7 Haziran 2011 Salı

Taaşşuk-u Talat ve Fitnat


Star gazetesinin verdiği kitaplardan biri de Taaşşuk-u Talat ve Fitnat, yazarı Şemsettin sami. Bu kitabın en önemli özelliği Osmanlıca harflerle yazılan ilk Türkçe roman olması. Yazılış tarihi 1872. Bu aynı zamanda yazraın da ilk eseri. Yazar ile ilgili ilginç bir bilgi de kendisinin Ali Sami Yen'in babası olması.
Bu arada wikipedia'da konu ile ilgili verilen bilgi şu;

"Talat ile Fitnat'ın aşkını anlatan roman, Türk edebiyat tarihine ilişkin birçok eserde "İlk Türkçe Roman" olarak değerlendirilir. Ancak bu doğru değildir. Bugüne dek ortaya çıkarılmış olan ilk Türkçe roman, Vartan Paşa (Hovsep Vartanyan) tarafından Türkçe olarak yazılıp Ermeni harfleriyle basılan Akabi Hikayesi'dir. 1851'de yayımlanan bu romanı 1991'de Andreas Tietze modern transkripsiyonla yayımlamıştır. (Eren Kitabevi, İstanbul.) 1851-1872 arasında da çok sayıda Ermenice harfli Türkçe roman yayımlandığı anlaşılmaktadır.

Şemseddin Sami'nin eserinin Türkçe yazıyla ilk Türkçe telif roman olup olmadığı yeterince aydınlatılmış bir konu değildir. Ancak popülerlik kazanan ilk Türkçe roman olduğu muhakkaktır."
(http://tr.wikipedia.org/wiki/%C5%9Eemsettin_Sami)

Konusuna bakacak olursak; Talat küçük yaşta babasını kaybetmiş 19 yaşında bir delikanlıdır. Annesi Saliha Hanım ve Ayşe Kalfa ile beraber mazbut bir hayat yaşarlar. Kitabın ilk bölümlerinde Saliha Hanım'ın merhum eşi Ri'fat bey ile nasıl tanışıp evlendiklerini okuruz. Sonra Talat bir gün tesadüfen pencere kafesi arkasından Fitnat'ı görür ve yıldırım aşkıyla ona tutulur. Bu aşk karşılıklıdır da. Fitnat'ı sorup soruşturan Talat, onun üvey babası Hacı Bey ile yaşadığını ama, babası çok tutucu olduğu için okulu bırakalı beri yani 7-8 yıldır hiç evden çıkmadığını, babasının kızı evlendirmeye de niyeti olmadığını öğrenir. Bunun üzerine kızla görüşmek için kız kılığına girip onunla arkadaş olmaktan başka çare bulamaz. Ragıbe ismiyle Fitnat'ın evine girip çıkmaya başlar. Bir gün Fitnat bu yakın arkadaşına derdini açar, babası zengin bir adam bulmuş kendisini onunla evlenmeye zorlamaktadır. Bunun üzerine Ragıbe sırrını Fitnat'a açar, ama ne çare? Ali Bey denen bu adamla nikah kıyılmıştır bile. İşte bu noktadan sonra olaylar gelişir...:)
Edebiyatımızın ilk romanı kendisinden sonra gelen nice roman ve Türk filmlerine ilham vermiş işte görüyoruz. Edebi önemi açısından okunmalı.
Resim: http://www.bakimliyiz.com/unlu-ressamlar-ve-resimleri/74634-osman-hamdi-bey-resimleri.html
Resmin İsmi: Sultanahmet Camii Girişinde Kadınlar
Osman Hamdi'nin diğer eserlerini de bu sayfada görebilirsiniz. Aşağı yukarı romanın yazıldığı yıllarda yapılmış bu resimler de. Son derece güzeller, değil mi?:)
Osman Hamdi'nin "Kaplumbağa Terbiyecisi" isimli tablosunu Pera Müzesi'nde görebilirsiniz bu arada:)

