12 Nisan 2012 Perşembe
Keyifli Mim
1.Yemek olsam ne yemeği olurdum?
Patlıcanlı yemeklere bayılırım, özellikle Hünkar Beğendi'ye, ama bu fazla iddalı
olur:)) Patlıcan salatası diyeyim o zaman:)
2. Müzik aleti olsam ne olurdum?
Üflemeli bir çalgı, herhalde flüt, dokunaklı melodiler çıkartıyor hep:)
3. Araba olsam hangisi olurdum?
Fayton olurdum kesinlikle:)) Ama şöyle iki kişilik ve süslü püslü bir şey olurdum,
Ada sahillerinde tıngır mıngır gider, mutlu çiftleri taşırdım:))
4.Aylardan hangisi olurdum?
Kızıl sonbahar yapraklarının bir halı gibi yerleri kapladığı, romantik Eylül ayı
olurdum.
5.Ayakkabı olsam hangisi olurdum?
Düz renk, muhtemelen siyah veya bordo gibi koyu bir renk, yüksek topluklu, platformsuz, saten, dış etkilere son derece açık ve rahat olmayan bir şey:))
6.Kıyafet olsam hangisi olurdum?
Şifon, asimetrik etekli, pastel renk, uçuşan bir elbise olurdum:))Resimdeki
kıyafetin eteği tam düşündüğüm gibi. Yalnız üst kısmını çok beğenmedim, bir de
şifonların altından jipon veya etek görünüyor, o da olmamış:) ben biraz
daha farklı bir elbise olurdum:)) Daha doğal duruşlu, sanki kumaşlar kişinin
üzerindeyken kesilmiş, bükülmüş gibi:)

7.Renk olsam hangisi olurdum?
İçinde hem pembemsi hem de grimsi bir ton olan eflatun:)

