15 Haziran 2021 Salı
Her Şey Yok Olur - Elizabeth Brundage
Kısa bir süre önce bu kitaptan uyarlanmış Netflix yapımı aynı adlı filmi (imdb: 5,3) "Aman da kimler oynamış, Aman-da Seyfried mi oyanmış?" diyerek seyrettim, film fena değildi, ben de kitabı daha güzeldir diyerek aldım okudum; nerden bilirdim yönetmen şahane bir iş yapmış??
Yazarımız hakkında pek bilgiye ulaşamadım, bu kitabıyla WSJ 2016 En İyi Gizem romanı ödülü almış, bir de sanırım yazarlık dersleri veriyormuş. Bu bilgiler beni bayağı bir şaşırttı...
Beyaz Baykuş Yayınevi'nden 2018'de çıkmış 480 sayfalık kitabımızı Bilge Yalçın Baştimur çevirmiş. Bu arada kapakta Stephen King'in roman hakkındaki "Hayalet, cinayet, normal görünen dehşet verici, psikozlu ve güzel bir roman" şeklindeki (Türkçe meali "bir şeye de benzetemedim ne desem bilemiyorum?") sözü yer alıyor...
Konumuz şöyle; genç Clare çifti 5 yaşındaki kızları ile küçük Chosen Kasabası'na taşınırlar çünkü George, kasabadaki Saginaw Üniversitesi'nde sanat tarihi bölümünde öğretim üyesi olmuştur. Catherin bu durumdan pek memnun olmasa da alışmaya çalışır, yalnız evde bir hayalet vardır. Taşındıkları çiftlik evinin eski sahipleri orada intihar etmişlerdir. Bu arada onların çocukları Clare'lerin yanında çalışmaya başlar. Bir süre sonra George ve Catherine'in arası açılır ve kaçınılmaz sona doğru olaylar gelişir...
Yazar "iyi yazıyorum, öyleyse neden konuyla ilgili-ilgisiz her karakteri bir baş kahraman gibi yazıp okuru boğmuyorum?" demiş ve kalemi almış. Konu ne belli değil? Yine herhalde bir liste yapmış; cinayet? tamam, hayalet? tamam, aldatma? tamam, psikopat?tamam, abuk sabuk olaylar? tamam, hepsi burda vs diyerek yazmış sanki. İlk 300 sayfayı okudum, güzeldi diyebilirim, yazar iyi yazıyor ama roman "iyi yazmak" değil, kurgu başka bir şey...
Son 100-150 sayfaya göz attım, "bütün iyi kitapları okudum, okuyacak hiç bir şey kalmadı" diyorsanız buyurun, yoksa "ben ettim, siz etmeyin"...
9 Haziran 2021 Çarşamba
Benjamin Anna’yı Seviyor - Peter Härtling
İlk okula gidiyordum, ailelerimiz bir kafede bizi beklerken arkadaşlarımla alışveriş merkezinin kitapçısına bakıyorduk. Ben her zamanki gibi "acaba bunları okuyabilecek yaşa ne zaman geleceğim?" diye iç geçirerek Stephen King romanlarına bakıyordum.
O sırada bir arkadaşım bu kitabı (1991 Afa Yayınevi baskısını tabi:)) seçmiş, "hadi hepimiz bu kitabı alalım" dedi, aldık. Hemen bir akşamda okuyup bitirmiştim, kitabı çok sevmiş, çok etkilenmiştim. Hatta oturup Benjamin'in ağzından Anna'ya mektup yazmıştım.
Bu arada kitap fiyatlarının neden bu kadar yüksek olduğunu merak ediyorum gerçekten, KDV kaldırılalı çok oluyor ama bu, okura hiç yansıtılmadı, hele çocuk kitapları daha uygun fiyatlı olmalı diye düşünüyorum, 1979'da yazılmış, normal kitap kağıdına
basılı, 109 sayfalık bu kitap indirimli 14 TL olmamalı mesela...
Peter Hartling, bol ödüllü bir Alman yazar. Kitabımız 2016 yılında 6. baskısını Günışığı Kitaplığı'ndan yapmış, çevirisini Necdet Neydim yapmış.
Hikayemiz Almanya'da geçiyor, Benjamin 9 yaşında bir ilkokul öğrencisidir, bir gün sınıfa Polonya'dan Anna isminde bir kız gelir, üstü başı sınıftakilerden farklı olduğundan herkes onu dışlar. Benjamin ise Anna'ya ilgi duyduğunu fark eder, böylece yeni bir arkadaşlık başlar.
Ben kitabı bu sefer sevemedim, 9 yaşındaki Benjamin asabi bir ergen tavrı sergiliyor, kendisinin yaşı 9 değil de 12-13 olarak verilmiş olsaydı anlayabilirdim ama davranışlar ve olaylar 12-13 yaşa uyacak şekilde. Kafamda bu bağdaştırmayı yapamadım. Benjamin'e de sinir olmaktan geri duramadım. Keyifli okumalar dilerim...
