İskenderiye Dörtlüsü etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
İskenderiye Dörtlüsü etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

9 Mayıs 2012 Çarşamba

Mountolive- Lawrence Durrell


Önceki yazılarda bahsettiğim gibi, Mountolive, Lawrence Durrell'in İskenderiye Dörtlüsü Serisinin üçüncü kitabı. Bu kitapta önce İngiltere'nin Mısır elçiliğinde görev yapan, sonra da büyükelçi olan David Mountolive'den, Mountolive'in, Nessim ile Naruz'un annesi olan Leyla ile aşkından bahsediliyor. Bu kitabı okumam nedense uzun sürdü, kitabi okuduğum zamanlar ilginç geliyor, merakla okumak istiyorum ama nedense elime almak, okumaya başlamak zor geliyor. Kitabı genel olarak beğendim, o zamanların Mısır'ındaki yaşayışla ilgili ilginç bilgiler var, oryantalliğin o gizemli havası var. Elçilik veya Nessim'in işleriyle ilgili bürokratik kısımlar benim için pek sürükleyici değildi sadece.


Özellikle bu kitapta "hiç bir şeyin göründüğü gibi olmadığı"nı gösteriyordu yazar. Yukarıdaki resimlerde olduğu gibi, okuyucu hep anlatıcının baktığı noktadan bakıyor -soldaki resimlerde olduğu gibi- ve biz de çizgilerin yerini öyle görüyoruz, oysa başka bir anlatıcının gözünden olaylar çok farklı, aynı sağdaki resimlerde olduğu gibi. İşte bu çok ilginçti, yazar özellikle bu kitabında amacına ulaşmış.

Serinin ilk üç kitabında aynı zaman dilimindeki olaylar anlatılıyordu, dördüncü kitap Clea'da ise olayların devamını okuyacağız. Her kitabı bir öncekinden daha çok beğendim.

Serinin ilk ve ikinci kitapları hakkındaki yazılarım;
İskenderiye Dörtlüsü 1: Justine
İskenderiye Dörtlüsü 2: Balthazar

Resimler: http://www.2loop.com/3drooms.html

17 Nisan 2012 Salı

Balthazar - Lawrence Durrell


Balthazar, Lawrence Durrell’in İskenderiye Dörtlüsü’nün ikinci kitabı. İlk kitap
Justine hakkındaki yazımda
dediğim gibi, Durrell 4 kitaplık bu serinin ilk üç kitabında aynı olayları farklı kişilerin bakış açısıyla anlatıyor. Sadece serinin son kitabı olan Clea’da olayların devamı anlatılıyor.

Kısaca hatırlarsak, Justine çok güzel ve çekici bir kadındır, ilk evliliğini Arnauti isminde bir yazarla yapmış, bu evlilikten olan çocuğu daha küçükken kaybolmuştur. Sonrasında aşık olmasa da mutlu olabileceğine inanarak İskenderiye’nin en zenginlerinden biri olan Nessim ile evlenmiştir. Olayları bize anlatan kişi (ikinci kitapta adının Darley olduğunu öğreniyoruz), bir yazardır ve tesadüfen Justine ile tanışmıştır. Bu tanışmadan sonra Nessim, Justine ve Darley çok yakın arkadaş olur. Sonra Darley ve Justine arasında aşk başlar.

İskenderiye’de yalnız yaşayan güzel ressam Clea ve Tıp doktoru ve kabalacı Balthazar, Justine’in yakın arkadaşları olduğundan Darley ile olan ilişkisini de bilirler. Darley, Justine gittikten sonra onlarla konuşur ama onların bu ilişkiyle ilgili görüşleri farklıdır.

Bu kitapta Balthazar, Darley ile Justine’in yaşadıklarını kafasından geçrir ve kendi bilgileriyle olayları farklı bir şekilde yorumlar. Darley aslında olanların kendi gördüklerinden ne kadar farklı olduğunu anlar. Aynı zamanda bu kitapta Nessim’in tavşan dudaklı kardeşi Naruz ve anneleri Leyla’yı tanırız. Mountolive’in ilk kez görürüz. Naruz’un Clea’ya olan aşkını öğreniriz. Yılda bir yapılan bir çeşit maskeli baloya şahit oluruz. Justine’in kayıp çocuğunun akıbetini öğreniriz.

Kitapta ilginç bulduğum bazı noktalar;
• İlk kitabın son paragrafında; “her şey1 çevremizdeki sessizliği yorumlamamıza bağlı değil mi?” diye bir cümle vardı. Yukarıda her şey kelimelerindeki alt bilgi notuna baktığımızda “bkz. Sayfa 268” yazar, 268 kitabın son sayfasıdır ve bomboştur.
Bu kitapta da Justine, Pursewarden’den bahsederken;
“Hınzırın başvurmayacağı hiçbir numara yoktur, kitaplarında bile,” der. Balthazar da “Bunu söylerken birinci ciltteki nedense bomboş bırakılmış bir sayfaya gönderme yapan o ünlü yıldız işaretini düşündüğünü biliyordum…. Pursewarden bunu bilerek yaptığını söyledi, “Okuru boş bir sayfaya gönderiyorum, amacım onu kendi öz kaynaklarına döndürmek – eninde sonunda her okurun gideceği yer zaten orasıdır,” diye açıklamıştır.
Acaba Lawrence Durrell, kendisini de Pursewarden ile mi özdeşleştirmiş? Ne de olsa Justine ile gerçek aşkı yaşayan da o.

