25 Kasım 2018 Pazar
Kanadı Kırık Melek’in Kanadına Takılanlar
Rukiye Türeyen, üç aylıkken geçirdiği havale sonucu %99 engelli olmuş, kendisi 37 yaşında , Adapazarı’nda annesi ve kardeşleriyle birlikte
yaşıyor, babasını akciğer kanserinden kaybetmiş, annesi de iki beyin ameliyatı geçirmiş. Rukiye Hanım okuma yazmayı kendi çabasıyla öğrenmiş,
2014 yılında da bilgisayarda hikayeler yazmaya başlamış, sadece sol elinin işaret parmağını kullanabiliyormuş ve bu şekilde tam 2 yılda bu kitabı yazmış.
Kitabı Egemen Yayınları’ndan çıkmış, ilk baskısı Mart 2018’de çıkmış, ikinci baskı da mayıs ayında yapılmış. Rukiye
Hanım’ın en büyük arzusu annesine bir ev almak. Yayınevi de kitabın tüm gelirlerini Rukiye Hanım’a bırakıyor.
130 sayfalık kitap 4 hikaye, bir oyun, bir skeç, bir senaryo ve bir mektuptan oluşuyor, hikayelerde hepimizin bir gün engelli olabileceğimiz gerçeği üzerinde durulmuş.
Yazarın son derece doğal bir anlatımı var. Kitabın sonunda Rukiye Hanım çok sevdiği Mehmetçik’e çok güzel bir destek mektubu yazmış. En sonda da
Rukiye Hanım hakkında çıkan haberlere ve okurlardan gelenlere yer verilmiş.
Rukiye Hanım herkesi etkileyecek, ilham olacak biri, %99 engeline rağmen kendisine acıma gibi bir duygusu hiç yok, hayata dört elle sarılmış, kendisiyle barışık,
pozitif duygularla dolu, azimli bir insan. Onun böyle güçlü bir kişilikle daha çok şeyler başaracağına inanıyor ve başarılar diliyorum.
Kitabı kitapyurdu, d&r gibi satış kanallarından bulmak mümkün.
İnşallah Rukiye Hanım en kısa zamanda annesine istediği gibi bir ev alabilir. Keyifli okumalar.
21 Kasım 2018 Çarşamba
Sanatçının Yolu - Julia Cameron
Butik Yayınlar’dan 2009 yılında çıkan kitap dünyada 11 Mlyon baskı yaparak büyük bir başarı kazanmış. “Daha üstün yaratıcılık
içim spiritüel bir yol” ibaresi yer alıyor kapakta. Günseli Aksoy’un dilimize çevirdiği kitap 316 sayfa. Temelde yaratıcılık konusunda sıkıntı çeken
veya yaratıcılığını arttırmak isteyen sanatçıları hedefliyen kitap, 12 haftalık bir programdan oluşuyor ve aslında iki temel teknik üzerine kurulmuş;
“sabah sayfaları” ve “sanatçı buluşmaları”. Sabah sayfaları her sabah uyanır uyanmaz 5 sayfa yazmaktan ibaret, yazacağınız şey herhangi bir şey
olabilir hatta hep aynı cümleyi bile yazabilirsiniz, amaç bilinçaltınızı boşaltmak ve bu boşalma bir süre sonra sizdeki tıkanmayı meydana getiren şeylerin
de giderilmesini sağlayacak. Sanatçı buluşması ise haftada 1 günü kendinize ayırarak tek başınıza yaratıcılığınızı arttıracak
bir gezinti yapmanız demek oluyor. Bunun dışında içinizdeki çocuğu dinlemeniz, ona ulaşmanız ve onu şımartmanız, kitapta üzerinde durulan önemli noktalardan
biri. Ayrıca kitapta her sayfada ünlü birinin ilham verici bir sözü yer alıyor. Yazar ayrıca ünlü yönetmen Martin Scorsese’in eşi. Ben kitaptaki yöntemleri
uygualamadım açıkçası ama kesinlikle ilham verici ve cesaretlendirici bir kitap, konuyla ilgisi olanlara tavsiye ederim, keyifli okumalar dilerim.
