Ahmet Hamdi Tanpınar etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
Ahmet Hamdi Tanpınar etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

16 Aralık 2019 Pazartesi

Mahur Beste - Ahmet Hamdi Tanpınar





Edebiyatımızın en önemli yazarlarından olan Ahmet Hamdi Tanpınar’ın Saatleri Ayarlama Enstitüsü, Yaz Yağmuru, Huzur kitaplarını okumuştum. Mahur Beste’yi de en iyi yerli romamlar listesinde görmüştüm. Aslında bu yazarın ölümünden sonra yayınlanan (1962) , kendisinin yarım bırakmış olduğu bir esermiş, hatta yazarın ilk roman denemesiymiş (1944-45). Yazarımız 1901 doğumlu bu arada. Dipnotkitap.net adresinde yer alan bir makaleden öğrendiğime göre (benim dikkatimden nedense kaçmış); mahur beste olarak (bu makamda yazılmış bir eser) Nesati’nin bir gazeli anılmaktaymış ve romanda;

“Mahur Beste, Atiye’nin küçük eniştesi Lütfullah Bey’in babası Talat Bey’in eseriydi...”

şeklinde geçiyormuş. Ayrıca bu mahur besteye yazar diğer romanlarında da yer vermiş. Ben bu romanı Dergah Yayınları’nın (1. baskısı aynı yayınevinden Eylül 1988’de yapılmış) 2019 (21. baskı) baskısından okudum. Roman 150 sayfa, en arkada yazarın kahramanı Behçet Bey’e mektubu var, eseri niye yarım bıraktığını açıklayarak romanına son noktayı koyuyor.

Romanımız Behçet Bey ile başlayıp onun kayın pederine, oradan başka bir kişiye, oradan da başka bir kişiye geçerek hemen hemen bu şekilde her bölümde farklı bir kişiye odaklanarak onların hikayelerini anlatıyor. Açıkçası bana pek hitap etmedi, her bölümde anlatılan kişiler son derece derinlikli anlatılmış da olsa bunları bir yerde birleştiremeyince hikayeler tek başlarına çok da anlam ifade etmedi bana. Ama tabi eser Tanpınar’ın, hele de ilk romanı olunca muhakkak ki çok değerli. Sonundaki mektupla beraber özellikle ayrı bir yer edinmiş edebiyatımızda. Keyifli okumalar dilerim.


13 Haziran 2017 Salı

Yaz Yağmuru – Ahmet Hamdi Tanpınar

"Dışarda bir yaz yağmuru, ya sokaklar sensiz bensiz..." Ahmet Hamdi Tanpınar'ın daha önce Saatleri Ayarlama Enstitüsü ve Huzur isimli romanlarını okumuştum. Çok sevgili blogger arkadaşım Deep Tone önermişti bana Yaz Yağmuru’nu. 1953 yılında yazılmış olan eseri ben Nakışlar Yayınevi’nin (yılı yazmıyor ama 1962’den sonra) baskısından okudum. 172 sayfalık kitapta Yaz Yağmuru, Teslim, Acıbadem’deki Köşk, Rüyalar, Adem ile Havva, Bir Tren Yolculuğu ve Yaz Gecesi isminde toplam 7 hikaye yer alıyor.

Kitaba ismini veren Yaz Yağmuru kitaptaki en uzun hikaye. Evli bir erkek olan Sabri eşi ve çocuklarının şehir dışında, ziyarette olduğu günlerde bahçesinde genç ve güzel bir kadına rastlar. Yağmurdan ıslanan kadını eve davet eder ve aralarında bir arkadaşlık, ilerleyen zamanda da bir aşk doğar. Hikaye Sabri’nin iç dünyasını inceler. Teslim hikayesinde, çok eski arkadaşların beklenmedik karşılaşması anlatılır. Acıbadem’deki Köşk sevdiğim hikayelerden biri oldu, anlatıcı icatlara meraklı akrabası ve onun ilginç kişiliğini yansıtan köşkünü anlatmış. Rüyalar konu olarak ilginçti, anlatıcıya musallat olan rüyalar ve bu rüyaların gizemi… Adem ile Havva kitapta en az beğendiğim hikayeydi. Bir Tren Yolculuğu tren istasyonunda bekleyerek geçirilen saatlerin hikayesi. Yaz Gecesi bir adamın çocukken komşusu olan köşke yıllar sonra ziyarete gidişi ve hissettikleri üzerine, gizemli bir hikaye.

