Haruki Murakami etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
Haruki Murakami etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
12 Ağustos 2016 Cuma
Sputnik Sevgilim - Haruki Murakami
Bu arada resimde Sputnik Sevgilim'in kapaklarından derleme yaptım.
224 sayfalık kitabımızın konusu şöyle; Sumire en büyük hayali yazar olmak olan, 22 yaşında, biraz garip bir kızdır. Sumire'nin en yakın arkadaşı ise ismini bilmediğimiz erkek anlatıcımızdır, kendisi Sumire'ye aşıktır ama Sumire'nin bundan haberi yoktur. Sumire ise cinsel isteği oladığını söylemektedir, ta ki 39 yaşındaki başarılı iş kadını Myu ile tanışana dek. Myu garip bir şekilde Sumire'ye asistanı olmasını teklif eder. Sumire kafasındaki soru işaretlerine rağmen, Myu'ya aşık olduğu için teklifi kabul eder. İş gereği yolları İtalya'ya düşen ikili, sonunda kendilerini bir Yunan adasında bulur. Ancak dinlendirici tatilleri Sumire'nin birden bire ortadan kaybolması ile kesilir. Anlatıcımızın da Sumire'nin bulunmasına yardım etmek üzere adaya gitmesiyle olaylar gelişir...:)
Bu kitapta neler var? Açığa çıkmamış fanteziler, genç bir kızla olgun bir kadının aşkı, limonatalı, denizli tatil havası, kız erkek arkadaşlığı, marjinal karakter, gizem, bol bol müzik (Murakami klasiği), sıradan görünen düşündürücü olaylar ve benzeri.
Bu kitabı Renksiz Tsukuru'dan daha çok sevdim ama yine de bana göre vasatın çok da üzerinde değil. Myu'daki değişime neyin sebep olduğunu merak ediyoruz, Myu ve Sumire'nin ilişkilerinin nasıl bir yön alacağını merak ediyoruz ve Sumire'nin nereye kaybolduğunu merak ediyoruz ama bazıları cevaplanan bazıları ise cevaplanmayan bu sorular aslında bizi pek bir yere götürmüyor. Murakami, Tsukuru'nun hikayesinde yaptığını burada da yapıyor aslında, iki roman şablon olarak çok benziyor bence. Yani bir noktaya kadar merakla okuyoruz kitabı ama orada kalıyor. Bazı kitapları okuyup bitirdiğinizde bir süre zihninizde kalmaya, sizi düşündürmeye devam eder ama bu benim için kapatır kapatmaz arkamda bıraktığım bir kitap oldu. Hele sonundaki kısım, öğrencisi ve onun annesi ile ilgili olan... Yazarın anlatmaya çalıştığını anladım, ama bunun için bu kadar uzatmasına gerek yoktu. Kısacası beklentiye girmeden okunabilir. Keyifli okumalar dilerim.
PS: Sputnik Rusça "yol arkadaşı" demekmiş:)
2 Eylül 2012 Pazar
Haşlanmış Harikalar Diyarı ve Dünyanın Sonu

Haruki Murakami’nin 1985 yılında yazmış olduğu bu roman 561 sayfa. Önce iki farklı hikaye varmış gibi bir bölüm Haşlanmış Harikalar Diyarı’nı anlatıyor, onu takip eden bölüm Dünyanın Sonu isimli dünyayı anlatıyor, bölümler birbirini bu şekilde takip ediyor, kitabın sonlarına doğru da bu iki dünyanın birbiriyle ilişkisini anlıyoruz.
Kahramanımız 35 yaşlarında ve mesleği bir çeşit “veri işlemciliği”. Bir tür eğitimden geçerek beyninin sol ve sağ yarımkürelerini birbirinden bağımsız kullanma yeteneği kazandıktan sonra bu yeteneğini verileri şifrelemekte kullanabilir hale getirilmiş. Bir gün özel ve çok gizli bir görevi yerine getirdikten sonra hayatı alt üst oluyor, evini talan ediyorlar, kendisini yaralıyorlar. Bunun son görevi ile ilgili olduğunu anlıyor. Son görevini dahi bir bilim adamı ile torunu için yerine getirmişti. Onlar da tehlikenin farkına varıp, kahramanımızla iletişime geçiyorlar ve macera başlıyor! Açıkçası bu kısımlar bana biraz sıkıcı geldi. Bu olaylar “Haşlanmış Harikalar Diyarı”nda geçiyor.