8.Hayvan olsam hangisi olurdum?
Sizce?? Evet, bildiniz, "kedi" olurdum:)) Profil resmimde görüyorsunuz zaten:)
9. Şu anda okuduğum kitabın 137. sayfasında ne var?
Şu an başka bir şey okuyorum ama elimin altında yeni aldığım Anna Karenine var, o
olur mu?:)
"Mantık evliliği deyince, her iki tarafın da bir takım deneyimlerden geçtikten
sonra birleşmesini anlıyorum. Aşk da kızamık gibi geçirilmesi gereken bir
hastalıktır."
Benim cevaplarım bunlardı, şimdi sıra geldi mimlemeye:) Eğer cevaplamak isterlerse;
Dolunay
Yeşil
Tully
Gonca
Kitap notları- BA
Beyaz Kitaplık
Gülşah
Kitap Eylemcisi
Kitap Sesleri
Resim 1: http://farm1.static.flickr.com/141/334903264_51b8b9e005.jpg
Resim 2:http://factsanddetails.com/media/2/20090809-visualizingculturemit19thcenturyCaptainFrankBrinkleygj20507_GeishaFlute2.jpg
Resim 3: http://www.swanvalleywa.com/WedCarriage400pix.jpg
Resim 5: http://www.redbottomshoes4u.biz/images/Christian-Louboutin-black-satin-shoes.jpg
Resim 6:http://imageshack.us/photo/my-images/819/abiyemodelleri124214049.jpg/sr=1
Resim 7:http://sphotos.ak.fbcdn.net/hphotos-ak-ash1/hs547.ash1/31948_125867510769503_123011597721761_211510_1052493_n.jpg
10 Nisan 2012 Salı
Bizim Büyük Çaresizliğimiz - Barış Bıçakçı
Ender ve Çetin otuzlu yaşlarının başında aynı evde yaşayan iki dostturlar. Liseden yakın arkadaşları Fikret’in anne ve babası bir trafik kazasında ölünce,o da arkadaşlarından kız kardeşi Nihal’in okul bitene kadar onlarla kalmasını rica eder, çünkü kendisi Amerika’da yaşamaktadır. Ender ve Çetin önce bundan pek hoşlanmazlar çünkü ortaokuldan beri hayalleri aynı evde baş başa kalmaktır. Ama kabul ederler. Önceleri n Nihal’le yakınlık kurmakta zorlanırlar, genç kız yaşadığı büyük acı nedeniyle içe kapanmıştır çünkü. Ama zamanla aralarında bir dostluk başlar, üç yakın dost olmuşlardır. Bu dostluğun ilerlemesiyle Ender ve Çetin ne kendilerine ne de birbirlerine itiraf etmese de, Nihal gibi genç, güzel ve tatlı bir kızla bu kadar yakın olmak onların duygularını dostluktan başka bir şeye, aşka kaydırır. Bu aşkı tahlile çalışmak onları hem kendi dostluklarını hem yaşadıkları aşkları hem de hayatı sorgulamaya iter.
Kitabı çok beğendim, ince bir kitap olmasına rağmen kitabın tek üstünde durduğu nokta bu garip aşk üçgeni değil, dediğimiz gibi hayata dair de sorgulamalar var. Örneğin doğu ve batı yaşam anlayışı da bunlardan biri.
Ender’in babasının arkadaşı Reşit Bey, Ender ve Çetin için de önemli birisidir. Eşref-i Mahlukat ismindeki trajikomik roman tasarısının kahramanı Eşref Bey, doğu kafa yapısı ve yaşam tarzının aynasıdır. Reşit Bey’in ölümünden sonra onlar da hayat, doğu ve batı yaşam tarzlarını bu örnek üzerinden değerlendirirler. Osmanlı, Batı’nın askeri anlamda düzenli ordularına öykünmüştür ama doğu ile batı kafası arasındaki temel fark doğunun “yaşamamak” eğilimi ile batı’nın “yaşamak” eğilimi arasındaki farktır.
“Eşref Bey, düşünmek yerine ayıp, suç, günah gibi dini-ahlaki bir terminolojinin esareti altında düşünüyordu. Oysa Batı’nın kavramları vardı, çünkü yaşayanların kavramları olurdu, yaşamayanların yasakları, suçları,günahları…Kavramlar bir bakıma özgürlüktü.”
Reşit Bey arkadaşına şöyle yakınıyor;
“Düşünsene Salih! Ne çok kadın ve erkek yaşadığıyla yetiniyor. Karı koca olmakla yetiniyor. Oysa kafalarında bir aşk kavramı olsaydı, yaşadıklarıyla yetinmez, kurulu düzenlerini yerle bir etmek pahasına aşkın peşinden giderlerdi. Kavramlar hayatı en üst imkanlarına genişletmenin araçlarıdır.”
Bilemiyorum acaba burada Ender ve Çetin , yasak, suç, günah gibi sınırlar çizmeseler kendilerine en azından biri Nihal’le aşk yaşar mıydı? Ender ve Çetin “yaşamamayı” mı seçmiştir?
Filmden bir kare, Ender ve Nihal kitaplar hakkında konuşurken...
“kendimizi bulmakla kadınımızı bulmayı birbirine karıştırıyorduk”
Kitabın Ender’in ağzından Çetin’e yazılması, Ender ve Çetin’in nerdeyse zıt karakterleri, bunların hepsinin bir anlamı var sanıyorum. Ender ve Çetin birbirlerini öyle iyi tamamlıyorlar ki, bir ara acaba aynı kişiler mi? Diye de düşündüm:)
Bu arada romanın filmini de seyrettim ve onu da çok beğendim.
Sizin kitap hakkındaki yorumlarınızı da merak ediyorum:) Yazarın son günlerdeki popüler kitabı “Sinek Isırıklarının Müellifi” de listemde..
4 Nisan 2012 Çarşamba
Blog Tasarımı Çekilişi

Merhaba! Size bugün bir çekiliş haberi ile geldim, açıkçası benim muzdarip olduğum bir konu, blog tasarımı! Her ne kadar içeriğime uygun kitaplı şablonumu çok sevsem de bir değişiklik yapmak istiyorum ne zamandır. Bazı bloglarda çok hoş tasarımlarla karşılaşıyorum, işte bunları düşünürken bir Okuyan'ın blogunda Blog Tasarım Çekilişi'ni görünce paylaşmadan edemedim. 10 Nisan'a kadar Değmesin Yağlıboya sitesindeki çekilişe katılabilirsiniz, katılmak için BURAYA tıklayın. Sitenin kendi tasarımını da çok beğendim:) Herkese iyi şanslar!
2 Nisan 2012 Pazartesi
Anılarınızı Duvara Yansıtın!
Sony’nin, Handycam’in tanıtımı için hazırladığı bu kısa videoda görüntü kalitesi ve kameranın diğer özellikleri sanki kendi evimizde gerçekleşiyor gibi canlandırılmış. Şimdi hayal gücünüzü zorlayın ve projektörünüzü nereye yansıtacağınızı düşünün. Çünkü artık her yüzey bir sinema perdesi...
Bir bumads advertorial içeriğidir.
30 Mart 2012 Cuma
Blogum 2 yaşında!