12 Kasım 2018 Pazartesi
Kalp Ağrısı - Halide Edip Adıvar
Halide Edip'in orta okul yıllarında Vurun Kahpeye isimli romanını okumuştum, üniversite de Sinekli Bakkal'ı okumuş ama bitirememiştim. Doğrusu yazarın aşk romanı olduğunu da bilmiyordum, çok sevgili blogger arkadaşım Biblio şu yazısında bahsedince mutlaka okumak istedim... Çok da güzel bir romanmış gerçekten.
Ben Özgür Yayınevi'nden 2002 de çıkan baskısını okudum. 284 sayfalık roman 1924'de yazılmış. Devamı da Zeyno'nun Oğlu isimli kitaptaymış.
Kahramanımız Zeyno 25 yaşında, yaşıtı genç kızların aksine süse püse düşkün olmayan, romnatizme pek değer vermeyen onun yerine mantığa değer veren, güzel bir kızdır, onun kafa dengi olan, sevecen ama babacan doktor saffet ile nişanlıdır. Zeyno'nun yakın arkadaşı Azize ise süslü püslü romantik ve güzel, çok duygusaldır, kuzeni yakışıklı bir asker olan Hasan'ı beğenmekte ve onunla evlenmeyi düşlemektedir. Ancak bir akşam Zeyno ve Hasan'ın karşılaşması bu ilişkileri alt üst edecektir.
Kitaba bayıldım, mantıklı Zeyno ile tutkulu Hasan'ın aşkı, Ayestefanos (Yeşilköy) günleri, iki aşığın yüreklerine taş basıp ayrılığı sineye çekmeleri, kitabın sonunda adeta birer yabancı gibi tekrar karşılaşmaları, yazarın psikolojik tahlilleri çok güzeldi. Kesinlikle sıradan, yüzeysel bir aşk romanı değil, son derece derin bir roman. Mutlaka tavsiye ederim..:)
6 Kasım 2018 Salı
Drakula “ölümsüz”- Dacre Stoker, Ian Holt
Artemis Yayınları’ndan Temmuz 2010’da çıkan kitabımızın yazarı Dacre Stoker, orijinal kitabın yazarı Bram Stoker’in kardeşinin
torunu. Daha önce de Bram Stoker’in günlüklerini temel alan bir kitap yazmıştı. Stoker ailesi, Drakula romanı yayın hakları ve film hakları konusunda oldukça zarara
uğramışlar. Ve tabi ailecek bir küskünlük içindelermiş. Dacre ile tanışan Ian Holt, ona bu hakların aileye ait olması konusunda destek vermiş ve bunu pekiştirmek
için bir devam romanı yazmayı önermiş. Bunun üzerine titiz çalışmalar sonrasında, hatta Transilvanya’ya yapılan geziler ışığında, bu
romanı yazışlar. Bu yazım hikayesi, yazarlar hakkında bilgi, kitap üstüne düşünceleri ile ayrıntılı bilgiler kitabın sonuna ek olarak konulmuş.
Roman 516 sayfa, eklerle birlikte kitap 551 sayfa oluyor. İngilizce’den çevirisimi Selim Yeniçeri yapmış. Kapakta “orijinal kitabın devamı” yazıyor.
Alt başlıklar “Aşk sonsuzdu” ve altında “Ama herkesin gözden kaçırdığı bir şey vardı, Drakula Mina’yı ısırmıştı.”
yazıyor.
Romanımız orijinal olaylardan 25 yıl sonra geçiyor. Mina ve Jonathan’ın mutsuz bir hayatlları vardır, Jonathan Mina’yı Drakula ile yaşadıkları
nedeniyle affedememiştir, ayrıca Mina’nın hiç yaşlanmamış olması da onu bunu asla unutturmamaktadır. Oğulları Quincey üniversitede hukuk okumaktadır
ama asıl isteği aktör olmaktır. Bu arada Drakula’nın ölümünü sağlayan kahramanlar grubu da o acı günleri unutmak istercesine bağlarını koparmışlardır.
Ama şehirdeki cinayetler ve üstüne son olarak Jonathan’ın kazığa geçirilerek öldürülmesi hepsinin Drakula’nın döndüğünü düşünmesine
sebep olur... ve olaylar gelişir. Romanda Karındeşen Jack ve hatta Titanik bile var.
