Manzaradan Parçalar etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
Manzaradan Parçalar etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
8 Mart 2013 Cuma
Cevdet Bey ve Oğulları - Orhan Pamuk

Orhan Pamuk'un 22 yaşındayken başladığı, yazımı 4 yıl süren bu ilk romanı 1979 Milliyet Yayınları Roman Armağanı ve 1983 Orhan Kemal Roman Armağanı ödüllerine sahip. Pamuk, bu romanı Thomas Mann'ın Buddenbrooklar isimli romanından esinlenerek yazmış. Her iki romanda tüccar bir ailenin üç kuşağı anlatılıyor.
Cevdet Bey ve Oğulları üç kısımdan oluşuyor, ilk kısımda babasının kömür ticareti işini büyütüp Karaköy'de nalbur ve elektrik alet edevatı ticareti yapılan bir dükkan açan Cevdet Bey'in 1905 yılında Şükrü Paşa'nın kızı Nigan Hanım'la nişanlılığının öyküsü var, aynı zamanda bir müslüman olarak yabancların arasında ticaret yapmanın zorlukları, Cevdet Bey'in ağabeyi Nusret Bey ve onun oğlu Ziya ile olan ilişkisinden de bahsediliyor.
Bu bölümde sık sık padişahlık, devrim ve jön türkler konuları tartışılıyor. Bir tarafta kayıtsız şartsız padişaha itaat, diğer tarafta insanların aydınlanma ve özgürlük ihtiyaçları yer alıyor. Cevdet Bey ve Nuret Bey arasında da sık sık bu konularda tartışmalar oluyor. Nusret Bey aşağıdaki sözlere kardeşini eleştiriyor.
".... Niye ıslık çalıyor? Çünkü aptal! Bu çirkin ve iğrenç dünyada ancak aptallar mutlu olabilir... Aptallar... Ben akıllıyım, her şeyi biliyorum ve ölüyorum...
Aptal değilsin belki, ama hayatından memnunsun! Çünkü ruhsuzsun. Tabi insan gülünç elbiseleri, kapının önünde duran arabayı, bir paşa kızını ancak ruhsuz olursa ister..."

Eski Nişantaşı
İkinci kısım, 1936 yılında başlıyor, Cevdet Bey eşiyle birlikte Nişantaşı'nda yaptırdığı konağa taşınmış, artık yaşlanmış olduğu için işleri daha çok büyük oğlu Osman ve küçük oğlu Refik'e bırakmış, ilk oğlundan iki küçük torunu olmuş, küçük oğlunun eşi de hamile, küçük kızı da gelinlik çağa gelmiş. Bu bölüm daha çok zengin ve seçkin tüccar ailesinin Nişantaşı'ndaki yaşamını ve farklı kişilikler olan Refik ile arkadaşlarının hayatlarının anlamını arayışları üzerine. Refik'in üniversiteden arkadaşları dünyayı feth etme arzusundaki Ömer ve tanınmış bir şair olmayı kafasına takmış, mutsuz Muhittin'den de fazlasıyla bahsediliyor romanda.
Ağabey Nusret ve Ömer birbirlerine benziyorkar biraz, ikiside hırslı ve gündelik hayatın rehavetine kapılmayı aşağılıyorlar, ancak Nusret aydınlanmayı arayan devrimci biriyken Ömer'in sadece kişisel kazancı hedefleyen bir hırs.
Üç arkadaşın da birbiriyle benzeyen tarafları da var, Refik ile Muhittin'in yazma istekleri ve entellektüellikleri , Ömer ile Muhittin'in hırsları ve sıradanlığı küçümseyişleri, Refik ile Ömer'in üst tabakadan yaşam tarzları benziyor. Bunlar kendi aralarında hayatlarının anlamı, nasıl yaşanması gerektiği konularını tartışıyorlar.
Refik'in hayatını sorgulayışı, Rousseau'nun İtiraflarını okuduktan sonra başlıyor.