2 Haziran 2021 Çarşamba
Fahrenheit 451 - Ray Bradbury
Ray Bradbury'den daha önce "Uğursuz Bir Şey Geliyor Bu Yana"yı okumuştum, daha çok öyküleriyle bilinen yazarın pek çok öyküsünü de okumuşumdur. Fahrenheit 451 bilimkurgu edebiyatında kült olmuş bir eser, 1920-2012 yılları arasında yaşamış olan yazar bu romanı 1953'de (33 yaşında) yazmış. İthaki Yayınları'nın 2016'da çıkan 5. baskısında yazarın önsözüne de yer verilmiş. Orada yazar kitabın yazım hikayesini anlatmış, kitap aslında 25.000 kelimelik bir hikayeymiş, sonradan romana çevirmiş yazar. Bitince itfaiyeyi arayıp kitap sayfalarının kaç derecede tutuştuğunu sormuş, cevabı da romanına isim olarak koymuş, yanlış çevirmediysem yaklaşık 232 (C) derece:)
238 sayfalık kitabımızı Zerrin ve Korkut Kayalıoğlu çevirmiş. Öyle bir gün gelmiştir ki itfaiyeciler yangın söndürmek yerine kitapları yakmaktadırlar, çünkü insanların (internetten bahsedilmiyor haliyle ama) multimedya bağımlısı olduğu günlerde kitaplar yasaklanmıştır (yazarın bir de "yaya" olmanın yasaklandığı günler üzerine hikayesi varmış). Bir itfaiyeci olan Guy Montag, 16 yaşındaki komşusu Clarisse ile tanışana kadar hayatını sorgulamamıştır, ama bu kelebek peşinde koşan, ormanda yürüyüş yapmayı seven kız adamın içine kuşku tohumları ekmeyi başarır... Montag gerçeğe ulaşabilecek mi?
1953'te her eve aptal kutusunun girdiği günlerde Ray Bradbury gidişatı iyi görmemiş ve bu romanı yapmış, günümüzde de mesajı gayet yerinde bir roman bu... Sonu biraz daha canlı olabilir miydi acaba dedim ama güzeldi. Francois Truffaut filme de çekmiş romanı. Ayrıca kitabın sonunda Neil Gaiman'ın çok güzel bir sonsözü var, keyifli okumalar dilerim....
26 Mayıs 2021 Çarşamba
Montague Amca'nın Dehşet Hikayeleri - Chris Priestly
Minişlerim 8'ine merdiven dayadı, korku hikayelerine bayılıyorlar. Bugüne kadar kendi uydurduklarım, izlediğim/okuduğum şeylerden uyarladıklarım ile idare ettim. Bunların bir kısmı beğenildi, bir kısmıysa geçer not alamadı. Hal böyle olunca ben de Montague Amca'dan medet umdum. Hitap ettiği yaş olarak 11 yaş denmiş. O konuya sonra geleceğim...
Tudem Yayınları'ndan 2016'da çıkmış kitabımız 224 sayfa, çevirisini Zeynep Alpaslan çevirmiş, içinde her hikaye için birer illüstrasyon da bulunuyor. İngiliz yazarım daha sonra Kara Gemiden Dehşet Hikayeleri ve Tünelin Ağzından Dehşet Hikayeleri isminde iki devam kitabı da yazmış.
Küçük Edgar, ormanın içinde oturan eksantrik amcası Montague'yü ziyarete gider. Amcasının evinde ilginç eşyalar görür ve amcası da ona bu eşyaların dehşetli hikayelerini anlatır. Bu arada hikayelerden biri Urfa'da geçiyor. Son hikaye de Montague Amca'nın kendi hikayesi.
Hikayelerin gotik atmosferini sevdim, çoğu ilginçti gerçekten. Yalnız gerçekten dehşet ve şiddet içeriyorlar, 11 yaşa bile uygun mu bilemiyorum... Minişlere uyumadan önce -neyse ki- ben okudum, haliyle bol bol sansürledim.
Sonuç; keşke daha az şiddet ve dehşet içerse dedim, keyifli okumalar...
Bu da bonus olsun; https://www.youtube.com/watch?v=tgeXB-qPNyI
Tudem Yayınları'nın açtığı "trailer" yarışmasında Montague Amca'nın Dehşet Hikayeleri için hazırladığı trailer ile birinci olan Betül Gönüllü'nün eseri...
18 Mayıs 2021 Salı
Ruth - Lou Andreas-Salome
Kısa süre önce çok severek takip ettiğim Sevim Hanım'ın blogunda görüp okumak istedim bu kitabı. Lou Andreas-Salome 1861-1937 yılları arasında yaşamış, Petersburg doğumlu, Zürih Üniversitesi'nde teoloji ve sanat tarihi okumuş. Sonra Viyana'da psikanalistlerin çevresine girmiş, Freud'un öğrencisi ve yakın dostu olmuş. Ayrıca Rilke ve Nietzsche kendisine aşıkmış, çok etkileyici bir kadın olsa gerek. En ilginci de dünyanın ilk kadın psikanalisti olması...
