4 Nisan 2011 Pazartesi

Patricia


Son olarak Grace Livingston Hill'in 1939 yılında yazdığı Patricia'yı okudum. Bu kitabı sadece 1,99 TL'ye Alkım'da sepetteki kitapların arasından bulup aldım. Kitap İngilizce ve karton kapaklı romantik cep kitaplarından, romantik seri falan diye geçmiyor gerçi ama. Bir kere eski zamanda geçen romanlar çok hoşuma gidiyor, insanların nezaketi, eski gelenekler gibi şeyleri okumak güzel, üstelik sinirinizi bozacak şeylerle karşılaşmayacağınız da garanti. Kitabın konusuna gelecek olursak, kısaca zengin kız fakir erkek diyebiliriz. Gerçi kitabın kahramanı Patricia ile fakir oğlan John roman boyunca pek az bir araya geliyorlar. Roman Amerika'da geçiyori Prentiss ailesi kasabanın zengin ailelerinden biri, Patricia'nın annesi Amanda kızının diğer zengin ailelerin kızları gibi özel bir okula gitmesini istiyor, bir de en yakın arkadaşının oğlu Thorny ile kızının yakın arkadaş olmaları konusunda ısrarlı. Diğer yandan her zaman sade ve alçak gönüllü bir kız olan Patricia tıpkı babasının da zamanında gittiği gibi devlet okuluna gitmek istiyor. Bu okul seçimi konusu kitap boyunca sık sık gündeme geliyor. Neyseki bu konuda baba George Prentiss ağırlığını koyuyor da Patricia devlet okuluna gidiyor. Burada Patricia kendisinden bir sınıf üstte olan John Worth'i görüyor ve her konuda başarılı ama yine de alçak gönüllü bu çocuktan hoşlanmaya başlıyor. Bu arada Patricia annesinin Thorny Bellingham'la arkadaşlık etmesi konusunda baskılarına katlanmak zorunda kalıyor. Annesine göre bu yakışıklı,kendisi gibi eğitim görmüş, zengin çocuk Patricia'nın gelecekteki ideal kocası. Ancak Thorny o kadar bencil ve zorba ki Patricia ondan nefret ediyor. Bu arada John Worth ile flört niteliği bile taşımayan bir kaç küçük görüşme içinde yeni duygular doğmasına sebep oluyor. Yıllar geçtikçe annesinin Thorny konusunda baskıları artıyor. Ancak tüm bu süre boyunca John Worth'ten hiç haber alınamıyor. Annesi kızı için, Thorny'nin evlenme teklifine düzgün bir cevap vermesi için bir parti düzenlemeye karar veriyor, kız oldukça çaresiz durumda ancak aynı gün John Worth kurtarıcı bir melek gibi birden kapıda beliriyor... Sonrasını tahmin etmek zor değil, mutlu son. Kolay okunan, hoş bir kitaptı.
Bu arada www.allreaders.com diye bir site keşfettim. Kitabın karakterleri ve içeriği hakkında kısaca bilgi vermesi açısından incelenmeye değer bence.
Patricia kitabı için genel bilgi: http://www.allreaders.com/topics/info_12965.asp