6 Haziran 2011 Pazartesi

Julie Garwood'dan Sır


Geçenlerde bu kitabı kapağına bakarak ve yazarın isim benzerliğinden dolayı Juidth Mcnaught kitabı sanarak almıştım (o sırada Judith Mcnaught ismi tam olarak aklımda değildi). Judith Mcnaught'un daha önce Sonsuza Kadar, Mutluluk, Aldığım Her Nefeste gibi kitaplarını okumuştum. Türü "historical romance" olarak geçen bu kitapların sonunu tahmin etmek hiç zor değil; yakışıklı, başından bir sürü ilişki geçmiş ama gerçek aşkı bir türlü bulamamış, yaşadığı bir olaydan ötürü haşin karakterli ama içinde çok sevencen biri olan güç sahibi (genellikle İrlandalı) erkek kahramanın yolu bir şekilde son derece nazik, güzel, zarif, iyi kalpli vb. kızla kesişir; ilk başta bunu anlayamasalar bile gerçek aşkı ilk defa birbirlerinde tadarlar ancak bu aşkı yaşamak öyle kolay değildir, bir mücadele verilmesi gerekir, bu mücadele verilir ve güç de olsa aşıklar bir araya gelir. İşte bu basit konu her seferinde son derece güzel ve etkileyici bir dille, gerçekçi karakterlerle anlatılır Mcnaught'un kitaplarında. Sır kitabına dönecek olursak; hikayede Judith karakteri güzel bir İngiliz kızıdır, küçükken tanıdığı İskoç arkadaşına bir söz vermiştir, arkadaşı doğum yapacağı zaman onun yanında olacaktır. Ve o gün gelir, İskoçlar ve İngilizler arasındaki düşmanlık sürdüğü müddetçe bu sözü tutmak zor olacaktır, ama Judith'i alıp kasabalarına götürmek üzere bir kaç adam ve beyleri gelir, bey Iain'dır ve görür görmez bu güzel İngiliz kızına aşık olur. Bu arada kitaba ismini veren sıra gelelim; Judith'in küçükken kendisine öldüğü söylenen babası aslında yaşıyordur ve o da Iain'inkiyle pek de iyi ilişkileri olmayan bir İskoç beyliğinin yöneticisidir. Olaylar gelişir Iain ve Judith bütün zorluklara rağmen evlenir, müthiş bir aşk yaşar, Judith'in babası ile de arası düzelir vs. Bu hikayede Mcnaught'unkilere kıyasla karakterler oldukça yüzeysel ve gerçekçilikten uzaktı, olay örgüsü de aynı şekilde. Iain'in beyliğindeki savaşçılar olsun, önceki beyler olsun adeta 7 cüceleri oynuyorlardı, kitapta hemen hemen hiç bir ciddiyet yoktu diyebilirim. Sözde herkesin çekindiği bey Iain ile Judith'in diyalogları son derece saçmaydı. Eğer historical romance türünde güzel bir kitap okumak isterseniz Judith Mcnaught'un "sonsuza kadar" ve "mutluluk" kitaplarını tavsiye ederim. Bu arada Sır kitabını Taksim metrosunun içindeki kitap paylaşım alanına bırakmıştım. Bu gün de Yeşil Kiraz 2'yi bıraktım:)
Resim: http://cf-ui.shelfari.com/club10983633344914350492544.jpg
All readers sitesinden kitabın linki;
http://www.allreaders.com/Topics/info_932.asp?BSID=0