Herhalde 8 yıl önve falan okumuştum Drakula’yı ve çok sevmiştim. Bu romanda ise aksiyon çok fazlaydı. Böyle olunca o gizemli havayı bu romanda
pek yakalayamadım. Zaten devam romanı olunca işler daha zor tabi, hele ilk romanın yazarı Bram Stoker’sa. Kısacası okunuyor ama beni çok etkilemedi. Drakula hayranıysanız
buyurun:) Keyifli okumalar..:)
Etiketler:
Bram Stoker,
Dacre Stoker,
Drakula “ölümsüz,
Ian Holt
29 Ekim 2018 Pazartesi
Öbürküler - Mahir Ünsal Eriş
Gelelim Öbürkülere, roman, kasım 2017’de Karakarga Yayınları’ndan çıkan bir roman. Karakarga, genel yayın yönetmenliğini M. K. Perker’in yaptığı
Destek Yayınları’nın alt kuruluşu olan bir yayınevi. Bu kitabın da illüstrasyonlarını M.K. Perker yapmış zaten. Romanımız 139 sayfa ve iki bölümden
olıuşuyor. İlk bölüm “bu yarısı”, ikinci bölüm “öbür yarısı”. Ben romanı Hüseyin Rahmi Gürpınar’ın Gulyabani’sine
benzetmiştim ki, yazarın da ilk kısmı “Refik Halid Karay’ın kıymetli hatırasına” (ki ilk bölümde “memleketimden insan manzararları” tadında
bir anlatım var), ikinci bölümü de hissimi onaylarcasına (ki bu bölümde Gulyabani kısmı öne çıkıyor) “Hüseyin Rahmi Gürpınar’ın
kıymetki hatırasına” ithaf etmiş...
Romanımız Niğde’de Sümerbank’ta memur olan çalışan Fahrettin Bey’in, İstanbul’a tayinin çıkmasıyla ailecek zorlu bir
yolculuktan sonra şehre varışları ile başlıyor. Burada kendilerine Arnavutköy’de eşyalı bir ev tutulmuştur. Taşınırlar ancak bu evde hiç birinin
yüzü gülmez çünkü korkutucu olaylar daha ilk gece huzurlarını kaçırır...
Bu yazarla ilk tanışmam oldu. Yazarın güzel bir anlatımı var, olaylar 6-7 Eylül olayarının sonrasında gerçekleştiğinden 1955-56 yılları
olduğunu anlıyoruz. Yazar da o zamana uygun bir dil ve bolca da deyiş kullanıyor, yani anlatım dili oldukça zengin. İlk bölümü okurken bir korku hikayesi olduğunu sezdiğim
roman için biraz uzun ve açıkçası yer yer gereksiz bulmuştum ilk bölümü, ama ilk paragrafta da belirttiğim gibi, yazarın ithaflarını düşününce
bağımsız bir değerlendirme yapabildim, kısacası “güzel bir anlatım mı? evet”. Roman üç bölüm aslında, giriş, olayların görünen
yüzü ve sonunda da olayların iç yüzü. Yalnız haliyle son bölümde biraz tekrar oluyor, o kısım beni pek sarmadı. Yazarın diğer kitapları daha iddialı
olabailir diye düşünüyorum, keyifli okumalar :)
23 Ekim 2018 Salı
Kör Baykuş - Sadık Hidayet
Kitap zevkine güvendiğim sevgili arkadaşlarım Biblio ve Şule bloglarında yazınca haberim oldu bu kitaptan. İran Edebiyatının önemli isimlerinden olan,
aynı zamanda sıradışı yaşamı ve tabi maalesef intiharı ile dikkat çeken Sadık Hidayet’in bu romanını, bizim edebiyatımızın önemli ismi
Behçet Necatigil çevirince, beklenti de yüksek oluyor tabi.
