15 Ocak 2017 Pazar

Ağ - Iris Murdoch

Bu okuduğum beşinci Iris Murdoch kitabı. Murdoch 1919-1999 yılları arasında yaşamış İrlanda asıllı felsefeci ve romancıdır. Vikipedia'nın verdiği bilgiye göre 26 roman, 5 oyun, 5 felsefe kitabı ve bir de toplu şiir kitabı çıkarmıştır. Ağ, yazarın 1954 yılında yayınlanan ilk romanıdır ancak bazı eleştirmenlere göre de en iyi kitabıdır. Hatta, John Bayley'in Iris'e Ağıt isimli kitabında okuduğuma göre Murdoch ömrünün son yıllarında yanlış hatırlamıyorsam bir prensin düzenlediği her yazarın en iyi kitabını hediye ettiği bir etkinlikte "Ağ" kitabını hediye etmiş (nette bu konuda bilgi bulamadım gerçi). Bir felsefeci olan Murdoch, bu kitabında da varoluşçu felsefenin izleri görülüyor.

Benim okuduğum kitap Ayrıntı Yayınları'ndan çıkan 2012 yılı baskısı, ilk baskı 1993'te olmuş. Çevirisini Nihal Yeğinobalı'nın yaptığı kitabımız 288 sayfa. Konumuza bakacak olursak; Jake Donaghue orta yaşlarını sürmekte olan, hayatı önüne geldiği gibi yaşayan, çeviriler yaparak para kazanan bir adamdır, muhtemelen kira vermemek için gönül ilişkisi yaşadığı Magdelene onun kendisiyle ciddi niyetli bir ilişki sürmediğini anlayınca Jake kendini kapı önünde bulur, ne yapacağını şaşırıp yakın dostu (ve yardımcısı) Finn ile duruma çareler aramaya başlar. Yapılacak en akla yakın iş eski sevgilisi Anne'i bulmak ve şansını onunla denemektir. Anne'i biraz macera yaşadıktan sonra bulur ama köprünün altından çok sular akmıştır. Ancak Jake bu arada son çevirisini Madge'in evinde unuttuğunu fark eder. Sonra Jake'in çevirisiyle ilgili başka bir gerçek ortaya çıkar ve işler de çığırından çıkar ve Anne'in kız kardeşi Sadie, Madge'in yeni sevgilisi film yapımcısı Sammy, Jake'in yıllar önce dostluk yaptığı ve sonradan kazık attığı Hugo da hikayeye dahil olur.

Roman gerçekten çok ilginç, kitabı sevdim, bazı kısımları özellikle hoşuma gitti, mesela Anne ile tiyatrodaki karşılaşması,Paris sokaklarında dolaşması, Madge ile konuştuğu bölüm, sonra Anne'i takip ettiğini sandığı kısım, hastanede çalıştığı, Hugo ile konuştuğu bölümler çok hoşuma gitti, çoğu yer müthiş bir sanatçılıkla yazılmış. Yalnız okurken beni pek sarmayan yerler de oldu, yazar bazı aksiyon sahnelerini bence gereksiz detaylarla yazmış, mesela - spoiler- köpeğin kaçırıldığı sahne adeta mühendislere yaraşır detaylarla dolu, veya Jake'in yattığı sedyemsi yatağı sanki okura çizdirmek ister gibi anlatmış, evet okur her şeyi en ince detayına kadar kafasında canlandırabiliyor ama bu gerçekten gerekli mi? Bu kısımlar o şiirsel tattan eksiltmiş biraz. Yine de harika bir roman, mutlaka tavsiye ederim ve keyifli okumalar dilerim:)

8 Ocak 2017 Pazar

Golden Time

2013 yılında J.C. Staff stüdyosu tarafından yapılan Golden Time 24 bölümden oluşuyor. Bu arada J.C. Staff stüdyosu Toradora!, Kaichu wa maid- sama ve özellikle de Shokugeki no souma gibi başarılı animeleri üreten bir stüdyo.

