23 Ekim 2012 Salı

Bond, Sony ile İstihbarat Topluyor!

23. macerasına çıkan James Bond’un yeni filmi “Skyfall”, 2 Kasım’da vizyona giriyor. Bu sefer MI6 saldırı altında ve James Bond hem arkadaşlarını korumak, hem de M’e olan sadakatini kanıtlamak zorunda. Sen de gerçek bir Bond hayranıysan, Sony’nin sürükleyici sosyal medya oyunu “AjanS” bir hayli ilgini çekecek.

Sony, “Skyfall” lansmanı ile birlikte geçenlerde açıkladığı sosyal medya oyununun ilk görevini dün verdi. Bond’un zihni sinir alet edevatları olmadan sıkıntıya düşeceğini düşünen Sony, “4 ekran ile Bond’a yardım et” görevini açıkladı. Q’nun verdiği görevde 4 ekran olarak TV – Tablet – Akıllı Telefon ve Laptop düşünülmüş. Bu 4 ekranın nasıl kullanılacağı da kullanıcılara bırakılıyor.


Q’nun sorusu ise şu şekilde:

“Eğer sen olsan, bu 4 ekrandan hangisini seçerdin ve o ekrana hangi özelliği eklerdin?”

Sen de bir ekran seç, farklı ve Bond’un işine yarayacak bir özelliği Twitter’da #M1benyaptım hashtag’i ekleyerek paylaş. En çok retweet edilen ve Sony jurisi tarafından seçilen fikirlerin sahipleri, Bond’un güvendiği Sony Xperia Tablet S, Gala Gecesi davetiyesi ve Bond 50. Yıl Blu-ray seti kazanacak.

Bakalım gerçekten Bond’a yardımcı olabilecek zihni sinir bir yanın var mı?

Yeni görevleri öğrenmek için, #AjanS hashtag’ini takibe devam et.

https://www.facebook.com/SonyTR
https://twitter.com/Sony_Turkiye #AjanS #M1benyaptım

Bir bumads advertorial içeriğidir.

21 Ekim 2012 Pazar

Kancık - Roald Dahl

Roald Dahl, Çarli'nin Çikolata Fabrikası'ndan hatırladığımız 1916 doğumlu İngiliz yazardır. Kendisi hem çocuk kitapları hem de Kancık gibi yetişkinlere hitap eden kitaplar yazmıştır. Kancık, yazarın 4 öyküsünden oluşmaktadır, bu öykülerin cinsel içerikli olduğunu söyleyebiliriz. Bu öykülerden ikisi, yazarın en sevilen romanlarından birisi olan "Amcam Oswald"ın devamı niteliğindedir. İkinci öykü olan Konuk'u, Stephen Zwaig'in bir hikayesine benzettim, en beğendiğim de o oldu. İlk öykü dışındaki öyküleri merakla okudum. Yazar okuru meraklandırmakta son derece başarılı ama beni çok etkilemediğini de söylemeliyim, yine de fazla beklentiye girmeden keyifle okuyacağınız bir kitap.

17 Ekim 2012 Çarşamba

Su Altında - Patricia Highsmith

Patricia Highsmith'în Ripley serisinin dördüncü ve son kitabı Su Altında. Daha önce ilk üç kitaptan bahsetmiştim. Tom Ripley, serinin ilk kitabı olan Yetenekli Bay Ripley'de Dickie Greenleaf'i öldürdükten sonra yüklü bir paranın üzerine konmuştur, ikinci kitap Ripley'in Oyunu'nda zengin eşi Helois ile evlenip Fransa'ya yerleşmiştir ve geçmini ünlü ressam Derwatt'ın sate tablolarını yaptırarak (ve tabi eşinin ailesinden gelenlerle) sağlamaktadır. Eğer özellikle serinin ikinci kitabını okumadıysanız bu kitabı takip etmekte zorlanabilirsiniz. Bu kitapta Tom Ripley'in, daha önce, sahte resim meselesini ortaya çıkarmak üzere olan sanat eleştirmeni Murchison'u öldürdüğünü öğrenen Amerikalı psikopat çift Pritchard'ların onu rahatsız edişleri anlatılıyor. Doğrusu ben serinin ilk iki kitabını çok sevmiş olmama rağmen üçüncü kitap olan Ripley Karanlıkta'yı ve bu kitabı pek beğendiğimi söyleyemeyceğim. Belki daha kısa olsaydı olaylar daha sürükleyici olabilirdi. Yine de okunabilir.