Yapı Kredi Yayınları’ndan ilk baskısını 2001’de yapmış (Türkçe’deki ilk baskısı ise 1973 Varlık Yayınları), bugüne
kadar da 25 baskı yapmış. 2017’de ise resimli özel baskısı çıkmış. Bunu merak ettim doğrusu. Roman (uzun hikaye demek daha doğru olur belki) 79 sayfa, kitabın
sonunda yazarın yakın arkadaşlarından Bozorg Alevi’nin yazar ve romanı hakkında bir sonsözü yer alıyor. Kitabın başında da Behçet Necatigil’in
1978 Milliyet Sanat Dergisi’ne yazmış olduğu Sadık Hidayet üzerine bir yazı var.
Kitabın konusunu anlatmak pek de mümkün değil, rüya ve kabus arası bir olaylar silsilesi diyebilirim belki. Kahramanımız kalemliklerin üzerlerine resimler yapan
bir ressamdır. Sürekli olarak çizdiği resimde çayırda oturmuş yaşlı bir adamla, onun karşısında durmuş genç, güzel bir kadın vardır.
Bir gün kahramanımız mucizevi şekilde beliriveren bir mutfak penceresinden bu sahneyi gerçek olarak görür. O andan itibaren aşık olduğu kadın ona geldikten sonraysa
olaylar gelişir...
Kitabın son 10 sayfasını okuyamadım. Yazar gerçekten ürperici bir atmosfer ortaya çıkarmış, okuru gerçekten tedirgin ediyor. Kitabı okuyan
diğer arkadaşlarımın da belirttiği gibi karamsar bir ruh halindeyseniz kitabı okumanızı tavsiye etmem. Ama eşine kolay kolay rastlayabileceğiniz bir kitap değil. Son söz
kısmında yazarın arkadaşı Bozorg Alevi yazar ve Kör Baykuş romanı hakkında detaylı görüşlerini vermiş, bunlar da romanı bütünlüyor.
Özellikle yazarın Hayyam’ın eserindeki öğeleri kullanmış olması ilginç. Keyifli okumalar dilerim.
17 Ekim 2018 Çarşamba
Sebepsiz Mutluluk - Marci Shimoff
Merhaba, uzun bir yazıya hazır mısınız? Çayınızı kahvenizi alın, bu kitap beni o kadar etkiledi ki, yeni baskısı da olmadığından
sizin için kitabın önemli gördüğüm noktalarını aktarmak istedim:)
Geçenlerde size Ruth Baer’in Mutluluk Uygulamaları kitabından bahsetmiştim. İşte orada yazar bu kitaba da yer vermişti. Ben de tabi hemen almak
istedim Sebepsiz Mutluluk’u. Şu an satışı bulunmayan kitabı - ki bence sık sık yeni baskıları yapılması gereken bir kitap:)- Nadirkitap sitesinden buldum. Kuraldışı
Yayınları’ndan kasım 20008’de çıkan 329 sayfalık Sebepsiz Mutluluk, Işıl Aydın tarafından dilimize çevrilmiş. Bu arada kapak tasarımı da
çok hoşuma gitti, orta bölümdeki “siz mutlu” kısmı dikkatinizi çekti mi?:) Kapak tasarımı da Ebru Öner’e aitmiş.
Yazarımız Marci Shimoff motivasyon ve kişisel gelişim uzmanı, şirketlere danışmanlık yapmış meşhur bir konuşmacı, mutluluk
uzmanı ve aynı zamanda kendisi Tavuk Suyuna Çorba serilerinin kadın ayağını yürütmüş.
Kitabın alt başlığı “7 adımda içten gelen mutluluk.” Evet mutluluktan değil içten gelen mutluluktan bahsediyoruz burada. Yani
“gün batımında içeceğiniz bir fincan çay sizi mutlu edecektir” veya “mutlu olmak istiyorsanız günde en az 1 saat sanatsal bir faaliyetle ilgilenin” tarzı
şeyler yok bu kitapta. Çoğumuz hiçbir şey yapmadan oturduğumuzda hissettiğimiz şey genelde huzursuzluktur, çünkü zihnimizin bir kısmı geçmişin
verdiği sıkıntılarla veya geleceğe dair endişelerle doludur. Ama ne yaşıyor olursak olalım aslında içten gelen, doğal bir mutlulukla dolu olabiliriz. Evet şaşırtıcı
gerçekten ama bu mümkün!!
