25 Mayıs 2017 Perşembe

Amaama to Inazuma

12 bölümlük animemiz 2016 yılında çıkmış ve TMS Entertainment Stüdyosu tarafından hazırlanmış. Stüdyoya ait diğer animeler arasında Itazura Na Kiss de var. Tür olarak dram, komedi ve slice of life (hayattan kesit) diyebiliriz. Bu anime de mangadan uyarlanmış. Kahramanımız 3 yaşındaki sevimli Tsumugi ve öğretmen babasıdır. Tsumugi’nin annesi yakın bir zamanda vefat etmiştir, babası ona iyi bakmak için elinden geleni yapsa da özellikle yemek konusunda sıkıntı yaşamaktadırlar. Bir gün kiraz çiçeklerinin açısını izlemeye gittiklerinde, parkta lise öğrencisi Kotori ile tanışırlar, Kotori onları annesinin restoranına davet eder. Hocamız çok mecbur kaldığı bir gün Tsumugi’yi buraya götürür, ancak Kotori’nin annesi televizyon programlarına çıkan bir aşçı olduğundan çok yoğundur ve bu nedenle restoran gerçekte açık değildir. Yine de Kotori öğretmeni ve kızını boş göndermez, birlikte güzel bir yemek hazırlarlar ve ardından afiyetle yerler. Bu törensel deneyim o kadar hoşlarına gider ki düzenli olarak buluşup güzel yemekler hazırlamaya başlarlar…

Bu animeye kaç puan vereceğimi bilemiyorum. Öncelikle çizimler, müzik ve jenerik çok güzel, konu değişik, Tsumugi karakteri hem sevimlilik hem gerçekçilik olarak çok başarılı, onu çok sevdim. Yemek yapılan animeler hoşuma gidiyor, burada da yapılan yemeklerin ayrıntılı tarifleri var, o hoşuma gitti. Yalnız konu bir yere gitmiyor, biraz durağan, halbuki animede işlenebilecek konular var, mesela Kotori sanki öğretmeninden hoşlanıyor gibi, veya Kotori’nin bıçak kullanamaması, öğretmenin yalnızlığı vs vs, havada kalmış bazı şeyler. Son bölümde sadece Tsumugi babasının onu çok sevdiğini anlamış oldu ve animemiz de böylece bitiverdi. Yine de animeyi sevdiğimi söyleyebilirim, ikinci sezonu olsa belki konular daha iyi işlenebilirdi. Imdb puanı 7,6. Keyifli seyirler.

21 Mayıs 2017 Pazar

Solaris – Stanislav Lem

Kitabımıza geçmeden önce küçük bir hatırlatma; fotoğraf yarışmamız 31 Mayıs'ta sona eriyor, şimdilik sadece 5 katılımcımız var, siz de katılın lütfen, bekliyoruz ! :)

Bilimkurgu türünün baş yapıtlarından biri, bir klasik olan Solaris, Stanislav Lem’in de en tanınmış eseri. Yazar 1921’de Polonya’da doğmuş. Hayatı da son derece ilginç. Tıp öğrenimi Nazi işgaliyle kesilmiş, makinist ve kaynakçı olarak çalışmış. 1946’de doktor olmuş. Lirik şiirler, bilimsel yöntem üzerine denemeler yazmış. Sibernetik ve bilim felsefesi ve tarihi üzerinde çalışmış. 1947-49 yılları arasında ruh bilim (psikoloji mi yani?) projelerinde araştırma asistanlığı yapmış. Bilim Yaşamı dergisinin editörlüğünü yapmış. Polonya Astronomi Derneği’nin kurucularındanmış. Polonya Sibernetik Derneği üyelerindenmiş. Krakov Üniversitesi’nde öğretmenmiş. Aynı zamanda bir çok ödül sahibi olan üretken bir yazarmış. Yapıtının kökenleri felsefi masalda Voltaire’e, dışavurumcu romanda Kakfa ile Joyce’e dayanıyormuş. Bilginin ve erkin sınırları, insanın uygarlıkla ilişkisinin trajik yönleri, fizikötesi düğümler Lem’in ana sorunsalıymış. Bilimsel gerilimi mizahla, grotesk, gotik bir tutumla, gerçeküstü öğelerle bütünleştirir. Ruhbilimsel didiklemesi, üstün anlatım yapısı ve ürpertici imgelem öyküsüyle Solaris, Lem’in çağdaş romana önde gelen katkısı sayılmaktadır.