13 Ekim 2012 Cumartesi

Kanon

Bildiğiniz gibi daha önce Kyoto Studio tarafından yapılan Clannad ve Clannad: After Story isimli animeleri izlemiş ve çok beğenmiştim. Sonrasında Kyoto Studio’nun yapmış olduğu animeleri araştırdım ve 2006 yapımı bir anime olan Kanon’a ulaştım. Kanon sanıyorum önceki yıllarda yapılmış bir animenin yeniden yapımı. Şablon olarak Clannad’a çok benzediğini söyleyebilirim. Karakterlerin tipleri bile aynı, Clannad’ın Sunohara’sı burada Kitagawa olmuş, Nagisa gibi hasta olan Shiori var, kısacası bütün karakterleri eşleştirebilirsiniz böyle.

24 bölümden oluşan bu anime aynı Clannad gibi dram ve romantizm üzerine. Yuichi liseyi okumak üzere teyzesi Akiko ve kuzeni Nayuki’nin yanına gelir. 7 yıl önce orada tatilini geçirmek için birkaç hafta kalmıştır ancak hiçbir şey hatırlamamaktadır. Önce kasabada dolaşırken Ayu ile karşılaşır, Ayu onu çok iyi tanır ama Yuichi bir şey hatırlamaz, yine de kısa sürede arkadaş olurlar. Sonra Matoko ile tanışır, ardından ve okula başlayınca ise Mai’yi tanır. Bu kişilerin hepsi ile küçükken bir şekilde tanışmış ve dramlarına tanık olmuştur. 7 sene sonra onların sorunlarını çözmek, mutlu etmek için çabalar ve sonunda olayları hatırlar.

14. bölümde serinin adının neden Kanon olduğu açıklanıyor, çünkü her tekrarda yeni bir ses eklenir ve şarkı daha güzel hale gelir. Sayuri bunu açıklar ve “hayat da böyledir, sanki hiçbir gelişme yokmuş gibi görünür ama her şey zamanla daha da zenginleşir, ” der

İşte Yuichi de bu yüzden zor durumdaki hiçbir arkadaşını yalnız bırakmaz ve hepsinin mutluluğu için ayrı ayrı mücadele verir, sadece o değil diğer arkadaşları da bu çabaya ortak olur. Gerçekten çok güzel bir anime’ydi, romantik ve duygusal animeleri sevenler kaçırmamalı, yine de Clannad’ın yeri ayrı tabi. Özellikle açılış şarkısı çok hoşuma gitti. Kaliteli ve güzel bir anime, tavsiye ederim.

Resim:http://spongbros.co.uk/blog/wp-content/uploads/2009/06/kanon-group-shot.png


6 Ekim 2012 Cumartesi

04:00 - Hikmet Hükümenoğlu

04:00, Hikmet Hükümenoğlu'nun dördüncü romanı. Bu kitabı Hikmet Hükümenoğlu'nun sitesinde düzenlemiş olduğu bir bulmacaya doğru cevap vererek, imzalı edinme ayrıcalığını yakaladım. Kitap çok yeni, sanıyorum iki hafta önce çıktı piyasaya. Hemen öncesinde yazarın çok farklı bir tarzda olan ikinci kitabı Küçük Yalanlar Kitabı'nı okumuştum.