Genel olarak kitabı beğendim, gerçekten şiirli ve gizemli bir üslubu var yazarın. Özellikle kitabın başında Prof. Dr. Mehmet Kaplan’ın “Ahmet Hamdi Tanpınar Hakkında Birkaç Söz” isimli yazısın son derece aydınlatıcı;

“Edebiyatta değer, eserin her şeyden önce güzel olmasında, fakat aynı zamanda onun insanı ve hayatı derinlik ve bütün zenginliği ile ifade etmesindedir. Tanpınar’ın eserlerinde bu vasıflar vardır.”

“…. Kelime şiirde adeta hassas terazi ile tartıldığı için dilin imkanlarını en iyi bilen şairlerdir. Tanpınar şiiri hayatının en büyük ihtirası haline getirmiş, fakat asıl kabiliyetini şiir estetiğine göre yazdığı mensur eserlerinde göstermiştir…. Şiirlerinin dilini durmadan yoğuran Tanpınar az, fakat derin, güzel ve yeni şiirler yazmıştır.”

“Tanpınar nesirlerinde kendisini daha serbest, adeta daha mesut hissetmiştir. Çünkü burada onun karşısında Yahya Kemal ve Ahmed Haşim gibi rakipleri yoktur.”

“Eroine alıştırır gibi kolay, hafif, sudan yazılara alıştırılmış olan geniş okuyucu kitlesi için bu yazıların okunması ve anlaşılması bir hayli güçtür. Fakat insan ve hayat son derece karışık ve en büyük filozof ve alimlerin sırlarını çözemediği karanlık muammalarla doludur.”

“O hayatı derinliğine ele alan, onu bir masal kadar esrarlı ve –ilave edelim- güzel hale getiren bir yazardır. Onun eserleri ancak yazarın sahip olduğu dikkat ve kültür ile okundukları zaman anlaşılabilir ve zevkine varılabilir.”

“Bize basit gibi görünen cümlelerin arkasında çalışma ile dolu günler ve uyanık geçmiş geceler vardır.”

“Tanpınar bir sanatkar olduğu için, duygu ve düşüncelerinin teferruatını bütün girinti ve çıkıntılarıyla verir. O yazılarında sık sık cümlelerini uzatmakla beraber, onları bir resim veya musiki parçasına yaklaştıran hayallere başvurur. Tanpınar’ın edebiyattan sonra en çok uğraştığı sanatlar –bir seyirci ve dinleyici olarak- resim ve musikidir. Yazılarında bu iki güzel sanatın tesirleri açıkça görülür. … Tanpınar için dünya bir ışık, şekil ve renk cümbüşüdür. Fakat Tanpınar tabiat ve insanın sadece dış görünüşüne bakmaz, onların derinliğine de iner.”


Aslında aynen buraya aktarmak istediğim yazar hakkında çok derin bir yazıydı ama bu kadarı da oldukça fikir veriyor. Keyifli okumalar dilerim.


2 Ağustos 2016 Salı

Huzur - Ahmet Hampi Tanpınar

Uzun zamandır okumak istediğim bir romandı Huzur. Önceden yazarın Saatleri Ayarlama Enstitüsü isimli romanını okumuş ve çok sevmiştim. Huzur'un bambaşka bir üslupta yazılmış olduğunu biliyordum ama. Dergâh Yayınları'ndan 2015 yılında çıkan 24. baskısını okudum. Kitap 413 sayfa. Başında Mehmet Kaplan tarafından yazılmış "Tanpınar Hakkında Birkaç Söz" ismiyle dört sayfalık bir önsöz var.