23 Mart 2011 Çarşamba

Yeni Kitap Siparişi


Sırada bekleyen kitaplarıma aldırmadan yeni kitap siparişi verdim! Bu sefer kitapyurdu'ndan yaptım alışverişimi, her zamanki gibi oldukça avantajlı fiyatlarla tabi ki. Stephen King'in uzun zamandır sabırsızlıkla beklediğim kitabı "Kubbenin Altında"sını oldukça iyi bir fiyata aldığımı söyleyebilirim. Bir de şu aralar romantik bir şeyler okumak istiyorum o yüzden Nicholas Sparks'ın iki tane cep kitabını de sepetime ekledim. İlk defa onun bir kiatbını okuyacağım, doğrusu merak ediyorum çünkü onun kitabından sinemaya uyarlanmış bir kaç film (Notebook, Last Song ve özellikle de A Walk To Remember)izlemiş ve oldukça beğenmiştim. Son olarak da Paulo Coelho'nun Elif'ini merak ediyordum. Oldukça iyi bir alışveriş yaptım doğrusu. Kitapyurdu'nda (www.kitapyurdu.com) alışverişlerinizden, siteyi arkadaşlarınıza tavsiye ederek veya kitaplar hakkında yorum yaparak puan kazanıyorsunuz ve bu kazandığınız puanlarla puan kataloğundan alışveriş yapabiliyorsunuz. Sitede bir de sahaf bölümü var, burada kitaplarınızı satabilir veya değiş-tokuş edebilirsiniz.
Bu arada D&R'ın İstiklal Caddesi şubesinde de 50TL'lik alışverişinize 20TL'lik alışveriş kuponu hediyesi var, kampanya 31 Mart'a kadar geçerli ve kuponunuzu sadece o şubede kullanabiliyorsunuz. Ben yeni kitaplarımın gelmesini beklerken, Alkım kitabevinden 2 TL'ye sepetten aldığım "Patricia" isimli bir kitap okuyorum, Grace Livingston Hill 1939 yılında yazmış, bakalım beğenecek miyim?
Resim:www.haberkultur.net/upload/04_Aralik_2009_18_35_28_1439020038.jpg

17 Mart 2011 Perşembe

Türkan...Tek ve Tek Başına


Ayşe Kulin'in kaleminden çok etkileyici bir Türkan Saylan hayat hikayesi... Önce Ayşe Kulin'in bu eserinden ilham alınarak senaryosu oluşturulmuş Türkan dizisini seyrediyordum, dizi gerçekten beni çok etkilemişti, hem Pınar Öğün, Özgürcan Çevik gibi dizi oyuncularının başarılı performansları, hem Türkan Saylan'ın güçlü karakterini yansıtan etkileyici olayların anlatımı sayesinde her hafta izler olmuştum. Sonunda uzun zamandır okumak isteyipte fırsat bulmadığım kitabın fotoğraflı özel baskısını görünce hemen aldım ve iki günde okuyup bitirdim. Kitabın ilk bölümlerinde Türkan Saylan'ın ailesini, yetiştirilişini, ilk gençliğini, ömür boyu mektuplaşmayı sürdürdüğü biricik arkadaşı Gökşin'i tanıyoruz. Kitapta Türkan'ın hayatını sık sık Gökşin'e yazdığı mektuplar yoluyla okuyoruz. Böylesine sevgi dolu bir kalp kendinden önce hep başkaları için çarpmış. Cüzam hastaları için yaptıkları inanılmaz. Açıkçası onun, bu hayata ne yapmak için geldiğinden bu kadar emin bir şekilde yolunda ilerlemesi müthiş bir şey ve bence çok az insanın sahip olduğu bir şans. Kendisi de dünyaya Türkiye'deki cüzam hastalığıyla savaşmak için gelmiş olduğunu düşündüğünü söylüyor. Sonra bir de kardelenler ve Çağdaş Yaşamı Destekleme Derneği ile okuttuğu çocuklar var. Ve yardım ettiği, hayatlarını değiştirdiği binlerce insan... Bu arada hayatı hiç de süt liman değilmiş, hem yaşadığı duygusal, ailevi olumsuzluklar hem de sonu gelmez hastalıklar onu çok yıpratmış, ama o hiç bir şeyin kendisini yolundan alıkoymasına izin vermemiş. Kitap beni inanılmaz etkiledi, biraz da kendi hayatım üzerine düşündürdü... Bu kitabı mutlaka okumalısınız, hem Türkan Saylan'ı daha yakından tanıyıp yaptıkları için minnet duyacaksınız, hem de bu müthiş azim hikayesi sizi şevke getirecek...

9 Mart 2011 Çarşamba

Yeni Feng Shui Kitaplarım


Aslında feng shui’yi ilk keşfim uzun yıllar önce olmuştu, ama bu yönlere dayalı feng shui’yi uygulamak zor geldiği için pek de fazla ilgilenememiştim. Birkaç ay önce ikinci el kitap satan bir dükkanda “Herkes İçin Basitleştirilmiş Uygulamalı Feng Shui” başlığını görünce dayanamayıp bu kitabı aldım. Kitabın yazarı William Spear. Gerçekten de bu kitapta feng shui’nin pek farklı ekolü olduğunu, bunlar arasında “biçim ekolü”, “yön ekolu” gibi ekoller arasında “ejderha kapısı ekolü”nün daha kolay uygulanan bir ekol olduğunu öğrendim. Bu kitapta evinizin planı üzerine 9 evi kapsayan feng shui şablonunu (bagua veya pakua haritası) oturtarak, hayatınızın ilgili alanını değiştirmek için o feng shui evini nasıl dekore etmeniz gerektiğiyle ilgili bilgiler buluyorsunuz. Tabi ki bu tip öğretilerin hepsinde olduğu gibi öncelikle inanmalısınız.