Diğer taraftan “Dünyanın Sonu” denilen kısımlar, yüksek duvarlarının ardında gölgesiz (burada yürek anlamında aslında) insanların yaşadığı, bir girenin bir daha çıkamadığı, yaşlanmanın, ölümün ve acının olmadığı bir dünyada geçiyor, burada aynı zamanda altın sarısı tüyleri olan tek boynuzlar da var, onların görevi ölen yürekleri içlerine çekmek. Bu dünya çok fantastik, buradaki kahramanımızın görevi eski rüyaları okumak, eski rüyalarsa tekboynuzların içlerine çektikleri yüreklerden oluşuyor. Ben kitabın en çok Dünyanın Sonu bölümlerini sevdim. Haşlanmış Harikalar Diyarı bölümlerindeki kahramandan pek hoşlanmadım, bana biraz duygusuz geldi.
Kitaptan beğendiğim bir alıntı;
“.. Fakat gerçekten birinci sınıf bir insan olabileceğim konusunda kendime güvenim yoktu. Birinci sınıf insanlar, normalde birinci sınıf insan olabileceklerine dair güçlü bir kendine güven sayesinde oralara gelirler. Kendisinin belki birinci sınıf bir insan olabileceğini düşünüp, her şeyi olayların akışına bırakarak birinci sınıf insan olabilmiş pek fazla kişi yoktur…”
Haruki Murakami’nin yazım tarzı hoşuma gidiyor, kitapta özellikle Dünyanın Sonu kısmında hayat ve yürekle ilgili güzel düşünceler var, bunlar hoşuma gitti ama diğer taraftan Haşlanmış Harikalar tarafı yer yer çok sıkıcı geldi, yine de okunabilir.
Resim: http://www.elfwood.com/art/h/o/hollander/090_unicorn_in_the_snow__skarbog.jpg
27 Temmuz 2011 Çarşamba
Sahilde Kafka - Haruki Murakami
Daha önce Murakami'den Sınırın Güneyinde, Güneşin Batısında'yı ve İmkansızın Şarkısı'nı okumuştum. Ama Sahilde Kafka gerçekten muhteşemdi. Murakami'nin diğer kitaplarındaki gibi bir arayış romanıydı bu da. Yazarın tarzını biraz Orhan Pamuk'a benzettim ama onda biraz alaycı bir mizah da oluyor içten içe, Murakami'deyse hüzün ağır basıyor hep. Bu kitap bana biraz Kara Kitap'ı da hatırlattı. Orda kayıp eşini arayan Galip vardı, burda ise kendisini ve belki biraz da annesini arayan Tamura var. Tamura 15 yaşında farklı bir delikanlıdır. Kendisi 4 yaşındayken annesi, evlatlık olan kızkardeşini de alıp evi terk etmiştir. Bu olaydan sonra Tamura'nın babasıyla ilişkisi de kopar, üstelik babasının oğluyla ilgili korkunç bir kehaneti veya diğer bir deyişle bir laneti vardır; oedipus trajedisidir bu, oğlu gün gelecek kendisini (yani babasını) öldürecek ve hem annesi hem de ablasıyla yatacaktır. Bu lanet hayatı boyunca Tamura'nın içine işlemiştir, o da kendini hep bundan kaçacağı gün için hazırlamıştır. 15 yaşına bastığında evi terk eder. Bu arada Karga isminde hayali bir arkadaşı vardır, Karga kendisinden yaşça büyük bir delikanlıdır ve zor durumlarda hep Tamura'ya yardım eder. Bana göre Karga, annesi Tamura'yı terk ettiği gün, yani 4 yaşındayken ortaya çıkmıştır, Tamura'nın zihni terk edilişinin acısıyla baş edebilmek için Karga'yı yaratmıştır. Yaşadığı Tokyo şehrini terk eden Tamura kendisine isim olarak Kafka'yı seçer; Kafka Tamura'dır artık o. İlginç bir nokta ise Kafka'nın çekçe Karga anlamına gelmesidir. Kitabı okumadıysanız ve okumak istiyorsanız bu noktadan sonra bu yazıya devam etmemenizi öneririm:)
Tamura rastgele bir bilet alır ve Takamatsu'ya gelir. Yolu Komura Kütüphanesi'ne düşer, burada danışma görevlisi Oşima ile bir dostluk kurar, evi terk ettiğini öğrenen Oşima ona yardımcı olmaya karar verir. Kütüphane müdürü Saeki Hanım'la da görüşüldükten sonra Tamura'ya kütüphanede kalacak yer verilir ve karşılığında ufak tefek işlere yardımcı olması beklenir. Saeki Hanım'ın oldukça ilginç bir hikayesi vardır, bu güzel kadın 20 yaşındayken sevgilisini kaybetmiş ve ardından 25 yıl ortalardan kaybolmuştur. Sonra yaşadığı yere geri dönüp, sevdiği adamın ailesine ait olan bu kütüphanede müdür olmuştur. 19 yaşındayken de Sahilde Kafka isminde sürreal sözlere sahip bir şarkı yazıp bestelemiştir, bu şarkıyla uzun süre meşhur olmuştur. Sahilde Kafka Saeki'nin sevdiği adamı temsil etmektedir.Saeki Hanım bugün 50 yaşındadır ve hala çok güzeldir.