Yazarın bu kitabının hemen hemen günümüzde ama distopik bir dünyada geçtiğini söyleyebiliriz. Distopik tanımında baskıcı bir rejimin varlığından bahsediliyor ama kısaca kötü bir dünya diyelim. Bu dünyada asit yağmurları yağmakta, İstanbul yıkıntıların üzerinde yükselen ucube bir şehir olmuş. Giray yaşadığı korkunç bir olaydan sonra hayatı "hayatta kalmak" düzeyinde yaşayan, yalnız bir adamdır. Bir gün, cinayet masasında komiser olan eski eşi Defne, bir kayıp çocuk vakasında Giray'dan yardım ister. Ancak istediği özel bir yardımdır, çünkü Giray bazen eşyalara dokunarak bazı olmuş olayları görebilme yeteneğine sahiptir. İstemese de bu kayıp çocuk vakasına dahil olur, bu olay onun kişisel meselelerini de gündeme getirir. Bir tarafta masum küçük bir çocuğu kurtarma telaşı, bir tarafta Giray'ın umutsuz hayatı, diğer tarafta kaotik şehrin akıl almaz olayları size sayfaları hızla çevirtecek.

Bu kitaptan Haruki Murakami tadı aldım, zaten Hikmet Hükümenoğlu'nun da sevdiği aynı zamanda kitabında göndermeler yaptığı bir yazar kendisi. -Kitabın kahramanlarından Kiraz, "Sahilde Kafka"yı okuyor-. Rüyalı kısımda da biraz Stephen King tadı aldım - ki kendisi çok sevdiğim bir yazardır ve kitapları kahramanımız Giray'ın eski evindeki kitaplığını süslemektedir:) . .

Hikmet Hükümenoğlu, 04:00 için bir de şarkı listesi hazırlamış, -kendisinin sitesinden şarkı listesini bulabilir ve şarkıları dinleyebilirsiniz, şarkı listesi için tıklayınız-, kitap boyunca ismi geçen şarkılar var listede, kitabın son iki bölümünü evde okuyabildiğim için kahramanımızla eşzamanlı olarak dinleyebildim son bir kaç şarkıyı:) Bence müzik, kahramanın hislerini bize en kısa yoldan anlatacak bir araç, bu açıdan şarkı listesi çok güzel bir fikir. .

Bir de, daha önce de bahsetmiştim, Hikmet Hükümenoğlu'nun önceki kitaplarında da yer verdiği o gizemli mekan var; iki apartman arasındaki daracık geçitten geçilerek çıkılan o tuhaf meydandaki sahaf, bu kitapta da var. Bu da okurlara küçük bir sürpriz gibi oluyor, benim çok hoşuma gidiyor, yazarın imzası gibi:)

04:00 gerçekten beğendiğim bir roman oldu. Bir takım doğa üstü öğeleri içermesi ve bazı kitaplarda olduğu gibi, bütün roman boyunca bunları kullanıp da sonra kitabın sonunda herşeyin "gerçek" açıklamasını yapmamış olmasından dolayı daha da sevdim kitabı. Kahramanı Giray'ı yakından tanıdım ve sempati duydum, genellikle bir kitabın konusu ne kadar ilginç olursa olsun kahramanlarından en azından birine sempati duymadığımda o kitabı da çok sevemiyorum. Kısacası 04:00 herkese tavsiye edeceğim bir roman, bu kitap henüz yeni çıktığından Hikmet Hükümenoğlu'nun bir sonraki kitabı çıkana kadar bir süre beklemem gerekeceği için üzülüyorum:)).

Hikmet Hükümenoğlu'nun diğer kitapları hakkındaki yazılarım;

Kar Kuyusu

47 Numaralı Kamara

Küçük Yalanlar Kitabı

Resim: http://media.giantbomb.com/uploads/11/119398/1670959-machinarium__screenshot__super.jpg


2 Ekim 2012 Salı

Küçük Yalanlar Kitabı - Hikmet Hükümenoğlu

Yazarın ikinci romanı olan Küçük Yalanlar Kitabı, 2007 yılında yayınlanmış. Daha önce size yazarın Kar Kuyusu ve 47 Numaralı Kamara isimli kitaplarından bahsetmiştim, geçen hafta yazarın son romanı 04:00 yayınlandı, 04:00'ün hemen öncesinde okumak istedim Küçük Yalanlar Kitabını.