1 Haziran 2011 Çarşamba

Lanetli Miras


Dün akşam Lanetli Miras isimli İspanyol filmini seyrettim. Film önce Valdemar konağına değer biçmek ve eşyaları katologlamak amacıyla gönderilen eksperin ortadan kaybolması üzerine bir yenisinin görevlendirilmesiyle başlıyor. Eksper kız konakta tek başına dolaşıp eşyaları incelerken kendisinden önce gönderilen arkadaşının cesedini buluyor, bu sırada garip bir yaratık da kendisini kovalamaya başlayınca evin bekçişi ve bir kişinin de yardımıyla kurtarılıyor, ama sonra aslında onların tutsağı olduğunu fark ediyor. Bu arada emlak şirketi kaybolan iki eksperinin başına gelenleri basından ve polisten uzak bir şekilde öğrenebilmek için bir dedktif tutuyor. Filmin asıl hikayesi de dedktif Valdemar Vakfının başkanından konağın hikayesini dinlerken ortaya çıkıyor. Bu kısımda H.P. Lovecraft'ın eserinden esinlenilmiş. Bu kısımda Aleister Crowley gibi zamanının meşhur okültistlerinden birinin ismine yer verilmiş mesela, veya isteklerinin gerçekleşmesi için Dunwich Ayini yaparak şeytani güçlerden yardım isteyen grubun içinde yine bir takım tanıdık isimlere rastlamak mümkün, bunlardan birisi de Drakula kitabının yazarı Bram Stoker.Açıkçası bunu hoş bulmadım çünkü beyefendiliği ile meşhur Bran Stoker'ın isminin bu şekilde kullanılması bence çok yakışıksız olmuş. Evin hikayesi de anlatıldıktan sonra film pat diye bitiyor. Hiç bir şey anlamadım bu filmden doğrusu. İkinci filmi de varmış, o zaman belki anlaşılır olabilir. Film İspanya'da herhalde ulsular arası dağıtımı olup da devlet desteği almayan ilk filmmiş. İzlemesiniz de olur...

Paul and Paula


Geçenlerde kendime 50 ve 60'ların hit şarkılarından bir şarkı listesi oluşturdum, uzun zamandır sürekli dinliyorum ama hiç sıkılmadım, şarkılar o kadar güzelki. Bir kısmına zaten aşinaydım ama bir kısmını da yeni keşfettim. Listeyi de şu siteden oluşturdum; http://www.geocities.com/~goldenoldies/jukebox5060.htm
Şu sıralar en beğendim şarkı Paul and Paula'dan "Hey Paula" , çok güzel bir şarkı. Resimde Paul ve Paula'yı görüyorsunuz. Hey Paula şarkısının sözleri de şöyle;

[Paul:]
Hey, hey Paula, I wanna marry you
Hey, hey Paula, no one else will ever do
I've waited so long for school to be through
Paula, I can't wait no more for you
My love, my love

[Paula:]
Hey Paul, I've been waiting for you
Hey, hey, hey Paul, I want to marry you too
If you love me true, if you love me still
Our love will always be real
My love, my love

[Both:]
True love means planning a life for two
Being together the whole day through
True love means waiting and hoping that soon
Wishes we've made will come true
My love, my love


Çok romantik..:)
Resim:http://www.rayhildebrand.com/images/paul-and-paula.jpg

30 Mayıs 2011 Pazartesi

Yeşil Kiraz 2- Gülten Dayıoğlu


Pazar günü Kadıköy'deki sahafları dolaşırken "ne alırsan 3 TL" sepetinde gördüm "Yeşil Kiraz 2"yi. Orta okulda okumuştum ilk kitabı ve çok beğenmiştim, orta okul, lise öğrencilerine hitap ettiğini bildiğim halde almadan edemedim, ilk kitap o kadar gerçekçi ve etkileyiciydi ki bunu da bir karıştırmak istemiştim. Kitapta olumsuz deneyimlerin bizi mücadele etmek ve hayata devam etmekten alıkoyamayacağı, bu olumsuz deneyimleri ancak onlarla yüzleşerek hayatımızdan çıkarabileceğimiz düşüncelerinin verilmesi güzeldi, eminim gençlere faydalı olacaktır. Ama bunun dışında ilk kitaptaki gerçekçilik burda yoktu, öyle olunca da kitap çekiciliğini kaybediyor, hele kitabın son çeyreğinde Kiraz'ın ajan olduğu bölüm kitabın geri kalanından oldukça kopuktu. Yine de gençler için ilginç ve faydalı olacaktır. Resimde kiraz çiçeklerini görüyoruz...
http://amazingdata.com/mediadata5/Image/cherry-blossom_amazingdata_20090715122337.jpg

