Yukio Mişima etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
Yukio Mişima etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

30 Ocak 2018 Salı

Altın Köşk Tapınağı - Yukio Mişima


Yukio Mişima'nın büyük bir hayranı olduğumu belki biliyorsunuzdur. Altın Köşk Tapınağı yazarın çok bilinen eserlerinden biri olmasına rağmen dilimize çevrilmemişti. Hatta ben de bir süre önce Can Yayınları'na e-posta gönderip eserin çevrilmesini rica etmiştim. Onlar da beni kırmamış (:)), ekim ayında eseri yayınlamışlar. Çeviri orijinal dilinden Ali Volkan Erdemir tarafından yapılmış.



Yukio Mişima'dan yazarın önceki kitaplarını tanıtırken fazla fazla bahsetmiştim. Yazar bu eseri 1956'da yazmış, erken dönem eserlerinden biri olduğu söylenebilir, Thirst of Love (1950), Dalgaların Sesi (1954), Bereket Denizi dörtlemesi (1969).

270 sayfalı roman çoğunlukla güzellik üzerinde duruyor. Kahramanımız Mizoguçi keşiş olan babasının ölümüyle, babasının da büyük hayranlık duyduğu Altın Tapınak'a çömez olarak alınır.




Kyoto'daki Altın Tapınak

Mizoguçi kekemedir, bu sözde kusuru onda güzellik konusunu bir takıntı haline getirmiştir. Bir güzellik abidesi kabul edilen Altın Tapınak da dolayısıyla Mizoguçi'nin hayran olduğu bir yerdir ve hatta tapınak onun için güzelliğin zirvesi olduğundan, güzellik takıntısının da odağı olur. Bu takıntı Mizoguçi'nin hayatını nasıl etkileyecektir acaba?


Mişima gerçekten muhteşem bir yazar. Bu kitaba belki de benim yoğun bir dönemime rastladığı için sanırım kendimi pek veremedim, okumam biraz uzun sürdü ama rahat bir dönemimde tekrar okumak istiyorum. Yazar satır aralarında yine çok anlamlı sözlere yer veriyor, şiirsel bir dil kullanıyor. Felsefi fikirler oldukça ilginç. Keyifli okumalar dilerim.














5 Temmuz 2017 Çarşamba

Thirst for Love - Yukio Mishima

Yukio Mishima en sevdiğim bir kaç yazardan birisi. Daha önce Bereket Denizi Dörtlemesi, Denizi Yitiren Denizci, Yaz Ortasında Ölüm, Dalgaların Sesi, Şölenden Sonra kitaplarını okumuştum. 1925- 1970 yılları arasında yaşamış olan Mishima'nın hayatına şu yazımda yer vermiştim. Yazar bu kitabını 1950 yılında yazmış, yazarın Bir Maskenin İtirafları'ndan sonra yazdığı ikinci kitap.

Thirst for Love, tahmin ettiğiniz gibi yazarın henüz dilimize çevrilmemiş bir kitabı. Ben kitabı daha önce bahsettiğim bookdepository.com sitesinden indirimli olarak aldım. Aslında Mishima'nın henüz dilimize çevrilmemiş bir çok romanı var. Can Yayınları'na bu konuda bir e-posta attım, cevap bekliyorum:)Yazarın en çok merak ettiğim kitaplarından biri de "The Temple of The Golden Pavilion".

