19 Temmuz 2010 Pazartesi

Mutluluk Projesine Devam...

Mutluluk Projesi kitabından bir bölüm daha okudum; kitaptaki Mart ayı bölümü “iş”e ayrılmış, ama bu bölüm benim mutluluğu algılayışımla ilgili şimdiye kadar en yararlı bulduğum bölüm oldu, hatta ilk defa olarak bazı yerlerin altını bile çizdim. Gretchen (yazar o kadar içten ve doğal yazmış ki ondan ismiyle bahsetmek hiç tuhaf gelmiyor), hukuk alanında başarılı ve hatta alanında yazdığı bir makaleyle ödül almış biriyken yazar olmaya karar veriyor, çünkü onun yaparken en mutlu ve rahat olduğu iş yazmakmış. Tabi bu kararı vermek kolay olmamış. “Ne olmayı düşlediğim hakkında bir fikrim var ve bu da gerçekte kim olduğum hakkındaki düşüncemi gölgeliyor,” diye yazmış. Bu benim için de geçerli bir düşünce sanırım.

Devamında “yazar olmak” (veya olmamak) konusunda ablasıyla konuşurlarken Gretchen ;”kendimi fazlasıyla hissetmek beni kaygılandırıyor,” diyor, yani kendisini her zaman en mantıklı, en doğru şeyi yapmaya zorunlu hissettiğinden bahsediyor, ablası ise ;” bu ‘mantıklı olma isteği’ sende hep vardı ve sonsuza kadar da olacak, hukuk fakültesine girmenin nedeni büyük ihtimalle buydu. Ama bunun bir sonraki işine de karar vermesine izin vermeli misin?,” diye cevap veriyor. Gretchen sonraki birkaç günde yazar olma kararını değerlendiriyor, tabi en zor kısım bu. “Kimse bildik ve alışılmış olanı benden fazla sevemez,” demiş, benim gibi:) Ama kendisini vermiş olduğu bu kararı gerçekleştirmek için zorluyor ve “pazartesi sabahları da kendisini Cuma öğleden sonraları kadar hevesli bulmasından ötürü ne kadar şanslı olduğunu kendisine hatırlatmayı unutmuyor”.

Kitaba göre mutluluğun anahtarları zorluklar ve yenilikler. “Beynimiz sürprizlerle uyarılır ve beklenmedik bir durumla başa çıkabilmiş olmak kişiye güçlü bir tatmin duygusu verir.” Sürekli olarak yaşamlarımızı kontrol altına almaya çalışırız ama bilinmeyen ve beklenmeyen de önemli birer mutluluk kaynağıdır deniyor. Bu yüzden sürprizler ve sürpriz hediyeleri çok seviyorum:) Yeni durumlar daha güçlü duygusal tepkiler doğruyormuş.

Araştırmalar sonucunda ortaya çıkan önemli bir bilgi de “kişiliğimizi oluşturan ne kadar çok öge varsa o kadar iyi” olduğu. “Çünkü bunlardan herhangi biri tehdit altında kalırsa, diğerleri alacağınız zararı telafi etmek için devreye girer.”
Başka ilginç bir nokta mutluk konusundaki 3 büyük yanılgı; bunlardan en büyüğü “ulaşma yanılgısı”ymış, bir amaca ulaştığımızda mutlu olacağımız yanılgısı, halbuki en büyük mutluluk anları amaca ulaşmadan önceki anlarmış. Aslında bana göre bu ikisi arasında pek de fark yok, iki durumda da mutluluk amaca bağlı. Ki belki bu düşünce de diğer bir mutluluk yanılgısı olan “boşultaki dünya yanılgısı”na işaret ediyor:) Bunun tanımı “gelecekteki bir amaçtan bağımsız anlık zevkin mutluluk getirebileceği inancı”. Üçüncü yanılgı ise “daha fazla mutlu olmanın mümkün olmadığı inancı” olan “nihilizm yanılgısı”ymış.

Nietzche “ulaşma yanılgısı” konusundaki düşüncesini şöyle ifade etmiş; “Bir şarkının sonu amacı değildir, ama yine de sonuna ulaşmamış olsa amacına da ulaşmamış olacaktı. Bir alegori”. Gerçekten hoş bir ifade bence, şarkı sonsuza kadar devam etse biz onun farkına bile varmayacaktık, onda bir güzellik bulamayacaktık belki. Şarkının bitmesi ise bize herhangi bir ekstra mutluluk vermese de sonlu olması onun farkında olmamızı sağlıyor.