Bu yöntem oldukça basit ve zevkli. Her yeni eşik veya sınırları olan alan için bunu uygulamaya devam edebilirsiniz. Örneğin önce evin bütünü için, sonra her oda için ve hatta çalışma masanız için bile uygulayabilirsiniz.
Hatta bu şablonu yüzünüz için bile uygulayabilirsiniz, burada ağız yüzümüzdeki kapıyı temsil ettiği için 1. Ev kabul ediliyor ve üçüncü gözün olduğu yer de 9. Ev kabul ediliyor ve buna göre diğer evler de yerleştiriliyor, örneğin yüzünüzde herhangi bir evin olduğu yerde bir leke var, bu o evdeki sorunu temsil ediyor.
Her zaman bildiğimiz renklerin psikolojik etkisinden burada da bahsediliyor, enerjiye ve güvene ihtiyacınız varsa Çin’de uğurlu kabul edilen kırmızıdan giysilerinizde ve ev dekorasyonunda da faydalanmalısınız. Ayrıca şeftali renginin şanslı kabul edildiğini unutmayın. Tamamen beyaz giyim ve dekorasyondan kaçının, her zaman bir parça renk kullanmaya özen gösterin. Yin ve Yang dengesini ise her yerde korumaya çalışmalısınız, renklerde, şekillerde, bitkilerde, beslenmenizde (burada makrobiyotik konusu ilginizi çekebilir)…

Bu kitabın arasından benden önce okumuş olan kişinin (ismi Ebru) almış olduğu notlar da çıktı, bu da ilginçti. Belki şu an bu yazıyı o da okuyordur
Diğer Feng Shui kitabım da Selena Summers’dan “5 Dakikada Feng Shui”, bu kitabı 5TL’ye almıştım, gerçekten çok pratik bir kitap, soru- cevap şeklinde yazıldığı için de kafanızdaki soruların cevaplarını bulmak da çok kolay. Bu kitap da “ejderha kapısı feng shui” ekolü temel alınarak yazılmış. Bu kiatpta ev ruhlarından da bahsediliyor ayrıca, her evin 4 koruyucu ruhu var, kaplan, ejderha, anka kuşu, kara kaplumbağa. Bir evin arka kısmı önünden daha yüksek olmalı, böyle bir konumda kara kaplumbağanın koruyuculuğu sizinle olacak, ön kısımda ise geniş bir düzlük (cadde üstü değil yani), böylece anka kuşu evin önünde rahatça süzülebilir. Kitabın sonunda Çin burcunuza göre yin (gece) ve yang (gündüz) uğurlu feng shui sembollerinin listesi var, işte;
Çin Burcu _____Günışığı Yang _____Ayışığı Ying
Fare___________Piyano____________Arp
Öküz___________Çaydanlık_________Çan
Kaplan_________Makas_____________Ayakkabı
Tavşan_________Kedi______________Kayık
Ejderha________Anahtar__________İnci yüzük
Yılan__________Kaplumbağa________Kuş
At_____________Ördek_____________Şapka
Koyun__________Fener_____________Deniz yaratığı
Maymun_________Maskeler__________Ay
Horoz__________Para çantası______Şarap Şişesi
Köpek__________Mandolin__________Kelebek
Domuz__________Kuğu______________Su perisi

Resim:www.fengshui-tr.com

5 Mart 2011 Cumartesi

Bloguma Dokunma


Bloglara erişim engellenmiş... Bu kararı çok saçma buldum, bütün ülkenin bilgi alma kanallarından birinin yasaklanması yerine başka bir çözüm bulunabilirdi herhalde.
http://www.kusur.org/blogger-blogspota-girme-yollari.html adresinden bloglara nasıl ulaşabileceğinizi anlatan yöntemleri bulabilirsiniz...