Ben Random House, Vintage Classics serisinden çıkan 2009 baskısını okudum kitabın. 200 sayfalık kitabın baş kahramanı, orta yaşlarını süren bir kadın olan Etsuko. Çok sevdiği, ama buna rağmen aşkına karşılık bulamadığı, hatta onu pek çok kez aldatan kocası Ryosuke'yi tifo nedeniyle kaybeden Etsuko, son yıllarda şehir hayatını terk edip diğer iki oğlunun ailesiyle beraber Osaka'nın bir köyünde büyük bir evde beraber yaşayıp tarımla uğraşmakta olan kayın pederi Yakichi'den kendileriyle yaşaması için bir teklif alır ve teklifi kabul eder. Tokyo'daki hayattan çok farklıdır burada yaşam ama Etsuko uyum sağlar. Bir süre sonra kayınpederi ile arasında tensel bir ilişki başlar, Etsuko bundan pek hoşlanmasa da duruma kayıtsız kalır. Bu arada genç bahçıvan Saburo'ya karşı yoğun duygular duymaya başlar ancak Saburo ile evin hizmetçisi Miyo arasında bir ilişki vardır...

Hoş bir kitaptı, yazar insan doğasını irdeleme açısından çok başarılı gerçekten, Etsuko'nun ruh hallerini çok güzel analiz etmiş. Kitabın sonu da oldukça beklenmedikti benim için. Keyifli okumalar dilerim.

8 Ocak 2016 Cuma

Şölenden Sonra - Yukio Mişima

Blogumu takip edenler Yukio Mişima’nın en sevdiğim bir kaç yazardan biri olduğunu bilirler. Yazarın dilimize çevrilen kitaplarının sayısı fazla değil, çevrilmiş olanların da baskısını bulmak kolay değil. Şölenden Sonra’yı Nadirkitap.com’dan buldum. 1985’de Ada Yayınları’ndan çıkmış. Kitabın konusunu okuduğumda “politikayla ilgili” olduğunu görünce çok da çekici gelmemişti ama önyargılı olmamak gerekiyormuş. 196 sayfalık kitap 19 bölümden oluşuyor.

Konusu şöyle; 50’li yaşlardaki güzel ve feleğin çemberinden geçmiş Kazu “konukları ağarlama”ya dayanan lüks bir lokanta işletmektedir. Konukları çoğunlukla Muhafazakar Parti’nin üyeleridir. Artık aşk defterini kapadığına inansa da 60’larındaki asil ve seçkin Noguçi’den hoşlanmaya başlar. Noguçi Radikal Parti’den bakanlık da yapmıştır ve halen politikaya devam etmektedir. Noguçi ve Kazu arasındaki aşk gelişir ve ikili evlenmeye karar verir. Bu evliliğin hemen ardından Noguçi’ye Radikal Parti’den Tokyo Valiliği’ne aday olması için teklif gelir. Noguçi kabul eder. Kazu gibi bulunduğu yere dişi ve tırnağıyla gelmiş, girişken bir kadın için seçim kendisini göstermesi için bir fırsat olur. Herne kadar kocası Noguçi son derece ağır başlı, tutucu bir adam olsa ve karısının kendisini destekleme girişimlerini hoş karşılamasa da Kazu aldırmaz. Böylece amansız bir seçim mücadelesi başlar. Bu süreç Kazu’nun kendisini tanıması için de eşsiz bir fırsat olacaktır.

Son derece güzel bir kitap, yazar muhteşem, yine şiir gibi bir dille ustalık gerektiren bir konuyu ele almış, tadına doyamadım. Kesinlikle tavsiye ederim.

18 Nisan 2014 Cuma

Dalgaların Sesi - Yukio Mişima

Ne zaman kendisinin bir kitabına yer versem yazdığım gibi Yukio Mişima en sevdiğim yazarlardan biri. Dalgaların Sesi yazarın popüler kitaplarından biri ancak ben yeni okuma fırsatı buluyorum. Kitap Şinşoaha Ödüllü’ymüş. Türkçe ilk baskısı 1972 yılında yapılmış olan eser sanıyorum yazarın gençlik dönemlerine ait. Bir aşk hikayesi olduğu söylense de temel olarak orta halli bir balıkçı köyündeki hayatı ve ilişkileri anlatıyor bana göre. Genç Shinji adanın zenginlerinden sayılan, iki tekne sahibi Terukichi Amca’nın güzel kızı Hatsue’ye aşık olur. Bu aşk karşılıklıdır ancak Shinji’nin durumu pek iyi olmadığından, Terukichi bu ilişkiye karşı çıkar. Buna rağmen genç aşıklar yılmaz. İşte bu aşk üzerinden ada hayatını ve insan ilişkilerini bize sunar Mişima. Yazarın denize ve denizciliğe özel bir ilgisi olduğunu bu kitabı ve Denizi Yitiren Denizci kitaplarında görebiliyoruz. Ancak yazarın bir hayranı olarak bu kitap beni çok etkilemedi, yine de okunabilir. Keyifli okumalar.