Konumuz şöyle; Tada Banri hukuk okumak için Tokyo’ya gelmiştir , burada kimseyi tanımıyordur, ama ilk gün Mitsuo ile tanışır ve hemen arkadaş olurlar. Tanışalı daha bir saat bile olmadan Mitsuo’nun ona takıntılı bir şekilde aşık olan çocukluk arkadaşı Kaga Koko gelir ve Mituo’ya çiçekle saldırır. Mitsuo’nun korktuğu olmuştur, Koko da sırf Mitsuo ile beraber olabilmek için aynı bölümü tercih etmiştir. Mitsuo bu çok güzel ve bakımlı kızdan kaçarken mecburen Banri’den yardım ister, iki arada bir derede kalan Banri okulda kimseyi tanımayan Koko’nun tek arkadaşı olmuştur, bu yakınlık Banri’nin Koko’ya aşık olmasını sağlar. Koko da kısa süre sonra bu aşka karşılık verir. İkili çok mutludur. Bu arada onlardan bir üst sınıftaki Linda’nın davetiyle festival kulübüne katılırlar. Ancak Banri’nin bir sorunu ortaya çıkar, lise son sınıfta köprüden düşen Banri hafızasını kaybetmiştir ve geçmişini hatırlamamaktadır. Ama bir gün geçmişi hatırlamaya başlar ve her şey karışır.

Romantik, okul, dram türündeki bu anime fazla sıkmadan, olayların suyunu çıkarmadan ilerliyor. İmdb puanının da 7,7 olduğunu ekleyeyim. Doğrusu benim animelerde en hoşuma giden şeyler Japonların günlük hayatına dair verilen ayrıntılar ve sıcak, gerçek arkadaşlık ilişkileri. Bu anime daha çok Banri ve Koko’nun yaşadıklarına, özellikle de Banri’nin rahatsızlığına odaklıydı, ama dediğim gibi konu çok ilginç olmasa da sıkıcı değildi, bu yüzden ortanın üstü puan veriyorum  Müzikler, jenerikler, çizimler güzeldi. Ayrıca kahramanlardan biri de 2006 yılında yayınlanan ve studio Madhouse’ın elinden çıkma efsanevi anime “Nana”’nın müzisyen Nana’sıydı. Fraklı bir stüdyonun karakterini kullanmaları ilginç gerçekten.

3 Ocak 2017 Salı

Algı Kapıları - Aldous Huxley

Aldous Huxley, 1894 İngiltere doğumlu, Cesur Yeni Dünya kitabının yazarı, 1963'te hayatını kaybetmiş. 1932'de yazılmış olan Cesur Yeni Dünya kitabını ben çok beğenmiştim, orada da yanlış hatırlamıyorsam kahraman veya kitabın bazı kahramanları meskalin kullanıyordu,. Algı Kapıları bir deneme kitabı, 1954'te yazılmış. Yazar bir deney için gönüllü olarak meskalin kullanıyor. Meskalin lsd benzeri bir uyuşturucu madde, etkisi 8 ila 10 saat arası sürüyormuş. Yazarın anlattığına bakılırsa algıları açan bir deneyim bu, üstelik sözde bağımlılık yapmadığı gibi beyne de olumsuz bir etkisi yokmuş, tabi bunlar yazarın iddiaları ve kitabın 1954'te yazıldığını düşünürsek bu olumsuz etkileri yeterince tespit edebilecek teknoloji o zaman için olmayabilir. Her neyse, yazar meskalini kullandıktan sonra etrafındaki nesneleri çok daha parlak ve canlı görmeye başlıyor, sanki her nesne büyük bir sır içeriyor ve yazar da bu sırlara birden bire vakıf olmuş gibi bir hisse kapılıyor, ama bu son derece uçucu bir his ve bunu dile getirmeye çalıştığında bu his de uçup gidiyor sanki. Yazar bunu en çok zen ile özdeşleştiriyor, zen terimleriyle hislerini ifadeye çalışıyor ve "kendiliğindenlik", "öylesilik" terimlerini kullanıyor. Kısacası, meskalin etkisindeyken her şey "kendisi", yani "bir sandalye sandalye ve sandalye, sandalye olarak müthiş bir boşluğu dolduruyor ve bir sandalye evrenin sırrını barındırıyor," gibi.