Bu kitabı okuyalı bir süre oldu ama onu hakkıyla anlatabilmek için uzunca bir zamana ihtiyacım var, ve o zamanı ancak şimdi bulabildim.
Kitap 3 bölümden oluşuyor. İlk bölüm “kalıcı mutluluk”, ikinci bölüm alt balıkta bahsedilen “7 adımda sebepsiz
mutluluğun” adımlarını anlatan “mutluluk evinizi inşa ederken” ve üçüncü bölüm de “sonsuza dek sebepsiz mutlu (hayat boyu sebepsiz mutluluk planı)”.Konuların
yanı sıra her bölümde yazarın bu kitabı yazmak için yürüttüğü araştırmaları sırasında görüştüğü sebepsiz
mutlu (yazar onlara ‘mutlu yüzler’ diyor) kişilerin ilham verici hikayeleri yer alıyor. Yazar bu kişileri özellikle çok zor şartlar altında yine de sebepsiz mutlu olanlar
arasından seçmiş.
Bana ilginç gelen bir bilgiyle başlamak istiyorum, her insanın sabit bir mutluluk noktası varmış, yani sizin mutluluk düzeyiniz mutluluk skalasının
herhangi bir noktasında olabilir, bunun yarısı genetikle yarısı da sizin yetişme tarzınız ve yaşam şeklinizle vs. belirleniyor. İşin ilginci şu, siz ne yaşarsanız
yaşayın, isterseniz milli piyangoodan büyük ikramiyeyi kazanın, en geç 1 sene sonra mutluluk düzeyiniz kendi sabit noktasına geri dönüyor. Bu da bize yaşadıklarımızın
mutluluğumuz üzerinde çok da büyük bir etkisi olmadığını gösteriyor, kim demiş hatıralmıyorum ama biri (:)) "yaşamımın %20’si (sayıdan
çok emin değilim ama:)) yaşadıklarımdan %80’i ise benim bunlara gösterdiğim tepkiden oluşuyor" demiş. (Başka bir yorum da şu ; Olay + Tepki =Sonuç )Ama güzel
olan şu ki biz güzel alışkanlıklar edinerek mutluluk için beynimizdeki sinirsel bağlantıları güçlendirerek sebepsiz mutlu olmayı başarabiliriz. Yani mutluluk
aslında bir alışkanlıktan ibaret.
Özellikle ilk bölümde yazar kendinden de örnek vererek çocukluğu ve gençliğinde mutsuz biriyken alışkanlıklarla sebepsiz mutluluğu
nasıl yakaladığını açıklamış.
Kitabın ana bölümü ise kendi mutluluk evimizi inşa etmek, yani 7 mutluluk alışkanlığı. Evimizin temeli, “mutluluğu sahiplenin.”
Bu bölümün başında Ralp Emerson’un müthiş sözü yer alıyor; “Bu hayattaki gölgelerin çoğu, kişinin kendi güneşinin önünde
durmasından oluşur.” Kısacası, mutluluğunuz sizin elinizde, erteleme yok, şartların uygun hale gelmesini beklemek yok; mutluluk, şimdi!! Ayrıca mutluluğumuz kendimize
bağlı olduğunu kabul etmek güven duygusunu ve mutluluğu da beraberinde getiriyor, biz asla kurban değişiz ve olamayız, herşeyi düzeltebiliriz. Yazar ayrıca konuyu (Secret
kitabını hatırlarsınız) çekim yasası ile de ilişkilendirmiş. Örneğin neye odaklanırsanız onu büyütür, hayatınıza onu çekersiniz.
Saf bir kaple niyet edin ve bırakın. Evren sizin arkanızda, seviliyor ve korunuyorsunuz. Mutluluk hırsızları ise yakınma, suçlama ve utanma. Size daralma hissi veren şeyler sizi
mutsuz eden şeylerdir, bunlardan uzaklaşın. Ayrıca içindeki dersi anlayamadığınız olumsuz olaylar, siz o dersi anlayana kadar -başka kılıklarda da olsa- yinelenecektir.