• Yine Pursewarden’ın aşkla ilgili sözleri dikkate değer;
“İlkin kişiliğimizdeki boşluğu aşkla doldurmaya çabalarız, kısa bir süre bütünlendiğimizi sanır, seviniriz. Ama bu, yanılgıdan başka bir şey değildir. Çünkü bizi dünyanın bütününe bağlayacağını sandığımız bu şaşılası yaratık, sonunda bizi ondan büsbütün koparmayı başarır. Aşk önce birleştirir, sonra ayırır. Başka nasıl büyürdük?”

Bu kitabı ilkinden daha sürükleyici buldum, bunda hem yazarın üslubuna alışmamın etkisi var hem de bu kitaptaki olayların daha ilginç olmasının etkisi. İlk kitaptaki olayların çoğunun iç yüzü de bu kitapla anlaşılıyor. Üçüncü kitabı da merak ediyorum, yine bir çok olayın iç yüzü üçüncü kitapla aydınlanacak sanıyorum.

28 Mart 2012 Çarşamba

Justine - Lawrence Durrell


Justine, Lawrence Durrell'in İskenderiye Dörtlüsü'nün ilk kitabıdır. Benim Lawrence Durrell ve İskenderiye Dörtlüsü ile tanışmamsa beklenmedik bir şekilde oldu; bir gün "Kim 1 Milyon İster?" yarışmasında, "İskenderiye Dörtlüsü'nün yazarı kimdir?" diye bir soru geldi, Kenan Işık da soru cevaplandıktan sonra "Bu seri aslında oldukça ünlüdür, hatta Haşmet Babaoğlu aşkla ilgili yazılarında bu seriden bahsetmeyi sever," demişti, bunun üzerine ben de bu seriyi araştırdım, internette de bu seri ile ilgili çok güzel yorumlarla karşılaştım ve tabi ki ben de hemen bu seriyi edindim:)

Lawrence Durrell 1912 yılında Britanya'lı bir çiftin oğlu olarak Hindistan'da doğmuş. 12 yaşındayken Britanya'ya geri dönmüş, orada öğrenim görüp çeşitli işlerde çalışmış, başarısız bir öğrenci olsa da 15 yaşından beri ciddi olarak şiir yazramış. İngiltere'yi sevmezmiş, bu yüzden ilk evliliği sırasında eşini, annesini ve akrabaalrını geçimin daha ucuz olması ve havaların çok daha yaşanabilir olmasından dolayı Yunanistan'ın Korfu adasına taşınmaya ikna etmiş. İkinci dünya savaşı patlak verince annesi ve erkek kardeşleri İngiltere'ye geri dönmüş ama Durrell ile eşi Korfu'da yaşamaya devam etmiş. Ancak Yunanistan'ın savaşta yenilmesi üzerine yeni doğmuş bebekleri ve eşi ile İskenderiye'ye kaçmışlar. 1942 yılında evlilikleri bitmiş, eşi, bebeğini de alarak Kudüs'e gitmiş. (Ne kadar ilginç, değil mi??)
Savaş boyunca Durrell, önce Kahire, sonra İskenderiye'de İngiltere ateşesi olarak görev yapmış. İskenderiye'de, Justine kitabına modellik eden Eve Cohen isminde Yahudi bir kadınla tanışmış. Eve ile evlenmişler, Sappho isminde bir kızları olmuş. (Sappho 1985 yılında, 34 yaşındayken intihat etmiş.)Sonra sırasıyla görevli olarak Rodos, Arjantin, Londra'da bulunmuş. 1952 yılında eşi Eve sinir buhranı geçirmiş ve İngiltere'de hastaneye yatırılmış, Durrell de kızı Sappho'yu alıp Kıbrıs'a yerleşmiş.


Eski bir İskenderiye kartpostalı...

Yazar 1955 yılında Eve'den ayrılmış, 1961 yılında Kıbrıs'ta tanıştığı başka bir İskenderiye'li Yahudi olan Claudia- Marie ile evlenmiş. 1967 yılında eşi kanserden ölünce yıkılmış. 1973 yılında Fransız bir kadınla evlenmiş ve 1979 yılında boşanmışlar. Durrell de 1990 yılında vefat etmiş.


Lawrence Durrell'i etkileyen güzel İskenderiye'li Eve Cohen. Bu fotoğraf 1942'de Durrell ile ilk buluşmasından bir kaç gün önce çekilmiş.