Algı Kapıları 67 sayfa, onun devamında yazarın Algı Kapıları'nın devamı olarak yazdığı Cennet ve Cehennem var, onu da 1956'da yazmış. Burada da cennet ve cehennemin bizim algılarımıza dayandığını anlatıyor. Yazar özellikle sanat eserleri ve daha çok resim sanatı üzerinde durmuş. Meskalin etkisindeyken nasıl etrafta parlak renkler gördüğünü, aslında insanların göz zevkine daha çok parlak renklerin uygun olduğunu, sanatın bu bilgi ışığı altında nasıl şekillendiğini üzerinde çokça duruyor. Sonda da ekler kısmı var, metinde geçen bazı noktalarla ilgili uzun notlar diyebiliriz bunlara.

Ben bu kitabı fazla araştırmadan almıştım, kitabın ismi insanda okuduktan sonra algı kapıları açılacakmış izlenimi veriyor, ama değil. Kitapta ilginç noktalar var, özellikle ressamların eserlerini yorumladığı kısımlar ilgimi çekti ama bana farklı bir bakış açısı kazandırmadı, bu nedenle kitap bana çok hitap etmedi diyebilirim. Ayrıca yazar uyuşturucu madde reklamı yaptığı için de çokça eleştirilmiş. Bana ilginç gelen bir bilgi de, Aldous Huxley ayrıca George Orwell ile yakın arkadaş olması. Keyifli okumalar dilerim.

30 Aralık 2016 Cuma

Kozalak Adam

Eveet, kış çoktaan geldi, kozalaklar sardı dört bir yanımızı. Öyle hoş bir şekilleri var ki onları kullanabilecek bir çok şey bulmak mümkün, özellikle kapı süslerinde bol bol kullanılıyor. Pinterest'te aşağıdaki işlere rastladığım günden beri aklımda benzerlerini yapmak var. Gördüğünüz gibi kendimce bir şeyler yaptım ben de. Ufaklığın başı için uygun bir şey bulamayınca (aklıma pinpon topu geldi ama hem büyük olacaktı hem de sabitlemem zor olacaktı), ben de bu küçük yılbaşı süsünü fimo ile kaplayıp pişirdim, ucundaki halka da sabitlememi kolaylaştırdı, bolca silikonla adeta adamımıza bir boyun yapıp sabitledim. Sonra keçeden başlık diktim, onu da atkısını da yapıştırdım, kurumuş biberiye dalından da kollarını yapıştırdım. Son derece zevkli bir iş yapması, şimdi elimdeki diğer kozalağı da yapmak istiyorum, iki kardeş olsunlar:) Aşağıda Pinterest'ten bulduğum işler de çok sevimli ama, telden bacak da yapılabilir aslında ama o tellerin üzerinde kozalağımızın ayakta nasıl duracağını çözemedim, yoksa onu böyle şirin botlar da dikmek isterdim:) UYuyan kozalaklar da çok şirin gerçekten. Yalnız bence tüylü keçelerden yapmak daha iyi olur, daha şirin oluyor:)) Bir de ben atkıyı çok kalın kesmişim, kozalağı bayağı bir kapatmış, neyse bir dahakine buna dikkat ederim artık.

Pinterest'ten bulduğum ilham verici Kozalaklı işler:))

Kozalakları çok sevdim, gerçi şehirde kozalak bulmak pek kolay olmuyor ama işte buldukça toplamak lazım, topladıkça da değerlendirmek lazım. Aslında hiç bir şey yapmadan bile oldukları gibi kozalakları salonunuza koyabilirsiniz.