13 Aralık 2013 Cuma

Denizi Yitiren Denizci – Yukio Mişima

Yazarın 2013 yılında Can Yayınları’ndan çıkan kitabı 156 sayfadan oluşuyor. Blogumun sıkı takipçileri Mişima’nın en sevdiğim yazarlardan biri olduğunu bilirler. Bu kitabı da severek okudum. Bu arada kapak resmi de çok hoşuma gitti, ressam ünlü Büyük Dalga resminin de ressamı olan Hokusai.

Kısaca kitabın konusundan bahsedersek; Noboru annesiyle yaşayan 13 yaşında bir çocuktur, babasını 8 yaşındayken kaybetmiştir, annesi batıdan gelen ürünler satan lüks bir mağaza işletmektedir. Noboru, yaşıtı birkaç arkadaşından oluşan bir gruba üyedir, grubun amacı duygulardan arınarak her şeye tarafsız bakabilmektir, onlar için en yüce erdem budur, bundan başka da değerleri yoktur, örneğin Noboru odasındaki delikten annesini çıplak izlemek veya bir erkekle birlikte olurken izlemekten hiçbir utanç duymaz, çünkü bu ona bir şey hissettirmez, duyguların üstesinden gelerek yapmaktadır bunu. Ryuji isimli denizciyle karşılaşmaları anne oğlun hayatını değiştirir, denize çok meraklı olan Noboru’nun limana yanaşmış olan büyük gemiyi gezmek istemesi sonucu tanıştıkları bu adam ve annesi kısa sürede yakınlaşır ancak Noboru önceleri bir kahraman gözüyle baktığı bu adamdan kısa sürede rahatsız olmaya başlar. Her şeyini paylaştığı çete de onunla aynı görüştedir.

Yazar bu romanında hem yükselme ve macera tutkularından genç yaşta vazgeçmek zorunda kalan Ryuji’nin duyguları hem de Noboru ile arkadaşlarının tuhaf yaşam görüşü üzerinde duruyor. Arka kapak yazısında “… Dehşeti şiirsel bir anlatımla bütünleştiren, benzersiz bir kitaptır. ‘Kusursuz arınma ancak yaşamı kanla yazılmış bir şiir dizesine dönüştürerek mümkündür,’ diyen Mişima bu kitapla görüşünü örneklemiş olur. Mişima’nın en etkileyici eserlerinden biri olan kitap, soğukkanlı şiddeti ustalıkla anlatırken, hiç kuşkusuz yazarın çocukluğunda bilinçaltını etkilemiş baskıları da yansıtır,” denilmiş.

Kitap gerçekten özellikle sonlara doğru büyük bir merakla çevirtiyor sayfalarını, ancak Mişima bence özellikle yukarı da denildiği gibi üslubu, şiirsel diliyle “ne yazarsa yazsın kendisini okutur”, dediğim bir yazar, bu nedenle size her zaman önereceğim bir yazar olacak, keyifli okumalar

20 Ağustos 2013 Salı

Yaz Ortasında Ölüm - Yukio Mişima

Mişima gerek öykü, gerek roman, gerek oyun olsun pek çok eser vermiş bir yazar. Yaz Ortasında Ölüm isimli öykü derlemesinde 1925 doğumlu yazarın 1946 - 1963 yılları arasında yazmış olduğu 11 öykü yer alıyor. Gerçi benim bildiğim kadarıyla kitaptaki ilk öykü olan "Sigara" yazarın 16 yaşında yazdığı ve yayınlanan ilk öyküsü, ancak belki burada verilen tarih öykünün basım tarihi olabilir.