Maya Yayınları’ndan 1983’te çıkan okuduğum baskı Mehmet Aközer tarafından çevrilmiş. 208 sayfalık kitap, kahramanımız Kelvin’in, Solaris gezegenindeki uzay üssüne görevli olarak gelişiyle başlıyor. Kelvin’i üsteki diğer görevlilerden biri olan Snow karşılar, ancak Snow çok garip davranmaktadır. Durum Kelvin için anlaşılmazdır çünkü diğer görevli Gilbarian intihar etmiş, Sartorius ise kendisini odasına hapsetmiştir. Snow ise Kelvin’e daha da garip şeyler yaşayacağını ima eder. Gerçekten de bu doğru çıkar. Kelvin oraya ait olmadığı apaçık olan dev gibi bir zenci kadın görür önce. Kısa süre sonra da ölmüş olan eski karısı capcanlı bir şekilde karşısına çıkar. Bütün bunlar onlarca yıldır üzerinde araştırmalar yapılan Solaris gezegenini kaplayan plazma halindeki okyanusla ilgili olabilir mi?

Kitap ana fikir olarak ilginçti ama açıkçası ben sıkıldım, bunda çevirinin de payı olduğunu düşünüyorum. Yine de türünün klasiği olan bu kitabı okuyup kendinizin karar vermesini tavsiye ederim. Keyifli okumalar.

16 Mayıs 2017 Salı

Değmez – İsmail Güzelsoy

Kitap zevklerimizin çokça uyuştuğu sevgili blogger arkadaşım Gül Akça’dan methini okuduğum Değmez, yazar İsmail Güzelsoy’un okuduğum ilk kitabı. Ancak yazar 9 tane roman yazmış, bir de İstanbul’un Gezi Rehberi isimli gezi kitabı.. Değmez yazarın Doğan Kitap’tan çıkan ikinci romanı, ilkinin adı Değil Efendi’den Renk ve Korku Meselleri. Değmez, Nisan 2015’de çıkmış, 369 sayfa.

İsmail Güzelsoy 1963 Iğdır doğumlu, roman da yanlış anlamadıysam Iğdır’da geçiyor. Başkahramanımız Faruk Ferzan ünlü bir edip, ilk anlatıcılarımız ise Nevırmor isimli siyah ve Simsiyah isimli beyaz kargalar. Hikaye Faruk Ferzan’ın cesedinin bulunmasıyla başlıyor, Doslar’ın bir avuç ahalisi onu bulup hayata döndürmeye uğraşırken sırayla bu ahalinin ve tabi Faruk Ferzan’ın kesişen hikayelerini dinliyoruz. Bu hikayelerin her biri ayrı gizemli ve bir de aşk var, Faruk ile Süheyla’nın aşkı…

Ben kitapta en çok Faruk Ferzan’ın hikayesindeki Mandreyke’li kısmı beğendim, o kadar hoş bir anlatımdı ki… Bir de Sadere’nin hikayesinin Şiraz’daki kısmı oldukça merak uyandırıcıydı. Yazar bütün romanı ince ince işlemiş diyebilirim, ufak tefek ayrıntılar hayranlık uyandırıcıydı. Genel olarak romanı beğendim ama her ne kadar romanın sonunda bütün hikayeler birleşip anlam kazansa da, hikayeler ayrı ayrı da merak uyandırıcı olsa da okurken biraz kopuk geldi bana, biraz daha toparlayıcı bir ana hikaye olsaydı, Faruk Ferzan’ın neden başkahraman olduğunu anlasaydık, Doslar için değerini daha derinden kavrayabilseydik bence roman çok daha etkileyici olurdu. Bu romanda adı geçene Değil Efendi’nin Renk ve Korku mesellerini de merak ediyorum. Bu arada romanın içindeki o güzel illüstrasyonları da (linol baskı olduğunu tahmin ediyorum) yazarın kendisinin yaptığını ekleyeyim. Farklı bir şeyler okumak isterseniz mutlaka tavsiye ederim, Gül Hanım’ın kitapla ilgili yazısı için tıklayınız, keyifli okumalar dilerim.