Mart ayı şimdilik kitapta beni en çok etkilemiş olan bölüm. Sonraki ay Nisan ayı ebeveynliğe ayrılmış.

A Walk To Remember


Biraz önce “A Walk to Remember” isimli filmi seyrettim. Baş rollerde Mandy Moore, Shane West ve Daryl Hannah oynuyordu. Eski Türk filmleri tadında bir filmdi, biraz da Notebook ve P.S. I love you tarzındaydı. Bu da romandan uyarlanmış bir filmdi zaten. Filmin başları klasik asi çocuk, hanım hanımcık kız aşkı diyebiliriz. Landon (asi çocuk) kendisi gibi asi arkadaşlarıyla birlikte yaptığı kötü bir hareket sonucu okulda çeşitli faaliyetlere katılmakla cezalandırılır, bu sırada eskiden beri sınıf arkadaşı olan ama hep aynı kıyafetleri giymesi, kasabanın rahibinin kızı olmasından dolayı dine bağlı yaşam tarzıyla alay edilen bir kız olan Jamie ile yakınlaşır. O çok farklı bir kızdır, çok yardım sever, iyi ve başkalarının kendisiyle ilgili düşüncelerine aldırmayan kendiyle barışık ve inançlıdır. Bir tiyatro oyununda ikisinin baş rollerde olması nedeniyle Landon Jamie’den yardım ister, kız “bir şartla, bana aşık olmayacaksın,” der, çocuk bir anlam veremez ama kabul eder. Sonuçta ne olduğunu anlamadan çıkmaya başlarlar, rahip buna karşı çıksa da kabullenir. Kısa sürede Jamie ve Landon birbirlerine çok bağlanırlar. Jamie’nin gerçekleştirmek istediği bazı şeyler, hayalleri vardır. Landon kızın listesindeki şeyleri gerçekleştirmek için elinden geleni yapar, kız bir numaralı hayalini uzun süre söylemez ona, ancak ilk defa onu sevdiğini söyledikten sonra, bir numaralı hayalinin ölen annesi ile babasının evlendiği kilisede evlenmek olduğunu açıklar. Landon’da Jamie’nin kişiliğinden de oldukça etkilenir ve o da kendisiyle ilgili düşünmeye başlar, artık o asi işe yaramaz çocuk değildir. Tıp fakültesine gitmeyi amaçlamaktadır artık. Bir süre sonra bu bağlılığın iyice arttığını göre rahip kızına sert çıkar ve “artık ona gerçeği söylemelisin,” der. Birkaç gün sonra üniversite için nerelere başvuracaklarını konuşurken Jamie başvuru yapmayacağını, üniversiteye gitmeyeceğini açıklar, Landon buna çok şaşırırı çünkü Jamie çok başarılı bir öğrencidir, sonunda beklenen itiraf gelir, Jamie kan kanseri olduğunu, bunun ileri boyutta olduğunu ve artık tedaviye cevap vermediğini söyler. Landon yıkılmıştır, bir süre sonra Jamie hastalanır, Landon onun başından ayrılmaz, onun yıldızlara bakmaktan hoşlandığını bildiği için, kocaman bir teleskop yapar. Bu hastalık günlerinden birinde Landon kıza evlenme teklif eder, Jamie’nin bir numaralı hayali gerçekleşir, annesi ve babasının evlendiği kilisede Landon ile evlenir. Filmin ismi de anladığım kadarıyla kilisede babasının kolunda kürsüye kadar yürümelerinden geliyor. Jamie, Landon sayesinde çok mutlu birkaç ay geçirir ve ölür. Landon daha sonra tıp fakültesine girer, Jamie’nin babasıyla görüşmeye de devam eder. Landon Jamie sayesinde bambaşka bir insan olmuştur, hayatına güzel bir yön verebilmiştir onun sayesinden, Jamie de zor günlerini Landon sayesinde mutlu geçirebilmiş, onun sayesinden ölmeden önce hayalini gerçekleştirebilmiştir. “İşte hayat böyle bir şey,” diyen hoş bir filmdi.