Size sarılıp öpecekmiş gibi duran Kozalak Adam'ın size bir mesajı var; "Size sağlık, mutluluk, huzur ve sevgi dolu, muhteşem bir 2017 dilerim. Sizi çok seviyoruum. :))

24 Aralık 2016 Cumartesi

Büyülenmiş Adam - Sommerset Maugham

Yazarın daha önce Renkli Peçe romanını okumuştum. O roman o kadar hoşuma gitmişti ki yazarın başka kitaplarını da okumak aklımdaydı. 'Ay ve Altı Para' veya diğer adıyla 'Büyülenmiş Adam' yazarın çok bilinen bir başka romanı. Yazar bunu 1919 yılında yazmış. Benim okuduğum versiyonu Akay Kitapevi'nden 1944'de çıkan baskısı. İncecik karton kapağı olan bu kitap şu an parça parça:)

Renkli Peçe yazımda kısaca yazar hakkında vermiş olduğum bilgiyi buraya da almak isterim;
"Somerset Maugham 1874-1965 yılları arasında yaşamış, oldukça üretken bir İngiliz yazarıdır. Çağdaşlarının aksine süslü değil sade bir yazım tarzını benimsemiş olduğundan belki de çok okunan bir yazardır. Daha çok insanların hikayelerinden etkilenmiş ve eserlerinde de farklı hayat hikayelerine yer vermiştir, eserleri pek çok kez sinemaya uyarlanmıştır. Renkli Peçe de kendisinin bilinen ve sevilen bir eseridir."

Büyülenmiş Adam'ın başında çevirmeni İhsan Cemal Karaburçak'ın (kitabı Bedii Karaburçak ile birlikte çevirmiş) çok güzel bir önsözü bulunuyor, kitabın anlaşılmasına katkıda bulunan bir yazı. Kitap başka bir isim altında ünlü Fransız ressam Gauguin'in hayatını anlatıyor, tabi gerçek nerede bitiyor kurgu nerede başlıyor, ressamın gerçek biyografisini okumadığım için bilemiyorum. Yazar Strickland isminde İngiliz bir adamın iki çocuğunu, güzel karısını, mesleğini, sosyal statüsünü bir kenara atarak herkese boş bir hayal olarak görünen ressam olma sevdasının peşine düşüşünü anlatıyor, yazarın romana verdiği orijinal "ay ve altı para" da bunu anlatıyor aslında, bir tarafta aya benzetilen ulaşılmaz hayaller diğer tarafta süfliliği vurgulayan altı para. Anlatıcımız ise onun hayatını kaleme almak isteyen bir yazar. Strickland önce beş parasız Fransa'ya gidiyor. Bu arada yazar çoğunlukla yan karakterler üzerinde de durarak onların hayatlarını da anlatmış. Örneğin Madam Strickland, başlarda yazar ve Madam Strickland'ın aşk yaşayacağını düşünmüştüm mesela, veya ressam Stroeve... Strickland bir çok insanın hayatını darmadağın ediyor, çok tuhaf karakterli bir adam. Üstelik onun tüm sanat aşkına rağmen kimse onun resimlerine değer vermiyor, hatta çirkin buluyor. Ama o yılmıyor, sanat aşkıyla bu sefer Tahiti'ye , orada yaşadıkları da çok ilginç. Ama sonuçta sanatı, sağlığında hiç takdir görmüyor, öldüğünden sonra anlaşılıyor kıymeti, ve çok zor koşullarda yaşıyor.

Kitabı beğendim diyebilirim, açıkçası beni çok etkilemedi, nedense kitabı net bulmadım, kabaca gerçek bir sanat aşığı olan adamın yaşadığı zorlu hayat ve başkalarına bu uğurda yaşattıkları gibi, diyebilirim. Ama yan karakterlerden ziyade sanatçının yaşadığı ilginç şeylere odaklanmayı tercih ederdim. Her ne kadar bu kişiler romandaki yazarın Strickland'ın hayatını yazacağı kitap için ressamla ilgili hatıralarını anlatıyor da olsalar bana romanın derinliğini azalttıkları izlenimi verdi, Strickland'a yakınlaşamadım yani. Yine de ilginç bir kitaptı. Keyifli okumalar dilerim.

18 Aralık 2016 Pazar

Merih’te Panik – Robert Heinlein

Robert Heinlein ünlü Amerikan bilim kurgu yazarı, hatta bilim kurgunun öncülerinden, bir klasik. Ben kitabın Merih’te Panik ‘in Atak Yayınevi’nden çıkan baskısını okudum, yayın yılı…. Eser daha önce Yeni Dünyalar yayınevi’nden Merihten Saldıranlar adıyla çıkmış. Kitabın adı her ne kadar Merih’te Panik olsa da aslında Merih’te panik falan yok, neden böyle bir isim tercih etmişler anlamadım, zaten kitabın orijinal ismi The Puppet Master.