İşte Takamatsu, Koçi kasabası buradan hızlı trenle yaklaşık 2 saat uzaklıkta. Ne kadar güzel bir doğa değil mi?
Tamura gördüğü her kadının annesi olma ihtimali olup olmadığını kafasında tartmaktadır. Saeki'nin yaşı buna müsaittir, ama diğer taraftan bu kadına aşık olmuştur. Bu arada Tamura'nın babası Tokyo'da cinayete kurban gitmiştir ve polis kendisini aramaktadır. Cinayetin işlendiği saatlerde Tamura üstünde kan lekeleriyle kendini kaybetmiş şekilde uyanır. Şimdi kehanet doğrulanmış mıdır yoksa doğrulanmamış mıdır? Bu noktadan sonra Tamura bilinçsizce kehaneti doğrulayıp bir an önce ondan kurtulmaya çalışma yoluna doğru sürüklenir. Saeki Hanım da içindeki yaralar nedeniyle Tamura'ya çekilmektedir, ikisi de bir şekilde birbirlerine ihtiyaç duymaktadırlar. Karga yıllar önce kaybedilen sevgili midir yoksa?
Komura Kütüphanesi'nin planı, kitabı okuyup çok beğenen biri tarafından çizilmiş
Bu kitapta bol bol metaforlara yer verilmiş ve metafor konusuna diyaloglarda sık sık yer verilmiş. Açıkçası zaman zaman biraz kafa karıştırıcı olabiliyor. Ama bütün karakterlerin derin bir bilgeliği var. Bir de özellikle klasik müzik konusunda diyaloglar yoluyla bir çok bilgi edinebilirsiniz, bu bilgi verme işi de tam kıvamında olmuş, insanı sıkmıyor. Nakata Amca ve Hoşino kitaptaki sempatik ve gülümseten karakterler, onlar olmasa kitap bizi bu kadar sarmazdı diye düşünüyorum. Bir de tabi Johnnie Walker ve Albay Sanders var, onlar için de benzer şeyler geçerli. Nakata Amca'nın kedilerle olan diyalogları süperdi. Bir de iki tane ilginç noktadan bahsetmek istiyorum, bu kitaba tatile giderken otobüste başladım. Biraz okuduktan sonra, koltukların arkasında film oynatıcısına baktım, Ghibli stüdyosundan Büyük Dalgalar diye bir animasyon vardı, onu seyrettim fena değildi, animasyon Koçi kasabasında geçiyordu, hatta çocuklardam biri üniversiteyi kazanıp Kyoto'ya geliyordu ve Kyoto için arkadaşına "Bence Koçi daha güzel bir yer," gibi bir şey söylüyordu. Koçi ismini ilk defa bu animasyonla duymuştum. Film bittikten sonra kitap okumaya devam ettim. Bir kaç sayfa sonra Oşima Tamura'yı Koçi'deki orman kulübesine götürdü, doğrusu bir kaç dakika içinde bu isimle tekrar karşılaşmak ilginçti. Bence daha ilginç olanıysa şu; kitapta bir yerde Oşima "red herring"in ne olduğunu açıklıyor, "bu, kırmızı ringa balığı anlamına geliyor ve söylenen çok ilginç bir şey olsa da konu dışına çıkıldığında kullanılıyor," diyor Tamura'ya. Bu noktada kitabı kapatıp yemeğe gitmek üzere üstümü değiştirmeye kalktım. Elime tişörtümü alıp istemsizce etiketine baktım, tahmin edin ne yazıyordu? Evet, "red herring"! Ne kadar ilginç değilmi? Sanırım buna "eşzamanlılık" deniyor.
Evet kitabın konusundan kısaca bahsettim, çok çok kısaca çünkü bu kitap son derece zengin. Psikolojik, fantastik, melankolik, zaman zaman Alis Harikalar Diyarında tadı veren ve sizi etkileyecek bir kitap. Murakami'nin yiyecekler, karakterlerin giysileri, markalar, kitaplar ve müzikler konusunda verdiği ayrıntılar zenginlik katıyor ve kitabın içine girmenizi kolaylaştırıyor bana göre. Son zamanlarda okuduğum en sürükleyici ve değişik kitaptı, mutlaka tavsiye ederim.