Öyküler gerçekçi tarzda yazılmış günlük hayata ait hikayeler, okuduktan sonra pek de iz bırakmıyorlar. Konu itibariyle çok da ilginç bulmadım ancak yazarın yazım tarzı her zamanki gibi etkileyici, örneğin herhangi bir yeri tasvir ederken verdiği ayrıntılar veya sıradan bir duyguyu irdeleyerek altından çıkardıkları şaşırtıyor daha çok okuru. Elinize geçerse göz atın ama Mişima'yı tanımak istiyorsanız bir romanını okumanızı tavsiye ederim.

11 Temmuz 2013 Perşembe

Mishima: A life in 4 Chapters

Yukio Mişima en sevdiğim yazarlardan birisi, gerçi şu zamana kadar sadece başyapıtı sayılan Bereket Denizi dörtlemesini okudum ama, diğer eserleri de listemde. Mishima: A life in 4 chapters filminden benim gibi bir Mişima sever olan sevgili blogger arkadaşım Vladimir sayesinde haberim oldu; kendisinin filmle ilgili yazısı şurada .

Yazar hakkında bilgiye kitaplarıyla ilgili yazılarımda kısaca yer vermiştim ancak bahsedeceğim film daha çok bir biyografi olduğundan buraya da alıntılamak istiyorum;

“14 Ocak 1925 doğumlu yazar, 12 yaşına kadar anneannesi tarafından bakılmış, anne tarafı Samuray ailesinden geliyormu,ş anneannesi çok sert biriymiş ve Yukio’yu hep kızlarla ve kız oyuncaklarıyla oynatmış. 12 yaşında anne ve babasının yanına geri dönmüş Yukio, yazı yazmayı çok seviyormuş ama aşırı sevgisi babasının hoşuna gitmemiş, babası da çok sert ve askeri disiplini seven bir adammış ve efemine bir uğraş olarak gördüğü için yazı yazmasını yasaklamış, ama o gizlice yazmaya devam etmiş, annesi onu destekliyormuş ve ilk yazdıklarını hep annesi okuyormuş. Yazarın annesiyle garip (“neredeyse enseste varan” şeklinde bir ifade okudum) bir ilişkisi varmış. Bir de evlenip iki çocuk sahibi olmasına rağmen eşcinsel olduğu biliniyormuş, “Bir Maskenin İtirafları” isimli otobiyografik romanı çok ilgi görmüş. Mişima aktörlük de dahil olmak üzere çeşitli işler yapmış, hatta Tokyo Üniversitei’nden mezun olduktan sonra Ekonomi Bakanlığı’nda iş bularak parlak bir kariyer edinme fırsatı bulmuş. Bu arada çok fazla yazmış, çok üretken bir yazarmış. Ona yazarlık serüveninde Yasunari Kawabata yol göstermiş. 1968 yılında Kawabata Nobel ödülünü alınca, Mişima iki Japon yazarın üst üste ödül alma ihtimalinin düşüklüğünden dolayı kendisinin bu ödülü almasının pek olası olmadığını görmüş.