15 Temmuz 2010 Perşembe

Bayan Dalloway


Bu kitabı aslında Saatler filminde tanıdım diyebilirim. Filmden daha önce de bahsetmiştim, aslında biraz iç karartıcı bulmuştum. Ama ordaki karakterlerden biri Virgina Woolfe'un bu kitabını okumuş ve kendisini romanın kahramanı olan Bayan Dalloway ile özdeşleştirmişti, ben bu kitabı böyle tanımıştım, sonra da merak edip okumaya karar verdim. Şu an kitabın yarısındayım. Bu kitabın özelliği bilinç akışı tekniği ile yazılmış ilk kitaplardan biri olması, ayrıca sahneler ile kişiler arasında geçişte bir kamera gibi değişik bir teknik kullanması sanırım. Kitap bize Bayan Dollaway ve bir şekilde onunla ilgili bir kaç kişinin 24 saatini anlatıyor. Ana karakterimizi Clarissa Dalloway mutsuz bir kadın diyebiliriz, Richard Dalloway ile evli ama aşkları bitmiş, Clarissa'nın cinsel tercihleri herhalde değişmiş. Diğer taraftan Peter Walsh her zaman ona aşıkmış, şimdi çok yakın iki arkadaş olsalar da içten içe sevgileri devam ediyor gibi. Aslında Peter Walsh da mutsuz ve tatminsiz, her güzel kadını beğenen, hayatta başarılı olamamaış, istediğini alamamış ve ne istediğini bilmeyen biri. Aslında Clarissa'yı sevdiğinden de emin değiliz, belki ona yaptığı evlenme teklifi kabul edilmemiş olduğu için bir tarafı hala orada takılı kalmış olabilir. Kendisi de sonradan evlenmiş ama Hindistan'da evli bir kadınla tanışıp aşık olduğu ve onunla evlenmek istediği için boşanmak istiyor. Bir de Septimus Warren Smith var, o da savaşa katılmış, orada yaşadığı bir travma sebebiyle o sırada bulunduğu İtalya'da kendisinden kaçmak için Lucrezia ile evleniyor. Birlikte İngiltere'ye dönüyorlar ama Septimus bir türlü iyileşemiyor. Kitap bence en azından teknik olarak okunması gereken bir kitap. Ayrıca karakterlerin düşünceleri çok samimi ve gerçekçi bir şekilde aktarılmış.

12 Temmuz 2010 Pazartesi

Kasabanın Şeytanları ve Bana Hayallerini Anlat

Dün,önce Bayan Dollaway’i okuma planımın aksine, kütüphaneden almış olduğum Mary Higgins Clark’ın “Kasabanın Şeytanları”nı okumaya başladım. İsmi ve kapağı bende Stephen King’in Ruhlar Dükkanı’na benzer bir şey olduğu izlenimi uyandırmıştı, ama Sidney Sheldon’un Bana Hayallerini Anlat romanının neredeyse aynısıydı. Küçükken kötü bir deneyim yaşayan kız daha sonra kişilik bölünmesi yaşar ve bir katile dönüşür.Yarısına kadar okudum ama gidişatta hiçbir değişiklik olmayınca bıraktım, vakit kaybı olacaktı çünkü. Sheldon 1998’de yazmış kitabını. Bugün de Mutluluk Projesi’nde şubat ayını okudum, bu ay evliliğe ayrılmış, yine güzel ve işe yarar öneriler var. Aslında hepimizin bildiği ama uygulamaya çok dikkat etmediği öneriler. Bu bölümde bize mutluluk veren şeyin gelişim olduğundan bahsediliyor, yani aslında amaçtan ziyade oraya varırkenki yol… Bölüm sonunda mutluluk için gözden geçirilmesi gereken 3 şey vurgulanıyor; iyi hissetme, kötü hissetme ve doğru hissetmek. Yani mutlu olmak için her zaman iyi hissetmek şart değildir; bazen kötü hissetsek de sonuçta doğru hissetmek bizi mutlu eder, bu da bence ilginç ve doğru bir tespit. Bu bölüm de ayrıca Julie ve Julia filminden bahsedilmiş, yazar “bazen bir yemek kitabındaki bütün yemek tariflerini yapmış olmak bizi mutlu edebilir,” demiş.

