ufaklık” diye hitap etmesi mesela.

Diğer eleştirim kitabın ismine olacak, tamam dedektiflik kitabı değil ama kitabın ismi olacakları fazlasıyla tahmin edilebilir kılıyor. Ben olsam mesela kitabın ismini “Bulutlar Dağılınca” veya Serkan’ın kürek takımına girmesiyle de bağlantılı olarak “Akıntıya Karşı” gibi daha soyut bir şey koyardım.

Kapak resmini beğendim, kitabı almamdaki diğer bir etken de o oldu, 1963 yılı Friedrich Kuhn’a ait bir resim. Yazarın başka bir kitabını da okumak isterim, ama “Umuda Tapanlar”ın benim kaldıramayacağım kadar dramatik olduğunu düşünüyorum. Yazarın özellikle bu kitabı beğeni kazanmış olmasına rağmen neden yazmaya devam etmemiş acaba?

13 Ağustos 2013 Salı

Uzunharmanlar'da Bir Davetsiz Misafir - Sezgin Kaymaz

Daha önce Sezgin Kaymaz'ın "Geber Anne" isimli kitabını okumuş ve burada bahsetmiştim. . "Uzunharmanlar'da bir davetsiz misafir" yazarın ilk kitabı, hatta öyküsü de gerçekten ilginç, Egoistokur'da hem son romanı Kün'le ilgili hem de yazarlık hikayesiyle ilgili ilginç yazıyı buradan okuyabilirsiniz. Yazar bu kitabını yazıp bir yere kaldırmış, hatta üzerine kendi ismini bile yazmamış, bir arkadaşı kendisinden gizli bu romanı bir yayınevine göndermiş, yayınevi de kitabı çok beğenmiş ancak yazara ulaşmaları neredeyse bir tesadüf sonucu, çok zor olmuş.

İlk baskısı 1997 yılında yapılmış olan roman 274 sayfa, yine fantastik bir konu diyebiliriz. Kahramanımız Musa, Uzunharmanlar'a taşındığından beri mahallelinin garip tutumuna bir anlam veremez, birde evdeki garip sesler, nerden çıktığı meçhul güzel yemekler, düzenli bir şekilde yapılan ev işleri derken Musa perili bir evde yaşadığına kanaat getirir. Kitaptaki muammayı son sayfalara kadar çözmek pek mümkün değil. Ancak Sezgin Kaymaz karakterlerini uzun diyaloglara sürüklemeyi seviyor, Geber Anne'de olduğu gibi bu kitapta da kahramanlar hayat, ölüm gibi konularda uzun felsefi diyaloglar yapıyorlar. Kitapta bence tasvirler az, yani konuyla ilgili olan ayrıntılar verilmiş tabi ki ama bence bu kadar diyalogun yanı sıra süsleme niyetine bazı yerlerde daha detaylı tasvirler olabilirdi belki. Kitabı beğendim, özellikle bir ilk roman olarak gayet iyi. Bu arada İletişim Yayınları'ndan çıkan kitabın kapağını biraz alakasız buldum, bir de arka kapak yazıları yetersiz veya kitaba pek uygun değil diye düşünüyorum. Keyifli okumalar.

1 Ağustos 2013 Perşembe

Geber Anne - Sezgin Kaymaz

Sezgin Kaymaz ismini daha önce sıkça duymuş olduğum ve bu kitabının da konusunu okuduğumdan beri çok merak ettiğim halde, kitabın ismi çok itici geldiği için bir türlü elim okumaya gitmemişti. Ancak sonunda dayanamadım ve kitabı alıp okudum.

İletişim yayınlarından 1998 yılında çıkan kitap 365 sayfa, yazarın ikinci kitabı. Konusuna bakalım; Tayfun dört kişilik mutlu bir ailenin 17 yaşındaki küçük oğludur, annesiyle ilişkileri çok özel, sevgi dolu ve sıradışıdır. Tayfun doğum gününde yapılacak aile kutlaması için eve beklenenden erken gelir ve annesini bir adamla görür, dudaklarından "geber anne" kelimeleri dökülür. Annesiyle bu konuda konuşmaz bile, öyle iğrenmiştir ki bir zamanlar neredeyse taptığı annesinden. O gece annesi intihar eder, Tayfun annesini hiç affetmez, hatta ona bu suçluluk duygusunu yaşattığı için öfkesi ve acısı çok büyüktür. Bu olaydan sonra hayata ve ailesine küsmüş bir şekilde yaşar, ta ki 17 yıl sonra görenlerin pervanenin ışığa koşuşu gibi ona karşı sevgiyle dolduğu, adeta bu dünyanın dışından gelmiş, meleksi bir çocuk olan 17 yaşındaki Kerem'le karşılaşana kadar. Kerem, Tayfun'un yıllardır içinde takılıp kaldığı bu bulmacayı çözmesi için tek anahtardır.

Kitapta felsefi temelli diyaloglar oldukça yoğun, özellikle zaman kavramı, sevgi, hayatın göreceliği gibi konular karakterler arasında sıkça tartışılıyor. Doğrusu zaman zaman bu kısımlarda sıkıldığımı itiraf edeyim. Diğer beni sıkan nokta da Kerem'in her sahneye çıkışında, hatta her cümlesinden önce "Nasıl bir çocuktu bu? İnsan mıydı melek mi? Işık gibiydi, su gibiydi...." şeklinde tekrar eden uzun paragraflar oldu.

Ancak yazarın samimi dili ve anlatımı ile sonu beni pek tatmin etmese de yakaladığı ilginç konu açısından kitabı beğendim. Kitap, arka kapağında da "fantastik" olarak tanımlanmış, yani kitapta fantastik ögeler var, yazarın diğer kitapları da sanıyorum fantastik olaylar içeriyor. Kısacası yazarın daha iyi kitapları olduğuna inanmakla beraber bunun da beğenileceğini düşünüyorum, keyifli okumalar.
Related Posts Plugin for WordPress, Blogger...