12 Mayıs 2017 Cuma

Orange

Orange son zamanların en popüler animelerinden biri. 2016'da yayınlanmaya başlayan anime 13 bölümden oluşuyor, stüdyo ise benim ilk defa karşılaştığım Telecom Animation Film. Stüdyonun daha önce başka bir animesini izlememiştim, ama myanimelist.com'a baktığımda bu işlerin biraz karışık olduğunu görüyorum, stüdyolar bir animenin yapımcısı olup, bir animenin lisansörü olup, başka bir animenin stüdyosu olabiliyorlar vs vs... Orange mangadan uyarlanmış bir anime, türü ise bilim-kurgu, dram, romantizm olarak geçiyor. Açıkçası bir süre "bilim-kurgu"yu görüp izleyip izlememe konusunda tereddüt ettim, ama izleyince gördüm ki, bilim-kurgu ile pek ilgisi yok aslında.

Kahramanımız Naho bir gün ilginç bir mektup alır, mektup 10 yıl sonraki kendisinden gelmektedir, gelecekteki Naho'nun bazı pişmanlıkları vardır ve bunların önüne geçebilmek için Naho'ya bazı tavsiyelerde -ricalarda- bulunmaktadır. Bunlar özellikle o sene okula yeni gelen ve ailevi sıkıntıları olan Kakeru ile ilgilidir. Bir süre sonra bu tavsiyelerin ve pişmanlıkların esas sebebinin Kakeru olduğu anlaşılır. Tabi Suwa, Hagita, Azu ve Takako da bu arkadaş grubunun diğer üyeleri olarak olaya dahil olur. Olaylar Naho ve Kakeru arasındaki aşkın da işin içine girmesiyle daha da karışık bir hal alır.

Ben animeyi çok sevdim, 13 bölüm olmasıyla (normalde 24 dakika, 13. bölüm ise 37 dakika) sıkmadan izleniyor, özellikle kapanış şarkısı çok hoşuma gitti, sözleri de gayet uyumlu animeyle;

When I almost forget my dream, I'm reminded by your tears
You remind me of why I came this far, time and time again
Withering on the embankment, the wind of unrequited love brings a second spring,
Someday I want to bloom on a branch beside you,

Some times you laugh with sad eyes,
Because there are still parts you haven't shown me,

Even on a branch this fragile,
Your future is being born,
Don't cut off the days we haven't seen,
I laugh at the present and reflect, I want to protect you,

When your heart seems like it will break, you can lean on this shoulder,
The burden you shoulder, I will carry it carefully as well,

You are are always a part of my tomorrow,
You become the wind that soothes all my doubts,

If I can cherish you like this, (if my love could stay as it is)
I don't mind if my feelings don't reach you,
Not intertwined, nor untied,
Deep within my heart, teardrops fall

Even on a branch this fragile,
Your future is being born,
Don't cut off the days we haven't seen,
I laugh at the present and reflect, I want to protect
Deep within my heart, I embrace the tears
Because I want to be at your side,
Because I want to be at your side,

***
Bu arada animenin diğer adı "Mirai" gelecek demekmiş. Orange ise grubun önce çıkan ismi Suwa'nın kızıl saçlarına bir gönderme. İmdb puanı 7,6 olan bu anime tavsiye edebileceklerim arasında. Keyifli seyirler dilerim.


11 Mayıs 2017 Perşembe

Şöyle Bir Şey Yapalım Mı?... Ödüllü Yarışma :)

Bu sefer çekiliş yerine yarışma yapalım dedim, kitap severlerin gözlerini şenlendirecek bir yarışma hem de:) Yarışmamızın konusu internette bulabileceğiniz veya kendi çektiğiniz kitap temalı fotoğraflar. İnternetten bulduğunuz veya çektiğiniz kitap, kitapçı, kütüphane ve benzeri konulu fotoğrafları yarışmamıza gönderebilirsiniz:)

Yarışmaya Katılım Şartları
* Blogun takipçisi olmak
* En beğendiğiniz kitap konulu bir fotoğrafı (size ait değilse kaynak belirterek) e-posta ile bana 31 Mayıs'a kadar göndermek

Bu tarihe kadar gelen fotoğrafları blogumda "yarışma" sekmesinde numaralayarak yayınlayacağım. Aynı fotoğraftan gönderen birden fazla sayıda kişi olursa ilk göndereni kabul edeceğim, diğer kişileri de bilgilendireceğim tabi, yarışmacıların sadece 1 katılım hakkı var. Anasayfada anket yapacağım ve 10 Haziran'a kadar en çok oy alan resmi gönderen kişi yarışmayı kazanacak.