Milliyetçi bir dernek olan Kalkan Cemiyeti’ni kurmuş, Japonya'nın modernleşmesi ve geleneksel değerlerini yitirmesine karşı sert bir muhalefet tavrı göstermiş, bu fikirlerini Bereket Denizi dörtlemesinde savunmuş. Bu dörtlemeyi bitirdiği gün söyleyecek başka hiçbir şeyi kalmadığını hissetmiş ve bir yıl öncesinden planladığı gibi Japon Silahlı Kuvvetleri’nde görevli bir komutanı da bağlayarak bir konuşma yaptıktan sonra törensel intiharını (seppuku) gerçekleştirmiş.”
Mişima’nın sıra dışı yaşamı bir çok yazara ilham vermiş, hakkında bir sürü çalışma yapılmış. 1985 yapımı bu filmde yazarın hayatından kesitler sunarken eserleri yoluyla da onun hayat felsefesine ışık tutuyor.
121 dakikalık bu film isminde de görüldüğü gibi 4 bölümden oluşuyor;

-1-
Beauty
“Temple of Golden Pavillion”

-2-
Art
“Kyoko’s House”

-3-
Action
“Runaway Horses”

-4-
Harmony of pen and sword


İlk üç başlık Mişima’nın üç romanının ismini taşıyor. Dördüncü bölüm ise yazarın yukarıda bahsettiğim gibi Japonya’nın geleneksellikten uzaklaşmasını protesto ederek törensel intiharını gerçekleştirmesini anlatıyor.

Film yazarın çocukluğu ile başlıyor, büyükannesi tarafından ne şekilde yetiştirildiği, çocukluğundaki diğerlerinden farklı olma ve dışlanma duyguları, eşcinselliğini keşfedişi gibi konulara kısaca değiniyor.

“Güzellik” ismindeki ilk bölüm bize yazarın Altın Tapınak kitabından yola çıkılarak anlatılmış. Sinema tekniği olarak kitaplardan bahseden bölümler tiyatrovari bir dekorla renkli olarak perdeye yansırken, yazarın aralarda verilen hayatı siyah-beyaz olarak bunlardan ayrılmış.

Altın Tapınak, Japonya'nın en ünlü ziyaret yerlerinden birisi.

1956 yılında yazılmış olan ve büyük bir ticari başarı sağlamış olan “Altın Tapınak”ta biri kötürüm biri kekeme ve çirkin iki arkadaş kendilerine kız arkadaş bulabilmek için sakatlıklarını kullanarak onları acındırma yoluna gider. Ancak kekeme ancak güzelliğe takıntılı Mizoguchi bir şekilde Altın Tapınak’ın kendisini etkilediğini hissetmektedir ve onun için bundan kurtulmanın tek yolu Altın Tapınak’ı yok etmektir. Mişima, kendi güzellik takıntısını Mizoguchi yoluyla ifade etmektedir. Onun için insan güzelliğinin doruğundayken ölmelidir. Yıllar boyunca kendisini çirkin bulan Mişima mükemmel bir bedene kavuşabilmek için yıllarını ağır sporla geçirmiş, sonuçta özellikle üst bedenini istediği ölçüde geliştirebilmiştir. Fiziksel görünüşü ile ilgili sözlere karşı çok hassastır. Bu bölümde Mişima’nın özellikle gençlik yıllarında görünüşüne gösterdiği bu özen ve erkek arkadaşlarıyla bu yöndeki ilişkisine dair birkaç ipucu var.


1959 yılında yazılmış olan Kyoko’nun Evi sanıyorum yazarın dilimize çevrilmemiş bir romanı. Sanat başlığını taşıyan bu bölümde yine roman ve yazarın hayatı arasında paralellikler mevcut. Burada kahramanımız genç bir aktör, yine Mişima gibi güzel bir vücuda sahip olma hayali var. Annesinin sahip olduğu kafeyi borçtan kurtarmak için borçlu oldukları kadınla bir anlaşma yaparak hayatını ve bedenini bu kadına teslim ediyor. Ve böylece vücuduna türlü işkencelerin yapılmasına razı oluyor, burada iki taraf da olaydan zevk alıyor tabi, en sonunda kahramanımız bu kadınla birlikte ölmeyi göze alıyor. Mişima’nın kan görmek, şiddet, insan eti yemek gibi cinselliğe yönelik garip fantezileri de belki bu işkenceci kadın vasıtasıyla yansıtılmış, gerçi filmde yazarın bu yönüyle ilgili bir söylem yok. Ancak Mişima da kahramanımız gibi aktörlük yapmış, onun için güzel bir yüz ve güzel bir vücut sanatın parçası, bir aktörün enstrümanı aynı zamanda.