Kitabımız 192 sayfa. Konusu şöyle, 2017 yılındayız, ajan Sam özel olayları araştırmakla görevlidir. Teşkilat şefi son olarak onu insanların sırtına yerleşen uzaylı parazitlerle mücadele etmekle görevlendirmiştir, bu davada ona Mari isimli son derece güzel ve becerikli kadın ajan eşlik edecektir. Ancak konuyu araştırmak da çözmeye çalışmak da son derece zordur, çünkü iri bir sıçan boyutundaki parazitler kurbanların sırtına yerleşmektedir, ve giysilerin altından bunun görülmesi çok zordur. Üstelik bu parazitler kurbanların beyinlerindeki bütün bilgilere erişip onları istedikleri gibi idare edebilmektedirler. Sam ve Mari dünyayı bu parazitlerden kurtarmak için ellerinden geleni yaparken aşka düşmekten de kurtulamazlar…

Hemen her yerde rastlayabileceğiniz türden Mayk Hammer soslu bu bilimkurgunun sanırım özelliği türünün ilk örneklerinden bir klasik olması, bu açıdan denenebilir. Keyifli okumalar dilerim.

Resim:http://www.x-bilinmeyen.net/mynet_resimlerim/merihte_panik.k.jpg

13 Aralık 2016 Salı

Alsancak Börekçisi – Sadık Yemni

Sadık Yemni anlatımını sevdiğim bir yazar. Açıkçası Alsancak Börekçisi’ni alırken konusunu çok bilmiyordum, hem ismi hem de kapağı çok hoşuma gitmişti. Kapakta görüldüğü gibi yağlı boya bir resim kullanılmış, kapak tasarımını yapanın ismi var ama kapaktaki resmin kime ait olduğu yazmıyor. Kitabımız, Alsancak Börekçisi, Nar Kitap’tan Ekim 2013’te çıkmış, 151 sayfa. “Özgürlükler şehri Amsterdam’da Euro Türkiyelilerin Hikayesi” alt başlığına sahip kitabın türü “anı-roman” olarak belirtilmiş.

İzmir’li Sefer, 70’li yılların ortasında okumak için Amsterdam’daki dayısının yanına gider, tabi hayatını sürdürebilmek için para da kazanması gerekmektedir, burada önce dayısının konfeksiyon atölyesinde çalışır sonra da yine dayısının ortak olduğu börekçide çalışır. O kadar yoğun çalışmaktadır ki hayat hiç anlamadan geçip gitmektedir. Ancak börekçide çalışmak ona birçok türde insan tanıma fırsatı sunmaktadır. Özellikle Amsterdam’daki hemen hemen bütün Türkler için börekçi bir buluşma, tanışma mekanıdır. Anlatıcımız Sefer özel hayatından da bahseder, kız arkadaşlarından, kaldığı evden ve evini paylaştığı ev sahibi Romano’dan da.

Yazarımız Sadık Yemni de 1975 yılında kahramanı Sefer gibi dayısının yanına Amsterdam’a gitmiş ve 1975 yılından beri de orada yaşamaktaymış. Sefer gibi o da pek çok işte çalışmış, hatta ilk romanını köprü bekçiliği yaparken geçirdiği sıkıcı saatlerde yazmış.

Alsancak Börekçisi yazarın eğlenceli diline rağmen maalesef beni çok cezbetmeyen bir kitap oldu, belki de içerdiği konular ilgimi çekmediği için. Kitabın sonu ise aceleyle bitirilmiş gibiydi, keşke örneğin Sefer’in börekçideki son gününü anlatarak bitirseymiş yazar, dedim. 70’lerde Avrupa’daki Türklerin hayatını merak ediyorsanız beğenebilirsiniz, keyifli okumalar dilerim.


Related Posts Plugin for WordPress, Blogger...