24 Şubat 2011 Perşembe

Haruki Murakami "İmkansızın Şarkısı"


Orijinal ismi "Norveç Ormanı" olan bu romanı yeni bitirdim. Açıkçası nobele aday gösterilmiş bu roman beni hayal kırıklığına uğrattı. Yazarın daha önce okuduğum "Sınırın Güneyinde, Güneşin Batısında" kitabını daha çok beğenmiştim. Genel olarak romanda "dışarıdan sıradan görünen insanların sıradışı cinsel hayatları/deneyimleri"ni buluyoruz. Bu kitapta bir odada başbaşa kalan iki kişinin (en umulmadık olanlarının bile) eninde sonunda yaşayacağı şey belli. 1969 yılında yaşanan olayları bize 19 yaşındaki Vatanabe anlatıyor. Yazar "Sınırın Güneyinde" kitabındaki kahramanı Hacime de Vatanabe'yle ilk gençlik yıllarında benzer şeyler yaşamış, lisedeki kız arkadaşı kendisine çok değer verdiği halde bunu önemsememiş, kızın kalbini kırmış ve sonra üniversite okumak için büyük şehre gelmiş, biraz umursamaz ve tembel bir insan ikisi de. Naoko, Vatanabe'nin lisedeki en yakın arkadaşı Kizuki'nin sevgilisidir. Kizuki intihar ettikten sonra Naoko ile Vatanabe bir yerlerde karşılaşırlar ve yaşadıkları bu korkunç deneyimin birlikte vakit geçirip konuşarak üstesinden gelmeye çalışırlar. Ancak zamanla kahramanımız melankolik ve gizemli Naoko'ya tutulur ve belirsiz bir ilişki başlar aralarında. Yine de Naoko'nun hislerinde aşk hakim değildir. Bir süre sonra Naoko yaşadıklarıyla baş edemez ve sinirsel rahatsızlık geçirerek sakin bir yere kurulmuş rehabilitasyon merkezine yatırılır. Bu merkezde tıbbi tedaviden ziyade hastaların birlik içerisinde çalışarak ve sorunlarını paylaşarak kendi kendilerine rehabilite olmaları amaçlanmaktadır. Naoko burada Reiko adında orta yaşlı bir kadınla evini paylaşmaktadır. Kitap ismini Naoko'nun en sevdiği şarkı olan Beatles'ın "Norwegian Woods" şarkısından alır. Çok iyi gitar çalan Reiko ona hep bu şarkıyı çalar.

Bu arada Vatanabe Naoko'yu sevmeyi ve ona mektup yazmayı sürdürür. Ancak okulda Midori adında bir kızla tanışır. Midori güzel ve sevimlidir ancak ailevi sorunları nedeniyle biraz da çatlaktır. Burada belirtmek isterim ki Midori'den hiç hoşlanmadım, yazarı da hiç anlamadım, bu kızın bayağılıklarını orijinallik olarak yansıtmaya çalışması, "o da hayatla kendi yöntemleriyle baş ediyor" şeklindeki mesajı çok saçmaydı. Midori ailesi tarafından sevilmeyen, hasta anne ve babasına son günlerine kadar özenle baktığı, başka bir erkek arkadaşı olduğu için Vatanabe'yle birlikte olmadığı ve onu sonuna kadar beklediği için yazara göre bütün manyaklıkları yapmayı hak ediyor. Bu kız bir türlü Vatanabe'nin peşinden ayrılmaz ve sonunda çok yakın iyi arkadaş olurlar, tabi Midori'nin Vatanabe'ye aşkı hep sürer.