24 Mayıs 2011 Salı

Son durum


Mina Urgan'ın İngiliz Edebiyat Tarihi serisinin ilk cildini bitirdim, gerçekten mükemmel, tadı damağınızda kalıyor. Açıkçası şu ana kadar Shakespeare'i veya o çağın diğer şair/oyun yazarlarını hiç okumamış olduğumdan ilgili bölümlerin beni sıkabileceğini düşünmüştüm, ama Mina Urgan Shakespeare'in bütün oyunlarının konularını tek tek anlatmış ve her birinin diğerlerinden üstün veya eksik yönlerini açıklamış, aynı şekilde diğer yazar veya şairlerin de en önemli eserleri için aynı şeyi yapmış, daha önce de bahsettiğim gibi kitabın dili mükemmel, sanki Mina Urgan karşımıza oturmuş da sohbet ediyoruz. Bu arada Stephen King'in Kubbenin Altında'sını okumaya devam ediyorum, 700'ü geçtim, biliyorsunuz kitap 1018 sayfa. Kitabın ilk bir kaç bölümü biraz sıkıcı gelmişti, Stephen King'in yazmayı sevdiği bol karakterli destansı romanlarından biri, sonra bu karakterlere alıştık ve konu ilgimizi çekti, kitapta gelişme bölümü devam ediyor ama açıkçası be benim favori Stephen King romanlarımdan değil, evet konu (çıkış noktası) doğaüstü ve gerilim daha çok insanların psikolojilerinden kaynaklanıyor, Mahşer romanına biraz benziyor ancak orada doğaüstü öğeler daha fazlaydı, burada insan ilişkileri kısmı daha önplanda. Malesef Stephen King artık benim sevdiğim türde yazmıyor, benim favori romanlarım Christie, Hayvan Mezarlığı, Hayatı Emen Karanlık... Bakalım daha bitirmeme çok var, belki fikrim değişir:)
Son olarak Star Gazetesi'nin Büyük Türk ve Şark Klasikleri setini aldım, güzel gerçekten, "Amak-ı Hayat", Şair Evlenmesi, İntibah, Sergüzeşt, Eylül gibi edebiyat derslerinden hatırladığımız önemli eserler var. Star gazetesi şu an benim de yakında okumayı düşündüğüm Yüreğimdeki Aşk Kıvılcımı isimli kitabı da içeren yeni bir best seller seti veriyor, hem de orijinal kitaplar, kitap kampanyalarını gerçekten beğenerek takip ediyorum ama açıkçası klasikleri vermeye devam etmelerini tercih ederim, biliyorsunuz eserlerin yayımlanışından itibaren 50 yıl sonra telif hakkı ortadan kalkıyor, bu nedenle klasiklerin veya eski eserlerin piyasada nispeten ucuza satılmasını beklersiniz ancak bir kaç yayınevi dışında böyle bir durum sözkonusu değil. Ama star gazetesi sayesinde kütüphanem zenginleşti..:)

10 Mayıs 2011 Salı

Okuma Listem


Yine kitapyurdu'ndan kitaplar aldım, beş yeni kitabım var, bunlar James Joyce'dan "Sanatçının Bir Genç Adam Olarak Portresi", Nicholas Sparks'tan "Düğün" (geçen sefer aldığım "Başka Bir Aşkın Hikayesi"ni daha sonra okuyacağım), André Maurois'den "İklimler", Haruki Murakami'den "Sahilde Kafka" ve Flaubert'ten "Duygusal Eğitim". Bu arada Stephen King'in "Kubbenin Altında"sını okuyorum, 1018 sayfa, ben şu an yarısındayım ve çok güzel...
Resim: http://ih0.redbubble.net/work.2207545.3.flat,550x550,075,f.antique-books.jpg
Related Posts Plugin for WordPress, Blogger...