İş Bankası Yayınları Modern Klasikler serisinden 2018'de (ilk baskısı) çıkan 244 sayfalık romanı Almanca aslından İlknur İgan çevirmiş. Yazar romanı 1897'de, 36 yaşında yazmış.
16 yaşındaki Ruth anne ve babasını kaybettiği için amcasının ailesiyle yaşamaktadır; hassas ve hayalperest bir kızdır. Erik ise 40 yaşında idealist bir öğretmendir, güzeller güzeli karısı Bel bir kaza sonucu yürüyemez olunca Erik yüksek ideallerinden vazgeçmek zorunda kalmıştır, bir de 15 yaşındaki oğulları Jonas vardır... Bir gün Ruth, evden kaçıp Erik'lere sığınır, kızın hayal dünyasından zaten etkilenmiş ve ona merak duyan adam kızın eğitimini üstlenmeyi teklif eder. Böylece kız öğretmeninin evinde yaşamaya başlar. Bu durum evdeki bütün ilişki dinamiklerini değiştirir...
İtiraf edeyim başta kitap biraz ağır gitti ama ikinci yarısı harikaydı, yazar bol bol doğa tasvirlerine de yer vermiş. Çözülme bölümü, özellikle sonu beni çok etkiledi, her karakterin hissiyatını, motivasyonunu çok güzel anlatmış yazar. Psikolojik romanları seviyorsanız kaçırmayın. Keyifli okumalar...
11 Mayıs 2021 Salı
Kaygısız Beyin - Catherine Pittman, Elizabeth Karle
"Kaygısız" deyince hemen aklıma "azıcık aşım, kaygısız başım" deyişi geliyor ama o iş o kadar kolay değil bu devirde maalesef. Ekonomik kaygılar, hele şu günlerde sağlıkla ilgili kaygılar yaşamayan var mı? İşte ben de kitapyurdu'nda bu kitabı görür görmez attım sepete. "Beyninizi dönüştürerek kaygı, panik ve endişeden kurtulmanın yolları"; ismi ve alt başlığı öyle iddialı ki okur okumaz bir daha hiç kaygılanmayacağım sandım...
Salt Okur'dan Nisan 2020'de çıkmış 204 sayfalık kitabı Ahmet Kar çevirmiş. Kitap 3 bölümden oluşuyor; ilki kaygılı beynin yapısını anlamak. Bu bölümde kaygının amigdala kaynaklı (panik, travma ve fobi temelli kaygı) veya korteks kaynaklı (düşünce, hayal vs temelli kaygı) mı olduğunu ayırt etmekten bahsediyor çünkü bu iki türe farklı yaklaşmak gerekiyor. İki ve üçüncü bölüm de sırasıyla amigdala ve korteks kaynaklı kaygıları nasıl tespit edip, bunlarla baş edebilmek için neler yapmamız gerektiğini anlatıyor.
Benim başta belirttiğim kaygılar korteks kaynaklı kaygılarmış, sebepleri hemen her psikoloji kitabında görebileceğiniz olumsuz düşünce kalıpları (felaketçilik, aşırı genelleme vs vs.) veya uykusuzluk ve benzeri fiziksel olumsuzluklar olabiliyor. Temelde kaygının bir gerçek /kehanet/ doğru olmadığı, sadece aklımızdan geçen milyon tane rastgele düşünceden biri olduğunu bilmek ve tüm diğer düşüncelerimiz gibi onunla mücadele etmeden, zihnimizden geçip gitmesine izin vermek esas olan... Kitapta bilinçli farkındalık gibi daha detaylı yöntemler ve rahatlama tekniklerinden bahsediliyor.
Kitapta aslında yeni bir fikir yok, zaten amigdala kaynaklı kaygı üzerinde daha çok durmuş, derli toplu sistematik bir anlatım var ama daha kısa olabilirdi; belki iki yazarlı olmasından dolayı biraz tekrarlar var gibi geldi bana. Yine de okunabilir, keyifli okumalar ve iyi bayramlar şimdiden..:)
9 Mayıs 2021 Pazar
Son Durum
Baktım elimdeki kitabı bugün de bitiremiyorum, sizden daha fazla uzak kalmayayım dedim. Şöyle sürükleyici bir romana kendimi kaptırmayalı bayağı oldu. Şu ara biraz hobilerimle haşır neşir oldum. Fotoğraftaki (onu da yamuk çekmişim) anneme anneler günü için yaptığım (boyamasını yaptığım yani) ayna, çok sevdiğim ilüstratör Feridun Oral'ın bir çalışmasını biraz değiştirdim. Kullandığım kalem su bazlıymış (ben sabit kalem sanıyordum) verniği sürünce bazı yerler dağıldı, eh bu da böyle olsun, ne yapalım:) Tüm annelerin anneler günü kutlu olsun... Yakında kitaplarla görüşmek üzere:)
Kaydol:
Kayıtlar (Atom)