Evimizin dört temel direği ise, zihin, beden, ruh ve kalptir. İlk direğimiz zihin, zihin son derece güçlü bir araç, ama unutmamalıyız
ki düşündüğümüz herşey doğru değil, özellikle olumsuz düşüncelerimiz olduğunda bunu hatırlamalıyız. Huzursuzluğumuzun, korku ve
endişlerimizin temelinde amigdalamız var, eski çağlarda hayatta kalabilmek için herşeyi tehdit olarak algılamaya ihtiyacımız vardı belki ama artık buna gerek yok.
DNA’mız bile olumlu ve olumsuz duygularımızdan etkileniyor!!
Mutlu insanların zihinsel davranışları;
1. olumsuz düşüncelere karşı şüphecidirler (bu düşünceleri sorgularlar). Gelen bedensel ikazları sorgularlar ve gerektiğinde onları
aşarlar.
2. olumsuz düşüncelerle savaşmazlar (düşünceler gelir ve gider). Bunların genellikle olumsuzluk eğilimlerinin bir yan ürünü olduğunu
ve zihnin ötesine geçip bunlardan kurtulabileceklerini bilirler.
3. Olumlu düşüncelerinin kaydını daha derinlere işler ve olumlu deneyimlerinin tadını doya doya çıkarırlar.
Ayrıca kitapta Byron Katie’nin Olanı Sevmek kitabında yer alan yöntemden de bahsedilmiş.
Ve tabi özsaygı, (mutluluk uygulamarında da yer alan) özşevkatin öneminde değinmiş yazar.
İkinci temel direk kalp; bırakın sevgi sizi yönlendirsin. Kalp için mutluluk alışkanlıkları minettarlığa odaklanmak, bağışlamayı
öğrenmek ve etrafa sevgi yaymak. Bu bölümde ayrıca affetmenin iyileştirici gücünden bahsediliyor. (“Beden Asla Yalan Söylemez” kitabından bahsetmiştim size,
orada affetmenin -istismar eden anne ve babadan bahsediliyordu- iyileştirici olmadığından bahsediliyordu, ancak kanımca orada affetmesi beklenen içimizdeki çocuktur ve bir çocuktan
böyle bir davranış bekleyemezsiniz, birini affedebilmeniz için pişmanlığı görmeniz veya bu kişinin davranışının karşılığını
bulduğunu görmeniz gerekir, aksi durumda bu samimiyetle yapılan bir affetme olmaz, yine de öfke, içerleme ve kin duyguları kişi için büyük bir yüktür, bir şekilde
bu duygular deşarj edilmelidir.)
Üçüncü temel direk beden dir. Burada özellikle bedenin bilgeliğinden bahsediliyor. Beden mükemmel bir makine aslında, tüm yaşadıklarımızı
kaydediyor, bize yaşadıklarımızla ilgili çeşitli mesajlar gönderiyor ve en ilginci eğer ona gerçekten kulak verirseniz size kendiniz için iyi olanı seçmeniz
için yol gösteriyor. Ve tabi ki mutluluk için bedeninize iyi bakmalı, iyi uyumalı, iyi beslenmeli, yeterince su içmeli egzersiz yapmalı ve stresten uzak durmalısınız.
Dördüncü temel direk; ruh. Girişinde Albert Einstein’in şu sözü var, “yaşamanın iki yolu vardır; hiçbir şeyi mucize
değilmiş gibi yaşamak ve her şeyi mucizeymiş gibi yaşamak.”
Yazar, ruh ile temasa geçmek bizden daha büyük bir enerjiyle temasta hissetmektir, bu teması ne kadar derinden tecrübe edersek, hayatımız o kadar zengin
ve şen olur, diyor. Bizden daha yüce bir gücün varlığına inanmak, büyük bir huzur ve güven kaynağı. Bu güçle bağlantıda hissetmek mutluluğun
temel taşlarından biri. Yazar bunun için dua ve meditasyonu öneriyor. Ayrıca sürekli telaş içinde koşturup durmak bağlantıda hissetmemizin önünde bir engel.