Resim 2:imedia.io/photos/Takamatsu-2.jpg
Resim 3: http://farm1.static.flickr.com/12/15551827_d0fbc9d6b2.jpg
Etiketler:
eşzamanlılık,
Haruki Murakami,
Orhan Pamuk,
Red herring,
Sahilde Kafka
24 Şubat 2011 Perşembe
Haruki Murakami "İmkansızın Şarkısı"

Orijinal ismi "Norveç Ormanı" olan bu romanı yeni bitirdim. Açıkçası nobele aday gösterilmiş bu roman beni hayal kırıklığına uğrattı. Yazarın daha önce okuduğum "Sınırın Güneyinde, Güneşin Batısında" kitabını daha çok beğenmiştim. Genel olarak romanda "dışarıdan sıradan görünen insanların sıradışı cinsel hayatları/deneyimleri"ni buluyoruz. Bu kitapta bir odada başbaşa kalan iki kişinin (en umulmadık olanlarının bile) eninde sonunda yaşayacağı şey belli. 1969 yılında yaşanan olayları bize 19 yaşındaki Vatanabe anlatıyor. Yazar "Sınırın Güneyinde" kitabındaki kahramanı Hacime de Vatanabe'yle ilk gençlik yıllarında benzer şeyler yaşamış, lisedeki kız arkadaşı kendisine çok değer verdiği halde bunu önemsememiş, kızın kalbini kırmış ve sonra üniversite okumak için büyük şehre gelmiş, biraz umursamaz ve tembel bir insan ikisi de. Naoko, Vatanabe'nin lisedeki en yakın arkadaşı Kizuki'nin sevgilisidir. Kizuki intihar ettikten sonra Naoko ile Vatanabe bir yerlerde karşılaşırlar ve yaşadıkları bu korkunç deneyimin birlikte vakit geçirip konuşarak üstesinden gelmeye çalışırlar. Ancak zamanla kahramanımız melankolik ve gizemli Naoko'ya tutulur ve belirsiz bir ilişki başlar aralarında. Yine de Naoko'nun hislerinde aşk hakim değildir. Bir süre sonra Naoko yaşadıklarıyla baş edemez ve sinirsel rahatsızlık geçirerek sakin bir yere kurulmuş rehabilitasyon merkezine yatırılır. Bu merkezde tıbbi tedaviden ziyade hastaların birlik içerisinde çalışarak ve sorunlarını paylaşarak kendi kendilerine rehabilite olmaları amaçlanmaktadır. Naoko burada Reiko adında orta yaşlı bir kadınla evini paylaşmaktadır. Kitap ismini Naoko'nun en sevdiği şarkı olan Beatles'ın "Norwegian Woods" şarkısından alır. Çok iyi gitar çalan Reiko ona hep bu şarkıyı çalar.
Bu arada Vatanabe Naoko'yu sevmeyi ve ona mektup yazmayı sürdürür. Ancak okulda Midori adında bir kızla tanışır. Midori güzel ve sevimlidir ancak ailevi sorunları nedeniyle biraz da çatlaktır. Burada belirtmek isterim ki Midori'den hiç hoşlanmadım, yazarı da hiç anlamadım, bu kızın bayağılıklarını orijinallik olarak yansıtmaya çalışması, "o da hayatla kendi yöntemleriyle baş ediyor" şeklindeki mesajı çok saçmaydı. Midori ailesi tarafından sevilmeyen, hasta anne ve babasına son günlerine kadar özenle baktığı, başka bir erkek arkadaşı olduğu için Vatanabe'yle birlikte olmadığı ve onu sonuna kadar beklediği için yazara göre bütün manyaklıkları yapmayı hak ediyor. Bu kız bir türlü Vatanabe'nin peşinden ayrılmaz ve sonunda çok yakın iyi arkadaş olurlar, tabi Midori'nin Vatanabe'ye aşkı hep sürer.