Ahmet Hamdi Tanpınar 1901'de doğmuş, babası 'kadı'ymış, dolayısıyla çocukluğunda pek çok yer gezmiş.Edebiyat fakültesini bitirmiş ve öğretmenlik yapmış. Bu arada şiirler yazmış. 1933'de Güzel Sanatlar Akademisi'nde estetik ve mitoloji hocalığı yapmış. 1939'da İstanbul Üniversitesi Edebiyat kürsüsünde profesör olmuş. Ayrıca millet vekilliği de yapmış. 1962'de vefat etmiş. Kendisi çok centilmen, karizmatik ve yakışıklı biriymiş diye duymuştum ayrıca:) Huzur'u 1949'da, Saatleri Ayarlama Enstitüsü'nü 1961'de yazmış. Bunun dışında Beş Şehir, Aydaki Kadın, Yaz Yağmuru, Mahur Beste gibi eserleri de biliniyor.

Huzur 4 bölümden oluşuyor. Birinci bölüm İhsan, ikinci bölüm Nuran, üçüncü bölüm Suat, son bölüm ise Mümtaz. Olaylar 1939'da geçiyor. Romanın ana kahramanı Mümtaz. 26 yaşında bir genç, anne ve babasının vefatından sonra akrabası İhsan ve eşi Macide'nin yanında büyümüş. Ancak İhsan hastalanıyor ve onların manevi oğlu gibi olan Mümtaz, ağabeyinin sağlığı için koşturup duruyor. Bu arada Şeyh Galip üstüne bir kitap yazmaya çalışıyor. Bir gün vapurda Adile ve eşi Sabih ile karşılaşıyor, bu sırada eşinden yeni ayrılmış Nuran ile tanışıyor ve aralarında bir aşk başlıyor. Yalnız bu aşk gerek Mümtaz'ın aşk konusundaki tecrübesizliği, gerek dostlarının kıskançlıkları, gerekse patlamak üzere olan dünya savaşının getirdiği sıkıntılar nedeniyle yıpranıyor. Oysa Mümtaz huzur arıyor. Bu aşkın sonu ilk bölümden belli olsa da bu sona nasıl gelindiğini aşama aşama anlatıyor yazar.

Romanın ilk bölümü adeta beni mest etti, Tanpınar adeta düz yazı görünümlü bir şiir yazmış. Mümtaz mısır çarşısını geziyor mesela, ama o tasvirler beni benden aldı. Tanpınar bir ressam gözüyle "çizmiş" romanını. Örneğin Mümtaz güvercinlerin havalanışını görmek ister ve

"... Mümtaz'ın istediği o masal gemisi, lodos dalgası yine kurulmadı. Sadece mavi küçük dalgaları, iç içe, halka halka çizgilerle birbirinden ayrılmış, primitif tablo denizi yavaşça iştahsız bir alkış gürültüsü ile, adeta ıslak bir gürültü ile alçaktan uçarak biraz öteye, bir başka yem serpenin ayakları dibine gitti." (sayfa 49)

İkinci bölümde Mümtaz ve Nuran aşkı yaşanmaya başlar. Mümtaz çaresiz bir aşıktır, aşkı karşılık bulduktan sonra bile şüpheler peşini bırakmaz. Özellikle bu bölümde İstanbul bir roman kahramanı gibi öne çıkar. Nuran ve Mümtaz İstanbul'u, Üsküdar'ı gezip dururlar. Üçüncü ve dördüncü bölümde ise aşklarında sorunlar başlar. Özellikle sonlarda savaşın ayak sesleriyle beraber insanların gerilimleri de artar.

Başta da dediğim gibi ilk bölümü çok sevdim, bir çok cümlenin altını çizdim, yalnız son iki bölümde sıkıldığımı itiraf edeyim, karakterler arasında sürekli felsefi, sosyolojik bir takım tartışmalar olması benim ilgimi azalttı. Mehmet Kaplan ise yazısında benim aksime Tanpınar'ın bu sosyolojik ve felsefi aktarımlarını metne ustalıkla yedirdiğini yazmış:) Kısacası ne olursa olsun okunması gereken bir roman. Ben yazarın şiirlerini de okumak istedim bu romandan sonra. Keyifli okumalar:)

Related Posts Plugin for WordPress, Blogger...