Romanımız 1930'lu yıllarda İstanbul'da geçiyor. Öncelikle şunu söyleyeyim, kapağı ve ismi son derece çekici olsa da arka kapak yazısı hiç de çekici değil:) Bu yüzden bu kitabı okumakta bu kadar geciktim. Halbuki, kitabı okuduktan sonra, yazarımızın benim için en favori kitabı bu oldu -ki sanıyorum yazarımızın da ilk üç kitabı arasındaki favorisi Küçük Yalanlar Kitabı.

Kitap üç karakterin ağzından anlatılıyor; ablasına daha fazla yük olmak istemediği için çok da iyi tanımadığı Faruk ile evlenen, genç, güzel ve romantik Rezan; işine son derece bağlı, takıntılı ve nazik bir adam olan Faruk, yaşadığı travmatik bir olaydan dolayı evden çıkamama hastalığına yakalanmış ve güzel Rus kızı Sofiye Hanım'ın evine sığınmış Tevfik. Bu üç kişinin hayatı, Nicholas Delvin isimindeki esrarengiz yabancının, son derece değerli Semper Augustus ismindeki lale soğanlarını bulma umuduyla İstanbul'a gelmesiyle alt üst olur.

Kitaptaki hoş ayrıntılardan birisi; yolcu zeplini yolcularını Galata Kulesin'ne indirirken:)

Kitabın konusunu son derece ilginç buldum ama benim kitaptan bu kadar keyif almamı sağlayan şey daha çok kitaptaki atmosferdi. Öncelikle 1930'larda geçen bu kitabın bütün kahramanları çok nazik (İsmail Kuşçu'nun kuşlarına bile bağırırken "Susunuz" demesi çok hoşuma gitti:), zaten geçmişte geçen kitapları bu kadar sevmemin sebebi de bu, kısacası samimi ve keyifli bir atmosfer var kitapta. Örneğin Rezan'ın dergi okurken radyo dinlemesi, üst komşusu Madam Nora ile kahve içerken samimi bir sohbete dalması, Tevfik'in en seçkin klasik müzik plaklarını dinlerken keyifli keyifli kitap okuması gibi ayrıntılar bahsettiğim bu atmosferi yansıtıyor. Yazar gerekli durumlarda gizemli havayı da aynı şekilde vermiş, örneğin Nicholas Delvin ve Faruk'un Beyoğlu'nda çıktıkları o gizemli meydan ve orada gittikleri sahafta yaşananlar (ki bu yer yazarımızın diğer 2 kitabında da var ve son kitabında da olduğunu tahmin ediyorum:)) veya İstanbul Üniversitesi'ne gittikleri bölüm gibi. Yazarın kitapta 1930'ların dilini de kullandığını ekleyeyim.

Sofiye Hanım gramofonun başında klasik müzik dinlerken..:)

Küçük Yalanlar Kitabı'nı çok sevdim gerçekten, son zamanlarda okuduğum en keyifli romanlardan birisiydi. Her ayrıntının özenle yerleştirildiği, bence çok ustaca yazılmış bir roman. Yazarın daha önce okuduğum kitaplarında da aynı titizlik ve ustalık hissediliyordu ancak romanın eski bir zamanda geçiyor olması daha çok araştırma ve dikkat gerektirmiş olmalı diye düşünüyorum.

Yazmadan geçemeyeceğim ama Hikmet Hükümenoğlu'nun kitap kapaklarını çok beğeniyorum, sanıyorum Everest Yayınları'nın bütün kapaklarını Utku Lomlu hazırlıyor, bence çok başarılı gerçekten.

Kitabımıza geri dönecek olursak, Küçük Yalanlar Kitabı'nı kesinlikle tavsiye ediyorum ve Hikmet Hükümenoğlu'nun ismini daha sık duymamız gerektiğine inanıyorum. Ve 04:00'e başlamak için sabırsızlanıyorum:) Keyifli okumalar.

Yazarın Kar Kuyusu ve 47 Numaralı Kamara isimli kitapları hakkındaki yazılarıma bakmak için;

Kar Kuyusu

47 Numaralı Kamara


Related Posts Plugin for WordPress, Blogger...