Bu arada Vatanabe yurttaki arkadaşı Navazaga sayesinde bir çok deneyim yaşamayı da başarır. Ancak Vatanabe'nin aklında sadece Naoko vardır, onu görmek için rehabilitasyon merkezinde gider ve bir kaç gün onlarla kalır. Bu bir kaç kere tekrarlanır ancak Naoko hep durgundur ve aslında Kizuki'yi sevdiğini görürüz. Vatanabe okuldan mezun olur, ev tutar çalışmaya başlar, Naoko'ya birlikte yaşamayı teklif eder ama bir türlü cevap alamaz (bizde burada "vay Vatanabe'ye bak bir sürü imkanı varken Naoko'yu bekledi, ne aşk ne aşk!" demeliyiz). Midori'ye karşı olan duygularını da tam olarak tanımlayamamakta ama onsuz da kalamamaktadır. Bir süre sonra gelen Naoko'nun intiharı haberi Vatanabe'yı yıkar, uzun süre yollara düşer perperişan gezer. Ama sonra yine Midori'ye döner. Konu kısaca bundan ibaret olmakla birlikte başta da dediğim gibi kitapta bir şekilde adı geçen herkesin cinsel hayatını öğreniyoruz, doğrusu 1969 yılında, tutuculuğu ile tanıdığımız Japonların böylesine bir hayat yaşadığının anlatılması beni oldukça şaşırttı. Sonuç olarak kitabı beğenmedim, hayal kırıklığına uğradım, Sınırın Güneyinde daha iyiydi.
Resim: http://www.filmofilia.com/2010/09/10/norwegian-wood-by-tran-anh-hung/norwegian-wood/
Vatanabe ile Naoko'yu kırlarda gezinirken görüyoruz.
Resmin altına kolay anlaşılması için bir ilişki diyagramı ekledim.
Not: Bu arada gördüm ki bu kitap çoğu kişi tarafından beğenilmiş, Vatanabe de sevilmiş (benim aksime). Bilemiyorum kitabın hoş yönleri de yok değildi, özellikle ben hem Japon edebiyatını (her ne kadar Murakami'nin eserleri klasik bir Japon edebiyatı örneği sayılmasa da) hem de kültürünü/yaşayışını merak ettiğim için bu kitabı okumak istemiştim. Kitapla ilgili beğendiğim nokta rahat, kolay anlaşılır yazım tarzı sanırım.
13 Ocak 2011 Perşembe
"Sınırın Güneyinde, Güneşin Batısında"
Haruki Murakami ilk okuğum kitabı bu. 187 sayfa ve gerçekten hoş bir roman. Hacime, küçükken ne olduğunu bilmediği bir duyguyla sınıf arkadaşı, bir ayağı sakat Şimamoto'ya bağlanmıştır. Birlikte paylaştıkları bir kız-erkek arkadaşlığının ötesinde bir şeydir. İlkokul bitince birbirlerinin izini kaybederler ama ikisi için de birbirlerine olan özlemleri bitmez. Hikayeyi bize anlatan Hacime'dir. Lisedeki kız arkadaşı İzumi'yi, onunla olan ilişkisinin nasıl son bulduğunu anlatır. Bir süre Yukiko ile tanışır, onu sever ve evlenirler.Onun babası sayesinde hayallerindeki işi yapmaya başlar, iki tane bar açar. Açtığı barlar çok sevilir ve bir magazin dergisinde barını tanıtan bir yazının yayınlanmasıyla hayatı değişir. Çünkü Şimamoto onu ziyarete gelir, hem de eskisinden çok daha çekicidir artık. Hacime önceleri eşi, iki kızıyla yaşadığı bu güzel hayatı bozmak istemez. Ancak Şimamoto'nun çekimine karşı koyması da imkansızdır. Bu gizemli kadın kendisi hakkında hiç bir şey söylemez, adeta bir hayal gibidir. Hacime de onu gördükten sonra kendi hayatının boşluğunu fark eder ve artık hiç bir şeyi umursamadan Şimamoto'nun gelişlerini bekler, hayatı bu bekleyişten ibaret hale gelir. Bir gün Hacime, genç kadının içindeki karanlık noktayı görür, Şimamoto hayat hakkında kararını çoktan vermiştir ama kendisi için hala bir ümit vardır, iki kızı ve hala sevdiği karısıyla normal yaşamına geri dönebilir... Biraz melankolik, güzel bir kitaptı gerçekten. Murakami batı kültürüne fazla yakın olmakla eleştirilen bir yazarmış Japonya'da, Hacime son derece batılı bir yaşam sürdürmekte. Şimamoto'nun gizemi, güzelliği ve tuhaflığı kitaba çok hoş bir hava katıyor bence. Tavsiye ederim... Bu arada resimde Murakami'yi bir tatlışla görüyoruz:)
Resim:www.lovehkfilm.com
Etiketler:
Haruki Murakami,
Sınırın Güneyinde Güneşin Batısında
Kaydol:
Kayıtlar (Atom)