Isao'nun kendocu arkadaşlarıyla kurduğu Rüzgar Cemiyeti'ni gösteren filmden bir kare.

Üçüncü bölüm “eylem” adını taşıyor, Bereket Denizi dörtlemesinin ikinci kitabı olan “Kaçak Atlar” yazarın hayatına son vereceği seppukunun bir ön anlatımı adeta. Usta bir kendocu olan genç İsao aynen yazarımız gibi yozlaşmış, kapitalizmin oyuncağı edilmek istenen Japonya’nın kurtuluşu için tek yol olarak bazı vatan hainlerinin temizlenmesini görmektedir, imparatora sonuna kadar bağlı olan bu genç diğer arkadaşlarını da örgütleyerek bir grup kurar ve yine amacına ulaştıktan sonra yazarımız gibi Seppuku yapar. Mişima’ya göre intihar mastürbasyonun en ileri halidir. Filmde yazarın felsefesi öylesine şiirsel bir biçimde verilmiş ki; kelimeler ve hayatın kendisiyle ilgili çok güzel sözler yakalamanız mümkün. Kendisiyle yapılan ilginç bir röportaja da yer verilmiş, yaşamak için yazdığını söylüyor bu röportajında, en sevdiği yazar da Thomas Mann’mış.

Son bölüm kitaplardan bağımsız olarak, yazarın kendi kurduğu Kalkan Cemiyeti vasıtasıyla gerçekleştirdiği son eylemi anlatarak filmi sonlandırıyor.

Paul Shrader’in kardeşinin Japon eşi ile yazdığı ve yönettiği filmin imdb puanı 7,8. Mişima’nın sıra dışı hayatını ve eselerini merak ediyorsanız veya ilginç, güzel bir film seyretmek istiyorsanız mutlaka tavsiye ederim. Ayrıca yazarla ilgili rastladığım son derece ilginç bir yazı da şurada;
http://otekileredair.blogspot.com/2012/06/bir-maskenin-itiraflar-yukio-misima.html

Resim 3:http://bibliojunkie.files.wordpress.com/2010/12/the_temple_building.jpg

8 Temmuz 2013 Pazartesi

Şafak Tapınağı – Yukio Mişima


Bereket Denizi dörtlemesinin üçüncü kitabı Şafak Tapınağı’dır. Kahramanımız yine önceki kitaptaki gibi Honda, bu sefer 45 yaşlarında. İkinci kitaptaki Isao’yu savunabilmek için ileri bir kademede olmasına rağmen hakimliği bırakıp, kendi hukuk bürosunda avukatlık yapmaya devam etmektedir. Bir gün tesadüf eseri, lisede okul arkadaşı olan Siyamlı prenslerden birinin kaybettiği zümrüt yüzüğü bir antikacıda bulur. Yine ilginç bir tesadüf eseri eski adıyla Siyam yeni adıyla Tayland’daki bir firmaya danışmanlık yapmak için Tayland’a yolu düşünce, belki prensin kendisine olmasa bile ailesinden birine yüzüğü verebilmeyi umut eder. Prens ve ailesi yurt dışındadır, ancak prensin küçük kızı 7 yaşındaki Ying Çan refaketçileriyle burada yaşamaktadır. Küçük kız aslında Japonya’da yaşayan genç bir erkek olduğunu söylediği için ve etrafındakileri buna inandırmayıp sürekli sinir krizleri geçirdiğinden bir deli olarak kabul edilmektedir. Bunu duyan Honda’nın merakı iyice artar ve küçük kızı ziyaret eder, kız onu tanır, önceki hayatında olanlardan dolayı özürler diler. Honda’nın iyice kafası karışmıştır, bir de gölde yüzerken küçük kızın sol göğsünün altındaki üç beni görmesi kafasındaki tüm kuşkuları siler.