Zaman zaman durup ruh ile bağlantıya geçebilmek önemli. İçsel sesinize kulak verebilmek de bu noktada önemli, iç sesinize çelişkide olduğunuz konuları da
danışabilirsiniz, yazmak, bir kitaba başvurmak (sorunuza odaklanıp herhangi bir kitaptan bir sayfa açın) ve işaretleri aramak bu yöntemlerden bazıları.
Mutluluk evimizin çatısı ise amaç doğrultusunda bir yaşam sürmek. William Barclay “bir insanın hayatında iki büyük gün
vardır; doğduğu gün ve neden doğduğunu keşfettiği gün,” demiş. Bu bölümde hayatımızın amacı, meslek vs. üzerinde durulmuş. Yapmayı
sevdiğiniz ve sizi mutlu eden şey büyük olasılıkla sizin hayatınızın amacıdır. İlhama göre davranmak da bu bölümde yer alıyor. Amacınızı
bulmak için ilhamı takip edin. Bunun için bir alıştırma verilmiş, sabahları yataktan kalkmadan önce derin bir kaç nefes alıp kendinize şu soruları sorun;
“Ruh bana ne yaptıracak? Ruh beni nereye götürecek? Ruh bana ne söyleyecek, bunu kime söyletecek?”
“Önemli olan çok düşünmek değil, çok sevmektir; o halde en fazla sevgi hissettiğiniz şeyi yapın.” Azize Theresa
Bu bölümde, bütüne katkıda bulunmanın da öneminden bahsedilmiş. Bununla ilgili Albert Schweitzer, “Nasıl bir kaderiniz olduğunu bilemem;
bildiğim tek şey, aranızda gerçekten mutlu olacakların, insanlara hizmet etmenin bir yolunu arayıp bulmuş olanlar olduğudur,” demiş. Ben de buna yürekten katılıyorum,
biz bir bütünün parçasıyız. Yapılan araştırmalar hedefleri güç ve zenginlik olan kişilerin boş ve mutsuz olduğunu göstermiş, kendisinden daha
büyük birşeye katkıda bulunmayı amaç edinmiş kişilerinse en mutlu olduğu görülmüş. Bunun içinse Rahibe Theresa olmak gerekmiyor, sizin için önemli
olan şeyi keşfedin ve her günkü sıradan eylemleriz birden insanlara ve dünyaya hizmet edebilir. Fark yaratma arzunuz büyük veya küçük eylemlerde ortaya çıkacaktır.
Örneğin çevreye duyarlılığınız varsa plastik torba yerine bez alışveriş çantası kullanmanız bir şeydir...
(Evet Sam Claflin..:)))
Son adım evimizin bahçesi, yedinci adımımız, besleyici ilişkiler kurmak. Zaten son derece açık ama sizi mutlu eden ilişkilerin peşinden
gidin, sizi mutsuz edenleri ise hayatınızdan çıkarın veya sınırlayın.
Son bölümüzde, hayat boyu sebepsiz mutlulukta, adımların özeti yer alıyor ve bunların sürekliliğini sağlayabilmek için kendinize
bu alışkanlıkları birlikte yürütebileceğiniz, takip edeceğiniz bir grup kurmak gibi öneriler yer alıyor.
Sonuç; ben bu kitaba bayıldım, benim için tam bir başucu kitabı. Belki çoğunu biliyoruz ama unutuyoruz veya uygulamıyoruz. Kitapta dikkatimi
çeken noktaları da defterime aktardım. Ayrıca son zamanlarda üst üste mutlulukla ilişkili kitaplar okumam, mutluluğa ve mutluluk alışkanlıklarına odaklanan sebepsiz
mutluluğu deneyimlememi sağladı !! Eskiden çoğunlukla birşey yapmadan oturduğumda endişe ve gerginlik hissederdim, şimdi şartlarımda hiç bir değişiklik
olmamasına rağmen sebepsiz bir huzur ve mutluluk hissettiğimi söyleyebilirim. Kitabı okumanızı öneririm, ama okuyamasanız bile bu yazımda sizin için önemli
yerleri aktarmaya çalıştım. Umarım sıkılmadan okumuşsunuzdur... Yeni yazılarda görüşmek dileğiyle..:)
Kaydol:
Kayıtlar (Atom)


