Bir ara hayatının anlamını arayan Refik, biraz kafasını toplamak ve kendine gelmek için Kemah'ta tünel açma işinin müteahhitliğini yapan Ömer'in yanına gidiyor, 7-8 ay burada kalıp köy kalkınması üzerine bir kitap yazmaya başlıyor. Refik'in de asıl amacı aydınlığı getirmek. İkinci bölümde de memleketin kalkınması, hükümet meseleleri karakterler arasında sık sık tartışılıyor.

Erzincan - Kemah Boğazı
Üçüncü bölüm 1970'lerde geçiyor, Nişantaşı'ndaki konağın yerine apartman yapılmış, Osman Bey ve onun çocuklarının aileleri, Nigan Hanım ve Refik'in oğlu Ahmet bu binanın katlarına yerleşmişler. 30 yaşındaki Ahmet ressam olmuş, bir yakınından duyduğu darbe söylentisini tartışıyor. Roman Nigan Hanım'ın vefat etmesiyle bitiyor.
Cevdet Bey ve Oğulları beğendiğim bir roman oldu. Orhan Pamuk'un bu kadar genç bir yaşta içinde hayatın anlamını veya nasıl yaşamalı sorularını tartıştığı, her devrin kendi tarihiyle ilgili sorunlara yer verdiği, hepsi birbirinden farklı karakterde bu kadar çok kahramanı ustalıkla yönettiği kitabından çok etkilendim. Benim eşsiz bulduğum içinde bir sürü gizem barındıran Orhan Pamuk kitaplarından olmadığını itiraf edeyim ama yukarıda dediğim gibi oldukça etkileyici. Bölümler karakterlerin gözünden yazılmış, örneğin Nigan Hanım'ın gözünden yazılmış bir bölümde bekleme odasında fotoğrafları olan beylerden "mösyöler" diye bahsedilmiş, bunun gibi o bölüm kimin gözünden yazılmışsa onun seçeceği kelimeler kullanılmış.
Hayatının büyük kısmını Nişantaşı'nda geçirmiş olan Pamuk, bu romanına kendi hayatından çok şey katmış, bana göre kitapta ona en yakın bulduğum karakter Refik, diğer taraftan Refik'in kendisini ressam olmaya adamış oğlu Ahmet de yazarla benzerlikler gösteriyor.
Orhan Pamuk, Manzaradan Parçalar kitabında, bu romanı yazaraken Cumhuriyet burjuvazisinin ortaya çıkacağı bir 19. yy. gerçekçi romanı yazmak istediğini söylemiş, şimdi hala Cevdet Bey ve Oğullarını yazarın en iyi romanı olarak gören okurlarının ve kendisine "niye artık öyle yazmıyorsunuz?" diye sorduklarından bahsetmiş. Manzaradan Parçalar kitabında yazarın, kitabın Almanca baskısına yazdığı önsöz de var, buradan Cevdet Bey ve Oğulları'ndaki Ahmet ve ablası Melek'in Masumiyet Müzesi'nde de boy göstermiş olduklarını öğrendim. Bir de Cevdet Bey ve Oğulları hakkında yazılmış "Orhan Pamuk'un Cevdet Bey ve Oğulları ile Thomas Mann'n Buddenbrooks Adlı Romanlarında Aile ve Toplum Eleştirisi" isminde ve "Orhan Pamuk'un Cevdet Bey ve Oğulları Romanında Anlam Arayışı" isminde iki de kitap mevcut.
Geçen yıla ait bir haberde ise romanın dizi olacağını okudum, merakla bekliyorum tabi gerçekse.