Küçük Ying Çan ile bağını koparmayan Honda, 10 yıl sonra onu tekrar gördüğünde aklı iyice karışır çünkü o zamanki küçük çılgın kız şimdi 17 yaşında güzeller güzeli bir kadın oluvermiştir, aynı babası gibi daha iyi bir eğitim olmak üzere Japonya’dadır. Honda bu kıza tüm konukseverliğini göstermek üzere evine davet eder. Honda kızın göğsündeki benlerin durup durmadığını merak eder, ancak bu merakın da önüne geçen şey kızın güzelliğidir, bunca tutkusuz e sadece ilkeler doğrultusunda yaşanan yıldan sonra aşk ve tutku sonunda Honda’yı bulmuştur, ondan beklenmeyecek bir sürü garip huy ve istekle doludur bu yaşında.

Bu kitapta yazar hem Budizme hem de Hinduizme bol bol yer vermiş, bu iki dinin felsefesi ve yaşayışlarından uzun uzun bahsetmiş. Yazarın kendisi de sanıyorum Hindistan’ı görmüş, hatta gezi yazılarından oluşan kitapları da varmış. Bu kitaplarını okumayı çok isterdim ama İngilizcesi’ni bile bulamadım.
Üçüncü kitabı ikincisinden daha sürükleyici buldum, beklenmedik olaylarla dolu, yazarın anlatımıysa her zamanki gibi etkileyici.

29 Nisan 2013 Pazartesi

Kaçak Atlar - Yukio Mişima


Bereket Denizi dörtlemesinin ikinci kitabı “Kaçak Atlar.” İlk kitap “Bahar Karları”nı daha önce okumuş ve çok beğenmiştim, yazısı şurada .
Serinin diğer kitaplarını D&R 5TL kampanyasında görüp hemen almış olsam da okumaya yeni sıra geldi.
Bereket Denizi serisini Türkçe’ye çeviren Püren Özgören, bu kitaba çok güzel bir önsöz yazmış, hem yazarı hem de eserini tanımak açısından çok yararlı oldu. Yazar bu dörtlemeyi yazarken hep seri bitince öleceğini söylemiş. Bahar Karları’nı yazarken aktardığım bilgiyi burada tekrar yazmak istiyorum;


Mişima'nın kendisi de kahramanı Isao gibi usta bir kendocudur.

“Milliyetçi bir dernek olan Kalkan Cemiyeti’ni kurmuş, Japonya'nın modernleşmesi ve geleneksel değerlerini yitirmesine karşı sert bir muhalefet tavrı göstermiş, bu fikirlerini Bereket Denizi dörtlemesinde savunmuş. Bu dörtlemeyi bitirdiği gün söyleyecek başka hiçbir şeyi kalmadığını hissetmiş ve bir yıl öncesinden planladığı gibi Japon Silahlı Kuvvetleri’nde görevli bir komutanı da bağlayarak bir konuşma yaptıktan sonra törensel intiharını (seppuku) gerçekleştirmiş.”
Kaçak Atları’ı okuduktan sonra, Püren Özgören’in de önsözde yazdığı gibi, romanın kendisinin gerçekleştireceği eylemin bir işaretçisi olduğunu söylemek mümkün. “Kaçak Atlar, yapacağı seppuku’nun yazınsal bir provasıdır.”
Dörtlemenin adı olan Bereket Denizi de aslında farklı bir anlama geliyor; “İntiharından hemen önce dostlarına, yaşama ve dünyaya ilişkin bütün düşüncelerini, duygularını bu dörtlemeye aktardıktan sonra artık kendisini bomboş hissettiğini yazdı, başlık yani Bereket Denizi, aslında bu adı yalanlar biçimde, ayın kıraç denizi anlamındadır.”