Yarışmacıların kendi çektiklerini beyan ettikleri fotoğraflarla ilgili sorumluluklar kendilerine aittir.

Yarışmayı kazanana ödülüm aşağıdaki 3 kitap ve mütevazi bir kırtasiye seti:)
İyi Dilekler Ülkesi - Hamdi Koç
Frankenstein - Mary Shelley
Öte Yer - Sadık Yemni

Bu kitaplardan okuduğunuz varsa veya değiştirmek isterseniz değiştirebiliriz..:)

Daha önce hiç böyle bir şey denemedim, inşallah becerebilirim:) Herkese iyi şanslar...

9 Mayıs 2017 Salı

Blogunuz Ne Kadar Ediyor?

Blog yazarlığı emek isteyen bir iş, yazıların özgünlüğü, görsel çekiciliği gibi unsurlar takipçi ve ziyaretçi sayıları üzerinde oldukça etkili. Ancak herşey bununla da bitmiyor, yazı karakteri gibi ayrıntılardan tutun, içerik girilme sıklığı, sosyal medya üzerinde paylaşım oranları gibi pek çok faktör var. Kimi bloglar ise son derece özgün ve dolu içeriklere sahip oldukları halde fazla ziyaretçi çekemiyorlar, bunun yanında neredeyse bomboş içeriklerin inanılmaz tıklanma sayılarına ulaştığına şahit oluyoruz. Doğrusu benim fazla bilgi sahibi olmadığım anahtar kelime kullanma gibi bir takım yöntemler kullanılabiliyor. Geçenlerde Deep Tone blogların ortalama değerinden bahsetmişti, ben de merak ettim ve nette bakınırken şu siteye rastladım;

http://www.worthofweb.com/calculator/

Buradan blogunuzun veya websitenizin değerini hesaplayabilirsiniz, yalnız blog adresinizi yazarken sonuna ".tr" eklemeyi unutmayın. Ben çok ziyaretçi aldığını bildiğim bir çok bloga baktım, sonuçlar oldukça ilginç:) Ziyaretçi sayısı ile elde edilen bu sonuçlar aslında alexa rank ile aynı şey. Bir çokları ise Alexa'nın güvenilir olmadığını düşünüyormuş. Dediğim gibi konuyla ilgili teknik bilgim olmadığından yorum yapamayacağım ama bu hesaplama aracını eğlencelik olarak düşünebilirsiniz.

Görsel: https://s3.amazonaws.com/fjwp/blog/wp-content/uploads/2014/04/Know-Your-Professional-Worth-with-this-Salary-Calculator.jpg

5 Mayıs 2017 Cuma

Minyatür El Arabası

Evet, biliyorsunuz fimo yeni hobim oldu - her ne kadar pek vakit ayıramasam da- bununla beraber minyatür de işin içine girdi. Önce fimodan balkabağını yapınca, onu koymak için bir de el arabası yapmak istedim. Elimde kontrplak vardı, kafamda el arabasını tasarladıktan sonra modele göre tahta şeritler kestim önce, bir de arabanın tabanını, şansıma elimde tekerlek olarak kullanabileceğim tahta maket parçası da vardı.

Önce kestiğim parçaları zımparalıyarak çapakları giderip boyutları ayarladım, tutacak kısımlarını oluşturmak için zımpara ile bayağı bir uğraşmam gerekti tabi. Sonra da tutkalla -adım, adım- yapıştırdım. Sonra arabanın ayakta durabilmesi için silikon tabancası ile bulduğum ince tahta çubukları yapıştırdım.

Sonra kahverengi akrilik boya ile boyadım. Elimde bir paketten arta kalan kırpık kağıtlar vardı, onları da saman niyetine tutkal ile arabanın zeminine sabitledim, en son da balkabağımı oturttum içine, ama daha kabak eklemek istiyorum:) İşte böyle, yeni bir el işinde görüşmek üzere:)

Related Posts Plugin for WordPress, Blogger...