Merhaba, size ilk defa bundan tam 2 yıl önce "Merhaba," demiştim. 2 yıldır blogum hayatımın önemli bir parçası, okuduğum kitaplar, yaptığım resimler artık sizinle paylaşacağımı düşününce beni daha da heyecanlandırıyor. Bu süre boyunca benimle olduğunuz ve yorumlarınızı esirgemediğiniz için teşekkür ederim:))
28 Mart 2012 Çarşamba
Justine - Lawrence Durrell

Justine, Lawrence Durrell'in İskenderiye Dörtlüsü'nün ilk kitabıdır. Benim Lawrence Durrell ve İskenderiye Dörtlüsü ile tanışmamsa beklenmedik bir şekilde oldu; bir gün "Kim 1 Milyon İster?" yarışmasında, "İskenderiye Dörtlüsü'nün yazarı kimdir?" diye bir soru geldi, Kenan Işık da soru cevaplandıktan sonra "Bu seri aslında oldukça ünlüdür, hatta Haşmet Babaoğlu aşkla ilgili yazılarında bu seriden bahsetmeyi sever," demişti, bunun üzerine ben de bu seriyi araştırdım, internette de bu seri ile ilgili çok güzel yorumlarla karşılaştım ve tabi ki ben de hemen bu seriyi edindim:)
Lawrence Durrell 1912 yılında Britanya'lı bir çiftin oğlu olarak Hindistan'da doğmuş. 12 yaşındayken Britanya'ya geri dönmüş, orada öğrenim görüp çeşitli işlerde çalışmış, başarısız bir öğrenci olsa da 15 yaşından beri ciddi olarak şiir yazramış. İngiltere'yi sevmezmiş, bu yüzden ilk evliliği sırasında eşini, annesini ve akrabaalrını geçimin daha ucuz olması ve havaların çok daha yaşanabilir olmasından dolayı Yunanistan'ın Korfu adasına taşınmaya ikna etmiş. İkinci dünya savaşı patlak verince annesi ve erkek kardeşleri İngiltere'ye geri dönmüş ama Durrell ile eşi Korfu'da yaşamaya devam etmiş. Ancak Yunanistan'ın savaşta yenilmesi üzerine yeni doğmuş bebekleri ve eşi ile İskenderiye'ye kaçmışlar. 1942 yılında evlilikleri bitmiş, eşi, bebeğini de alarak Kudüs'e gitmiş. (Ne kadar ilginç, değil mi??)
Savaş boyunca Durrell, önce Kahire, sonra İskenderiye'de İngiltere ateşesi olarak görev yapmış. İskenderiye'de, Justine kitabına modellik eden Eve Cohen isminde Yahudi bir kadınla tanışmış. Eve ile evlenmişler, Sappho isminde bir kızları olmuş. (Sappho 1985 yılında, 34 yaşındayken intihat etmiş.)Sonra sırasıyla görevli olarak Rodos, Arjantin, Londra'da bulunmuş. 1952 yılında eşi Eve sinir buhranı geçirmiş ve İngiltere'de hastaneye yatırılmış, Durrell de kızı Sappho'yu alıp Kıbrıs'a yerleşmiş.
Eski bir İskenderiye kartpostalı...
Yazar 1955 yılında Eve'den ayrılmış, 1961 yılında Kıbrıs'ta tanıştığı başka bir İskenderiye'li Yahudi olan Claudia- Marie ile evlenmiş. 1967 yılında eşi kanserden ölünce yıkılmış. 1973 yılında Fransız bir kadınla evlenmiş ve 1979 yılında boşanmışlar. Durrell de 1990 yılında vefat etmiş.

Lawrence Durrell'i etkileyen güzel İskenderiye'li Eve Cohen. Bu fotoğraf 1942'de Durrell ile ilk buluşmasından bir kaç gün önce çekilmiş.
Durrell 1957 yılında İskenderiye dörtlüsünü yazmaya başlamış, bu dört kitaplık seri (Justine- Baltazar- Mountolive- Clea) Mısır- İskenderiye'nin ikinci dünya savaşı öncesi ve sırasındaki durumuna yer veriyor. Durrell serinin ikinci kitabı Baltazar'da ne yapmaya çalıştığından bahsetmiş, ilk üç kitap aynı zaman dilimini farklı kişilerin gözünden anlatıyor, son kitap Clea'da ise olayların devamı anlatılıyor. Durrell kendi geliştirdiği bu tekniği "relativistik (göreliliğe dayalı)" olarak isimlendirmiş.
Durrell daha çok bu Akdeniz ülkelerinde gözlemledikleri, yaşadıklarından esinlendiği bir çok roman ve şiir yazmış. İskenderiye Dörtlüsü ile tanınmış bir yazar haline gelmiş.