Kaçak Atlar’da kahramanımız, ilk kitapta aşkı uğruna ölen Kiyoaki’nin yakın arkadaşı Honda. İlk kitaptaki olayların üzerinden 19 yıl geçmiştir. Honda 38 yaşında ünlü bir yargıç olmuştur. Bir gün tesadüfen davet edildiği bir kendo karşılaşmasında, 19 yıl önce Kiyoaki’nin ev hocalığını yapmış olan İinuma’ya rastlar. Karşılaşma yapan sporcular arasında İinuma’nın 19 yaşındaki oğlu İsao da vardır. Pek çok işaret Homda’ya, İsao’nun Kiyoaki’nin yeniden doğmuş hali olduğunu göstermektedir.

İsao oldukça hırslı ve hayatta en önemli şeyin “arılık” olduğuna inanan bir gençtir. Japonya’nın gittikçe kötü duruma düştüğünü düşünmektedir, artık halkın taptığı imparator elinden hiçbir şey gelmeyen bir süstür, devlet yetkilileri ise sadece kendi çıkarlarını düşünen ve Japonya’nın kutsal ruhunu öldürmeye çalışan insanlardır, halkın perişan durumunu önemsemezler.

İsao bir grup kendisi gibi inançlı arkadaşıyla, Meiji döneminde benzer bir durumda bundan sorumlu kişileri öldürüp seppuku yapan Kutsal Rüzgar Birliği isimli gruptan esinlenerek aynı isimli bir grup kurar, amaçları onlar gibi Japonya’nın şimdiki kötü durumundan sorumlu devlet yetkililerini öldürüp seppuku yapmaktır. Ancak işler oldukça karmaşık bir hal alır ve İsao’nun Kiyoaki olduğunu düşünen Honda da olaylarda kendisine düşen yeri alır.

Bu kitap hemen hemen yazarın ölmeden önce yaptığı eylemi anlattığı için benim çok ilgimi çekti. Mişima da kahramanı İsao gibi usta bir kendo oyuncusudur, onun gibi arılığı önemser ve Japonya’nın içinde olduğuna inandığı karanlığa çare olmak üzere onun gibi bir birlik kurar, ve aynen kitapta anlattığı şekilde bir eylem düzenler ölmeden önce.

Kaçak Atlar bir eleştiri kitabı, ancak hiçbir eleştiri kitabı bu kadar edebi yazılamaz herhalde. İsao’nun saflığı ve her ne kadar marjinal bir fikre saplanıp kalmış olsa da isteğinin erdemi çok etkileyici. Aynı Kiyoaki gibi o da bir tutkuya saplanmış ve bunu ne kadar imkansız da olsa gerçekleştirmek için kendini adamış.

Yazarın cesaret ve erkeksi niteliklere olan tutkusu Hemingway’inkine benzetilmiş ancak bence Mişima’nın en önemli özelliği zarafete verdiği önem. Bence bu kadar etkileyici olmasının sebebi de bu, her bir kelime özenle seçilmiş ve zarifçe yerini bulmuş. Mişima’nın ne yazdığı bu yüzden hiç önemli değil, her cümlesini bir şiir gibi okuyabilirsiniz.
Washington Post’ta yazar hakkında “Japonları, 2. Dünya Savaşından sonra herkesten çok daha dramatik bir biçimde nereye gittiklerini düşünmeye zorladı ve bunu son derece özgün bir Japon simgeciliği ile yaptı”, denilmiş.
Serinin üçüncü kitabı olan Şafak Tapınağı’nı okumak için sabırsızlanıyorum, keyifli okumalar:)

Resim 2:http://sanemucar.blogspot.com/2011/06/yukio-mishima.html

Related Posts Plugin for WordPress, Blogger...