9 Temmuz 2010 Cuma


Yedi Yıldız Mücevheri'ni bitirdim. Daha önce dediğim gibi Drakula kadar beğenmedim ama yine de ikinci yarısından sonra ilgi çekici bir kitap haline geldi diyebilirim. Kitapta en beğendiğim kısım Mısır'la ilgili olmasıydı, bir takım gizemli olaylar, sonra Mısır'a ait gizemli mücevher ve eşyaların tasvirleri, mumyacılığa ait ilginç bilgiler, Mısır tanrılarıyla ilgili bilgileri büyük ilgiyle okudum. Özellikle kitaba ismini veren Yedi Yıldız Mücevheri oldukça ilginçti, bu mücevher büyükçe bir yakuttan skrabe şeklinde oyulmuş, içinde büyük ayı takım yıldızının 7 adet yıldızına karşılık gelen 7 küçük yıldızcık bulunan ve kitaba konu olan Kraliçe Tera'nın dirilişini sağlayacak çok özel bir taştı. Bunun yanı sıra kitabı anlatan şahıs olan Malcolm Ross ve kendisinden babasının rahatsızlığı nedeniyle yardım isteyen Margaret arasındaki aşk da kitabın farklı bir yönünü oluşturuyordu, tıpkı Dracula romanında Mina ve Jonathan arasındaki aşk gibi... Burada hem bilge hem de babacan yaşlı adam rolünde Margaret'in babası vardı, Dracula'da bu kişi Van Helsing'ti. Yalnız bu kitapta gerilim dozu Dracula ile karşılaştırılınca bence yeterli değildi ama yine de ilgi çekici bir kitaptı. Bugün kütüphaneden iki yeni kitap aldım, onlara başlamak için biraz zamanın var çünkü okumayı düşündüğüm bir sonraki kitap Virginia Woolf'un Bayan Dollaway'i...

6 Temmuz 2010 Salı

Mutluluk Projesi


Yedi Yıldız Mücevheri'nde 105. sayfadayım. Sherlock Holmes tarzında devam ediyor, ama Mısır'la ilgili olması açısından ilginç sayılır. Yine de Drakula'dan aldığım tadı alamadım diyebilirim, belki onun günlükler tarzında yazılmış olması veya ana dilinde okumuş olmam, hatta kitabın ciltli ve eski olması..:) ama yine de o roman daha sıcaktı sanki. Gerçi konu yeni yeni açıldı, giriş kısmının gereksiz yere uzun olduğunu söyleyebilirim yine de.
Bu arada Gretchen Rubin'in Mutluluk Projesi isimli çok satan kitabını okumaya başladım. Gerçekten benim hislerimi yansıtıyor, diğer insanların da aynı şeyleri hissediyor olduğunu bilmek güzel, yani herşey çok güzel ama neden yeterince mutlu değilim diye soruyor yazar, ve kendisini daha mutlu hissedebilmek için bir proje başlatıyor; buna göre yılın 12 ayından her birini, hayatındaki belli bir konuda düzenlemek yapmak, dolayısıyla sonuçta daha mutlu olabilmek için, ayırıyor. Mesela şu an Ocak Ayı: Enerji kısmını okuyorum. Gerçekten çok yerinde önerileri var; mesela enerji hem zihinsel hem fiziksel olarak ayrılmış; fiziksel enerjimizi arttırmak için daha iyi uyumak ve daha iyi egzersiz yapmak var, bunun için da bazı öneriler vermiş yazar. İkinci kısım zihinsel enerjiyi arttırmak, bunun için sürüncemedeki işleri sonlandırmak, yapılması gerekenleri bir an önce yapmak ve en önemlisi evdeki düzeni sağlamak geliyor; dolapları düzenlemek, dağınıklığı ortadan kaldırmak, atılması gerekenleri atmak gibi. Bunun için de güzel öneriler var. Kitabın oldukça pratik ve kolay okunabilir olduğunu söylemeliyim, çok hoşuma gitti. Ayrıca yazar "belki sizin hayatınızda yeniden düzenlenmesi gereken konular benim belirlediklerimden farklı olabilir, siz de kendi konularınız için bir mutluluk projesi başlatabilirsiniz" gibi bir fikir de veriyor. Bu arada blogumun sağ tarafında kendi mutluluk projenizi başlatmak için bir link bulabilirsiniz. Resimde gördüğümüz kişi kitabın yazarı Gretchen Rubin.
Related Posts Plugin for WordPress, Blogger...