İskenderiye - Sidi Gaber Plajı
Durrell'e göre iki kişi arasında yaşanan bir aşk en az dört kişiyi etkiler. Justine'in anlatıcısı (ismi söylenmiyor) İskenderiye'de yaşayan İngiliz bir yazar (tanınmamış) ve öğretmendir. Melissa isminde dansöz bir kadınla beraber yaşamaktadır, bir de ev arkadaşı Fransız devlet görevlisi Pombal vardır. Kahramanımız bir gün İskenderiyeli zengin kadınlara sunduğu bir şiir dinletisinden sonra Justine ile tanışır, bu genç, tutkulu ve güzel kadın kendisine okuduğu şiirlerden çok etkilendiğini söyler ve onu eşi Nessim ile tanıştırmak ister. Nessim çok zengin İskenderiyeli Kıpti (Arap değil, esas Mısır yerlisi) bir iş adamıdır. Böylece bu üçlü, ayrılmaz bir grup oluştururlar, kahramanımız da İskenderiye sosyetesine girmiş olur. Bu vesileyle bu kişilerle ilişkide olan kahramanları da yakından tanıma fırsatımız olur. Zengin ve kadınlara karşı acmıasız Capodistria, mağrur ve etkileyici yazar Pursewarden, yaşlı ve biraz üşütük gizli servis görevlisi Scobie, bu grubun berberi herşeyden haberdar ayaklı gazete Mnemijan,kırılgan, mesafeli ama saf iyilikten oluşan ressam Clea; Justin'in sırdaşı ve kabala öğretmeni Baltazar ve daha sayamadığım bir sürü karakter.. Anlatıcımız, bu karakterlere rastladıkça aklına geldiği gibi anlatıyor onları, bu açıdan zaman zaman takip etmekte zorlanıyor insan romanı.

Justine, genç, tutkulu ve son derece etkileyici bir kadın, herşeyi, aşkı ve cinselliği içinden geldiği gibi yaşıyor. Durrell onu yazarken, ikinci eşi İskenderiyeli Eve'den etkilenmiş.
Roman adından anladığımız gibi Justine üzerine kurulu, şu an ikinci kitabı - Baltazar'ı okumaktayım, o da ismi Baltazar olmakla birlikte daha çok Justine üstüne gibi. Justine Nessim ile tanışana kadar yoksulluk içinde yaşamış, tutkulu bir karakter, mantıksız hareketler yapabiliyor, yaptığı hareketlerin sebepleri görünenden çok farklı olabiliyor, yazar da onu çok farklı anlatmış. Justine önce Arnavut bir yazar olan Arnauti ile evleniyor,yine farklı bir ilişkileri oluyor, daha sonra çocukları oluyor ve bu çocuk kayboluyor. Sonra ayrılıyorlar, Arnauti, Justine'i anlatan bir roman yazıyor. Justine çocuğunun kayboluşunun acısını bir türlü dindiremiyor, yıllar geçse de tek umudu onu bulmak. Sonra Nessim ile tanışıyor. Nessim ona ilk görüşte aşık oluyor ve onun için herşeyi yapmaya hazır. justine ise açık açık ona aşık olmadığını söylüyor, yine de Nessim onu evlenemey ikna ediyor.
Kahramanımız ile Justine arasında bir aşk başlıyor ama söz konusu Justine olunca hareketlerin sebepleri görünenden farklı olur demiştik. Açıkçası bana anlaşılması biraz zor bir kitap gibi geldi, karakterleri de özellikle Justine'i pek sevmedim, çok fazla merak da etmedim. Yine de internette kitapla ilgili yorumlara baktığınızda çok etkileyici bulunduğunu göreceksiniz. Sanıyorum seriyi bitirince daha doğru bir değerlendirme yapabilirim. Karar sizin:)
Resim 2:http://www.bevrijdingintercultureel.nl/eng/illsutraties/alexandrie.jpg
Resim 3:http://michaelhaag.blogspot.com/2011/11/to-alexandria-with-eve-durrell.html
Resim 5:http://www.artline.ro/Anouk-Aimee-14068-2-n.html
Etiketler:
İskenderiye Dörtlüsü,
Justine,
Lawrence Durrell
26 Mart 2012 Pazartesi
Gizemli Ağaç
Geçenlerde yine pinterest'te gezinirken bu tarz bir resimle karşılaştım
linke tıkladığımda bu tarz resimlerin yapılma yönteminin ayrıntısını buldum. Aynı linkten bu yöntemle yapılmış bir çok örnek de bulabilirsiniz. Yöntemin özelliği hem pastel hem de suluboya kullanılarak yapılması, hem çok kolay hem de çok zevkli. Gördüğünüz resmi ben yaptım, açıkçası ben çok özenli çalışamadım ama yine de güzel görünüyor değil mi?:)
Kaydol:
Kayıtlar (Atom)