Durrell 1957 yılında İskenderiye dörtlüsünü yazmaya başlamış, bu dört kitaplık seri (Justine- Baltazar- Mountolive- Clea) Mısır- İskenderiye'nin ikinci dünya savaşı öncesi ve sırasındaki durumuna yer veriyor. Durrell serinin ikinci kitabı Baltazar'da ne yapmaya çalıştığından bahsetmiş, ilk üç kitap aynı zaman dilimini farklı kişilerin gözünden anlatıyor, son kitap Clea'da ise olayların devamı anlatılıyor. Durrell kendi geliştirdiği bu tekniği "relativistik (göreliliğe dayalı)" olarak isimlendirmiş.

Durrell daha çok bu Akdeniz ülkelerinde gözlemledikleri, yaşadıklarından esinlendiği bir çok roman ve şiir yazmış. İskenderiye Dörtlüsü ile tanınmış bir yazar haline gelmiş.


İskenderiye - Sidi Gaber Plajı

Durrell'e göre iki kişi arasında yaşanan bir aşk en az dört kişiyi etkiler. Justine'in anlatıcısı (ismi söylenmiyor) İskenderiye'de yaşayan İngiliz bir yazar (tanınmamış) ve öğretmendir. Melissa isminde dansöz bir kadınla beraber yaşamaktadır, bir de ev arkadaşı Fransız devlet görevlisi Pombal vardır. Kahramanımız bir gün İskenderiyeli zengin kadınlara sunduğu bir şiir dinletisinden sonra Justine ile tanışır, bu genç, tutkulu ve güzel kadın kendisine okuduğu şiirlerden çok etkilendiğini söyler ve onu eşi Nessim ile tanıştırmak ister. Nessim çok zengin İskenderiyeli Kıpti (Arap değil, esas Mısır yerlisi) bir iş adamıdır. Böylece bu üçlü, ayrılmaz bir grup oluştururlar, kahramanımız da İskenderiye sosyetesine girmiş olur. Bu vesileyle bu kişilerle ilişkide olan kahramanları da yakından tanıma fırsatımız olur. Zengin ve kadınlara karşı acmıasız Capodistria, mağrur ve etkileyici yazar Pursewarden, yaşlı ve biraz üşütük gizli servis görevlisi Scobie, bu grubun berberi herşeyden haberdar ayaklı gazete Mnemijan,kırılgan, mesafeli ama saf iyilikten oluşan ressam Clea; Justin'in sırdaşı ve kabala öğretmeni Baltazar ve daha sayamadığım bir sürü karakter.. Anlatıcımız, bu karakterlere rastladıkça aklına geldiği gibi anlatıyor onları, bu açıdan zaman zaman takip etmekte zorlanıyor insan romanı.


Justine, genç, tutkulu ve son derece etkileyici bir kadın, herşeyi, aşkı ve cinselliği içinden geldiği gibi yaşıyor. Durrell onu yazarken, ikinci eşi İskenderiyeli Eve'den etkilenmiş.

Roman adından anladığımız gibi Justine üzerine kurulu, şu an ikinci kitabı - Baltazar'ı okumaktayım, o da ismi Baltazar olmakla birlikte daha çok Justine üstüne gibi. Justine Nessim ile tanışana kadar yoksulluk içinde yaşamış, tutkulu bir karakter, mantıksız hareketler yapabiliyor, yaptığı hareketlerin sebepleri görünenden çok farklı olabiliyor, yazar da onu çok farklı anlatmış. Justine önce Arnavut bir yazar olan Arnauti ile evleniyor,yine farklı bir ilişkileri oluyor, daha sonra çocukları oluyor ve bu çocuk kayboluyor. Sonra ayrılıyorlar, Arnauti, Justine'i anlatan bir roman yazıyor. Justine çocuğunun kayboluşunun acısını bir türlü dindiremiyor, yıllar geçse de tek umudu onu bulmak. Sonra Nessim ile tanışıyor. Nessim ona ilk görüşte aşık oluyor ve onun için herşeyi yapmaya hazır. justine ise açık açık ona aşık olmadığını söylüyor, yine de Nessim onu evlenemey ikna ediyor.

Kahramanımız ile Justine arasında bir aşk başlıyor ama söz konusu Justine olunca hareketlerin sebepleri görünenden farklı olur demiştik. Açıkçası bana anlaşılması biraz zor bir kitap gibi geldi, karakterleri de özellikle Justine'i pek sevmedim, çok fazla merak da etmedim. Yine de internette kitapla ilgili yorumlara baktığınızda çok etkileyici bulunduğunu göreceksiniz. Sanıyorum seriyi bitirince daha doğru bir değerlendirme yapabilirim. Karar sizin:)

Resim 2:http://www.bevrijdingintercultureel.nl/eng/illsutraties/alexandrie.jpg
Resim 3:http://michaelhaag.blogspot.com/2011/11/to-alexandria-with-eve-durrell.html
Resim 5:http://www.artline.ro/Anouk-Aimee-14068-2-n.html
Related Posts Plugin for WordPress, Blogger...