Cevdet Bey ve Oğulları romanını okumanızı tavsiye ederim. Ben şu an yazara bu kitabı yazması için ilham veren Buddenbrooklar'ı okuyorum, şimdiden bazı benzerlikleri yakaladım:) Keyifli okumalar:)
Not: Hikaye yazma yarışmamıza katılım olmadığından iptal olmuştur, belki başka bir bahara:)
Resim 2:http://wowturkey.com/t.php?p=/tr280/Gokhan_AsGul_Nisantasi_11.jpg
Resim 4:http://www.sehirler.net/resim-erzincan-resimleri-54-erzincan-kemah-bogazi-3252.htm
Etiketler:
Cevdet Bey ve Oğulları,
Manzaradan Parçalar,
Orhan Pamuk,
Rousseau
13 Şubat 2012 Pazartesi
Yeraltından Notlar - Dostoyevski
Kitap, Dostoyevski'nin okuduğum ilk kitabı, nedense klasikleri okumak için bu kadar beklediğime göre daha da bekleyebilirim diye düşünüyorum sanırım. Kitap Günlüğüm blogunda görüp tavsiyeler üzerine okumaya karar verdim. Kitap 141 sayfa ve bir kaç saate bitebilecek bir kitap. Kahraman (ya da "anti-kahraman) 40'lı yaşlarında, amcasından bir miktar miras kalması üzerine hastalığının da etkisiyle "yeraltında" inzivaya çekiliyor ve bize yaşamla ilgili görüşlerini anlatıyor. Kitap iki bölümden oluşuyor, ilk bölümde kahramanımız görüşlerini belli bir olaya bağlı olmadan serbestçe anlatırken ikinci bölümde 24 yaşından başlayarak kendisini etkilemiş bir kaç olay üzerinden gidiyor ve bu olaylardan yola çıkaraka da kişileri anlatıyor.
Orhan Pamuk, Manzaradan Parçalar isimli kitabındaki"Dostoyevski'nin Yer Altından Notlar'ı: Aşağılanmanın Zevkleri" başlıklı yazısında, Dostoyevski'nin bu romanının aslında kendisinden bir yıl önce yazılmış Çernişevski'nin "Ne Yapmalı" kitabındaki düşüncelere bir eleştiri olarak yazıldığını söyler. Bu aynı zamanda, Orhan Pamuk'a göre esas olarak, Avrupalı olmamanın kıskançlığını, öfkesini yansıtan bir kitaptır. Avrupalı şeylere karşı duyulan öfke herşeye yansır, batı biliminin savunduğu determinizim insan olmanın özgürlüğünü elinden almıştır kahramanın, insan olmanın en güzel tarafı insanın diğer nesnelerden farklı olarak ne yapacağının kestirilemez olmasıdır, işte kahramanımızı yer altına iten garipliğinin sebebi de bu hürriyeti yaşamak istemesidir sanıyorum.
Pamuk yazısında Dostoyevski'nin, aynı Shaekspear gibi, insanın kendi hakkındaki görüşlerini değiştiren zenginleştiren bir yazar olduğunu ve bu romanıyla keendi sesini bulduğunu söyler. Bu roman aynı zamanda Dostoyevski'nin o zamanki kişisel mutsuzluğu ve başarısızlığı ile de ilgilidir. "Dostoyevski o zamanlar mutlu ve başarılı bir yazar olsaydı bu kitap ortaya çıkmayabilirdi," diye düşünmek de hoşuma gidiyor doğrusu.
Pamuk yazısını şu paragrafla bitiriyor; "İlk yazıldığında yaratıcıları bile yaptıkları şeyin sonuçlarının tam farkına varamayabilirler. Ama bugün insan anlayışımızda kendi kokumuz, pisliğimiz, yenilgilerimiz ve acılarımızı sahiplenip sevebilmek ve aşağılanmanın zevklerinde bir mantık olduğunu kabul etmek varsa, bu görüşün başlangıcı Yeraltından Notlar'dadır. Modern edebiyatta pek çok yeniliğin, Dostoyevski'nin Avrupa Düşüncesine yatkınlığıyla ona duyduğu öfke, Avrupalı olmak ile Avrupa'ya karşı çıkmak arasında hissettiği kahredici gerginlikten çıkığını hatırlamak gene de rahatlatıcı."