Bu arada Vatanabe yurttaki arkadaşı Navazaga sayesinde bir çok deneyim yaşamayı da başarır. Ancak Vatanabe'nin aklında sadece Naoko vardır, onu görmek için rehabilitasyon merkezinde gider ve bir kaç gün onlarla kalır. Bu bir kaç kere tekrarlanır ancak Naoko hep durgundur ve aslında Kizuki'yi sevdiğini görürüz. Vatanabe okuldan mezun olur, ev tutar çalışmaya başlar, Naoko'ya birlikte yaşamayı teklif eder ama bir türlü cevap alamaz (bizde burada "vay Vatanabe'ye bak bir sürü imkanı varken Naoko'yu bekledi, ne aşk ne aşk!" demeliyiz). Midori'ye karşı olan duygularını da tam olarak tanımlayamamakta ama onsuz da kalamamaktadır. Bir süre sonra gelen Naoko'nun intiharı haberi Vatanabe'yı yıkar, uzun süre yollara düşer perperişan gezer. Ama sonra yine Midori'ye döner. Konu kısaca bundan ibaret olmakla birlikte başta da dediğim gibi kitapta bir şekilde adı geçen herkesin cinsel hayatını öğreniyoruz, doğrusu 1969 yılında, tutuculuğu ile tanıdığımız Japonların böylesine bir hayat yaşadığının anlatılması beni oldukça şaşırttı. Sonuç olarak kitabı beğenmedim, hayal kırıklığına uğradım, Sınırın Güneyinde daha iyiydi.
Resim: http://www.filmofilia.com/2010/09/10/norwegian-wood-by-tran-anh-hung/norwegian-wood/
Vatanabe ile Naoko'yu kırlarda gezinirken görüyoruz.
Resmin altına kolay anlaşılması için bir ilişki diyagramı ekledim.

Not: Bu arada gördüm ki bu kitap çoğu kişi tarafından beğenilmiş, Vatanabe de sevilmiş (benim aksime). Bilemiyorum kitabın hoş yönleri de yok değildi, özellikle ben hem Japon edebiyatını (her ne kadar Murakami'nin eserleri klasik bir Japon edebiyatı örneği sayılmasa da) hem de kültürünü/yaşayışını merak ettiğim için bu kitabı okumak istemiştim. Kitapla ilgili beğendiğim nokta rahat, kolay anlaşılır yazım tarzı sanırım.

7 Şubat 2011 Pazartesi

Kızıl Damga


Nathaniel Hawthorne'un Kızıl Damga'sını okudum. Kitap 1850 yılında yazılmış. Önsözde verilen bilgiye göre Püriten (bağnaz bir dini mezhep) inanca sahip ve kendileriyle ters düşen başka bir mezhep olan Quaker'lara karşı zalim tutumuyla anılan ve cadı avcılığı gibi bağnaz olaylara karışmış bir ailden gelen yazar, bu kitapla ailesinden dolayı taşıdığı suçluluk duygusunu hafifletmeye çalışmış. Ancak bu roman zamanında yazarı zor durumda bırakmış. Kitabın giriş bölümünde yazarın daha önce çalışmış olduğu gümrük dairesi uzun uzun anlatılmış, bu bölümde yazar kitabın ana kahramanı Hester Prynne'ın hikayesiyle nasıl karşılaştığını söylüyor. Yaşlı Roger Chillingworth genç eşi Hester Prynne ile İngiltere'den Amerika'ya göç etmeye karar verir, ancak genç ve güzel eşini önden yollar. Uzun süre bu yeni yerde tek başına kalan Hester zina suçunu işler ve bir süre sonra kızı Pearl'ü dünyaya getirir. Ancak Püriten toplum onu önce hapis cezasıyla sonra da yargıcın insafından dolayı idamla değil de ömür boyunca göğsünde zina yapan kişiyi (Adulterous) temsil eden kırmızı bir A harfi taşımakla cezalandırır. Hester ve kızı toplumdan dışlanırlar. Bu arada Hester artık İngiltere'den gelmiş olan eşinin ve bu suçu birlikte işlediği kişinin adlarını saklar. Ta ki kitabın sonlarına her ikisi de acı bir şekilde ortaya çıkana kadar. İlginç bir kitaptı ama açıkçası zaman zaman anlamakta zorlandığım yerler oldu, daha sade bir dili olsaydı daha çok hoşlanabilirdim kitaptan.
Bundan sonra Feng Shui kitabımı okumak istiyorum biraz...
Resim: http://www.alcorngallery.com/John_Alcorn/JohnAlcorn_TheScarletLetter.jpeg
Related Posts Plugin for WordPress, Blogger...