Doğrusu kitabı bitirdiğimde ne düşünmem gerektiği çok net değildi, evet kitap etkileyiciydi, müthiş gözlemler içeriyordu ama sanırım "düşünceli bir okur" olamamıştım, Orhan Pamuk'un yazısı benim için çok açıklayıcı oldu. Zaten o da kitabı yıllar sonra ikinci kere okuduğunda tam olarak anlayabildiğini söylemiş. Yazısında hem Dostoyevski'nin hem de Rusya'nın o zamanki durumundan da kısaca bahsederek bunların kitap üzerindeki etkisini açıklamış. Bence Yeraltından Notları okuduysanız, Pamuk'un bu yazısını da mutlaka okumalısınız.
Keyifli okumalar:)
Etiketler:
Dostoyevski,
Manzaradan Parçalar,
Orhan Pamuk,
Yeraltından Notlar
29 Aralık 2010 Çarşamba
Manzaradan Parçalar

Orhan Pamuk'un "Manzaradan Parçalar" kitabını okumaktayım. Kitap bir kaç kısımdan oluşuyor; hayat (yazarın hayatıyla ilgili bazı ayrıntılar ve düşünceler),İstanbul (yazarın çok sevdiği bu şehirle ilgili bazı yazıları), kitaplar ve edebiyat (özellikle ilgimi çeken bu bölümde yazarı etkileyen diğer yazarlar ve önemli kitaplardan bahsedilmiş); diğer başlıklar olan "benim kitaplarım", "sanat" ve "siyaset ve diğer vatandaşlık dertleri" bölümlerini henüz okumadım. 280. sayfaya geldiğim bu kitapta okurken sıkıldığım bir paragraf bile olmadı. Gerek romanlarında gerekse bazı gençlik hatıralarını anlatan İstanbul- Hatıralar ve Şehir kitabında kendisinden ve hayatından bahsetmiş olsa da yazılarıyla ben de hep merak uyandırır hep esrarengiz kalmayı başarır Orhan Pamuk. Bu nedenle yine kendisiyle ilgili yazdığı bu kitabı çok beğenerek okumaktayım. Yazım tarzı da sohbet eder gibi zaten. (Burada bir şeyden daha bahsetmek istiyorum aslında; ben kendisini bu kadar iyi tanırken kendisiyle karşılaşsam hissedeceğim yakınlığı onun hissetmeyeceğini bilmek de doğrusu üzücü:) Kitaba dönersek, bir yazar olarak en çok hangi yazar ve kitaplardan ne şekilde etkilendiğini, bazı kitaplar hakkındaki görüşlerini okumak çok keyifli benim için. Kitabın özellikle muzip bir çocuk edasıyla yazılmış şu paragrafı çok hoşuma gitti;
"Gençliğimde 'memleketim yazarıdır' diye kitaplarını edindiğim, biriktirdiğim , hatta okuduğum orta yaşın üzerinde pek çok yazar , son yıllarda enerjilerinin bir kısmını, benim yazdığım kitapların ne kadar kötü olduğunu kanıtlamaya verdiler. Beni bu kadar önemsemelerine ilk başlarda sevinirdim. Şimdiyse kütüphanemi boşaltmak için depremden çok daha sevimli bir gerekçe bulduğum için memnunum. Böylece kütüphanemin Türk Edebiyatı raflarında, elli yaş ile yetmiş yaş arasında, doğuştan hayatı kaymış, yarı başarılı, yarı şaşkın, vasat, erkek ve kel yazarlarının kitapları hızla eksiliyor."
Bu kitapla ilgili tekrar yazacağımı sanıyorum.
Herkese mutlu yıllar, umarım 2011 hepimize şans getirir:)
Kaydol:
Kayıtlar (Atom)